Çocuğun Kendine Saygısı Ne Zaman Başlar?
- Yazar: Zübeyde Arslan
- 24 Eylül 2026
- 14 kez okundu
ÇOCUĞUN KENDİNE SAYGISI
NE ZAMAN BAŞLAR?
Bir çocuğa sürekli “Sen özelsin” demek, onun kendisine saygı duymasına yetmez.
Bir çocuk sınavdan yüksek not aldığında onu övüyoruz.
“Harikasın.”
“Sen çok zekisin.”
“Sen zaten yaparsın.”
Bazen bir resim yaptığında, bir yarışmayı kazandığında, güzel okuduğunda, öğretmeninden olumlu bir geri bildirim aldığında aynı şeyi yapıyoruz.
Çocuk gülümsüyor.
Mutlu oluyor.
Ama sonra başka bir gün geliyor.
Sınavdan düşük not alıyor.
Bir soruyu çözemiyor.
Arkadaşı ondan daha başarılı oluyor.
Bir yarışmada dereceye giremiyor.
Bir öğretmeni çalışmasını beğenmiyor.
Ve çocuk bir anda şu soruyla baş başa kalabiliyor:
“Ben hâlâ değerli miyim?”
İşte özsaygının asıl sınandığı yer tam olarak burası.
Çünkü özsaygı, insanın kendisi hakkında her zaman olumlu düşünmesi değildir.
Her zaman başarılı olduğunu düşünmek de değildir.
Hatalarını görmezden gelmek hiç değildir.
Özsaygı biraz daha derin bir yerde durur:
“Başarısız olduğumda da değerimin devam ettiğini biliyorum.”
Çocuk kendisine verdiğimiz değeri nasıl öğreniyor?
Çocuklar özsaygıyı doğrudan bir dersten öğrenmez.
Büyük ölçüde ilişkilerin içinde deneyimlerler.
Bir hata yaptığında yetişkinin yüzündeki ifadeden…
Bir soruyu yanlış cevapladığında aldığı tepkiden…
Kardeşiyle kıyaslandığında duyduğu cümleden…
Arkadaşlarının yanında nasıl değerlendirildiğinden…
Başarılı olduğunda gördüğü ilgiyle başarısız olduğunda gördüğü ilginin arasındaki farktan…
Çocuk zamanla kendisi hakkında bir iç ses oluşturmaya başlar.
“Ben yeterliyim.”
“Ben beceremem.”
“Yanlış yaparsam sevilmem.”
“Başarılı olursam değerliyim.”
“Başkaları benden iyiyse ben yetersizim.”
Bu nedenle özsaygının temellerinden biri, çocuğun yalnızca başarılarının değil, varlığının da değerli olduğunu hissetmesidir.
Bu, çocuğa sürekli övgü vermek anlamına gelmez.
Hatta sürekli övgü bazen beklenmedik bir sonuç da doğurabilir.
Çocuk her yaptığı şey için “Harikasın.” duymaya alışırsa, zorlandığında bu cümleyi duymamak onun için rahatsız edici olabilir.
Bu nedenle çocuğu sonuçtan çok süreç üzerinden desteklemek daha anlamlıdır.
“Çok zekisin.” yerine,
“Bu soruyu çözmek için farklı bir yol denedin.”
“Sen zaten çok başarılısın.” yerine,
“Zorlandığın hâlde devam ettin.”
“En güzel resmi sen yaptın.” yerine,
“Resminde kendi fikrini yansıtmışsın.”
Bu cümleler çocuğun değerini bir sonuca bağlamak yerine çabasını, düşünmesini ve gelişimini fark etmesine yardımcı olur.
Özsaygı ile özgüven aynı şey değildir
Bu iki kavramı çoğu zaman birbirinin yerine kullanıyoruz.
Oysa aralarında önemli bir fark vardır.
Özgüven, “Bunu yapabilirim.” diyebilmektir.
Özsaygı ise “Bunu yapamasam da değerliyim.” diyebilmektir.
Bir çocuk matematikte kendisine çok güvenebilir.
Fakat bir soruyu çözemediğinde kendisini yetersiz hissediyorsa özsaygısı başarıya bağlı olabilir.
Bir çocuk sahnede çok rahat konuşabilir.
Ama bir eleştiri aldığında günlerce kendisini değersiz hissediyorsa burada da başka bir ihtiyaç ortaya çıkar.
Bu nedenle çocukların yalnızca “Ben yapabilirim.” demelerini değil,
“Yapamadığımda da kendime kötü davranmayacağım.”
diyebilmelerini istiyoruz.
Çünkü hayat boyunca her şeyi yapabilmek mümkün değildir.
Her çocuk bir gün başarısız olacak.
Bir sınavı kötü geçirecek.
Bir arkadaşlığı bitecek.
Bir yarışmayı kaybedecek.
Bir başvuru reddedilecek.
Bir işi beceremeyecek.
Önemli olan bütün bunların hiç yaşanmaması değil.
Çocuğun bütün bunların ardından kendisine nasıl davranacağıdır.
Özsaygıyı en çok karşılaştırmalar zedeliyor
“Bak, arkadaşın yapmış.”
“Abin senin yaşındayken bunları biliyordu.”
“Kuzenin senden daha başarılı.”
“Sen de biraz çalışsan onun gibi olursun.”
Yetişkinler açısından bazen motive edici görünen bu cümleler, çocuğun zihninde başka bir mesaja dönüşebilir:
“Ben olduğum hâlimle yeterli değilim.”
Karşılaştırma kısa vadede çocuğu harekete geçirebilir.
Ama uzun vadede çocuk kendi gelişimini değil, başkalarının seviyesini takip etmeye başlayabilir.
Bir başkasının başarısı onun için ilham kaynağı olmaktan çıkıp kendi yetersizliğinin kanıtına dönüşebilir.
Oysa eğitimde daha sağlıklı soru şudur:
“Dün neredeydin, bugün neredesin?”
Çocuğun rakibi başka bir çocuk değil, kendi gelişim yolculuğudur.
Veliler günlük yaşamda ne yapabilir?
Özsaygı büyük konuşmalarla bir anda oluşmaz. Evde her gün yaşanan küçük anların içinde gelişir. Bu nedenle velilerin değiştirebileceği bazı küçük tutumlar, çocuğun kendisiyle kurduğu ilişkiyi zaman içinde etkileyebilir.
1. Sonucu değil, çocuğun gösterdiği süreci fark edin.
“100 aldın, aferin.” demek yerine “Bu sınava hazırlanırken düzenli çalıştığını fark ettim.” demeyi deneyin.
Çocuk böylece değerinin yalnızca aldığı nota bağlı olmadığını görür.
2. Hemen çözüm üretmek yerine önce çocuğun ne düşündüğünü sorun.
Bir problem yaşadığında doğrudan “Şunu yap.” demek yerine:
“Sen bu durumda ne yapmak istiyorsun?”
“Başka bir çözüm olabilir mi?”
“Benden nasıl bir yardım istiyorsun?”
diye sorabilirsiniz.
Bu yaklaşım çocuğa hem düşüncesinin önemli olduğunu hem de her sorunun çözümünde yetişkine bağımlı olmadığını hissettirir.
3. Hatasını kişiliğiyle ilişkilendirmeyin.
“Sen zaten dikkatsizsin.” yerine,
“Bu soruda dikkatin dağılmış olabilir. Nerede hata yaptığını birlikte bulabiliriz.”
demek önemli bir fark yaratır.
Bir davranışı eleştirmek başka, çocuğu etiketlemek başkadır.
4. Kardeşleri ve arkadaşlarıyla kıyaslamayın.
“Abin bunu yapabiliyor.” cümlesinin yerine çocuğun kendi gelişimine bakın.
“Geçen ay bunu yapmakta zorlanıyordun, şimdi daha rahat yapıyorsun.”
Çocuğun referans noktası başka bir çocuk değil, kendi gelişimi olsun.
5. Çocuğun olumsuz duygularını hemen ortadan kaldırmaya çalışmayın.
Düşük not aldıysa hemen:
“Üzülme.”
“Bir dahaki sefere yaparsın.”
“Bunda ağlayacak ne var?”
demek yerine,
“Bu nota üzüldüğünü görüyorum.”
“İstersen biraz dinlenelim, sonra ne yapabileceğimize bakalım.”
diyebilirsiniz.
Çocuğun üzüntüsünü kabul etmek, başarısızlığı onaylamak değildir. Ona duygularının kabul edilebilir olduğunu göstermektir.
6. Çocuğun sizin beklentinizden bağımsız alanlarının olmasına izin verin.
Her etkinliğin akademik bir amacı olmak zorunda değil.
Resim yapabilir, oyun kurabilir, müzik dinleyebilir, spor yapabilir, bir konuda başarısız olabilir veya yalnızca dinlenebilir.
Çocuk kendisini yalnızca “başardığı işler” üzerinden tanımlamadığında özsaygısı da tek bir alana bağımlı kalmaz.
7. Kendi hatalarınız hakkında konuşun.
Bazen ebeveynlerin çocuklarına verebileceği en güçlü mesajlardan biri kendi hatalarını saklamamalarıdır.
“Bugün ben de bir şeyi yanlış yaptım.”
“Buna kızdım ama sonra sakinleşip tekrar düşündüm.”
“Bunu bilmiyordum, öğrenmem gerekti.”
Böylece çocuk hatanın utanılması gereken bir durum değil, hayatın doğal bir parçası olduğunu görür.
Çocukların kendilerine nasıl konuşacağını bizden öğreniyorlar
Belki de yetişkinlerin üzerinde daha fazla düşünmesi gereken noktalardan biri bu.
Çocuğa:
“Sen başarısız değilsin.”
demek kadar,
“Başarısız olduğunda kendine nasıl konuşuyorsun?”
diye sormak da önemli.
Çünkü bir süre sonra bizim sesimiz çocuğun iç sesine dönüşebiliyor.
“Dikkat et.”
“Bir daha yap.”
“Sen bunu başarabilirsin.”
“Yanlış yapabilirsin, sorun değil.”
“Bunun için üzülmen normal.”
“Biraz dinlenip yeniden deneyebiliriz.”
Bunlar zamanla çocuğun kendisine söyleyebileceği cümlelere dönüşüyor.
Bu yüzden özsaygı yalnızca çocuğa güzel sözler söyleyerek oluşturulan bir duygu değil.
Çocuğun kendi iç dünyasında kendisine nasıl davrandığını öğrenme sürecidir.
Çocuğa kendisini sevdirmekten önce kendisine saygı duymayı öğretmeliyiz
Çocukların kendilerini her zaman sevmesini beklemeyelim.
Bazen görünüşlerinden hoşlanmayabilirler.
Bazen bir özelliklerini beğenmeyebilirler.
Bazen arkadaşlarından geri kaldıklarını düşünebilirler.
Bazen kendilerine kızabilirler.
Bunların hepsi insan olmanın parçalarıdır.
Asıl mesele, bütün bunlara rağmen kendilerine kötü davranmamayı öğrenebilmeleridir.
“Ben hata yaptım ama hatam ben değilim.”
“Bugün başarısız oldum ama değersiz değilim.”
“Arkadaşım benden daha başarılı olabilir; bu benim değerimi azaltmaz.”
“Bir şeyi henüz yapamıyor olabilirim.”
Belki çocukların hayat boyunca ihtiyaç duyacağı en güçlü cümlelerden biri budur:
“Olduğum kişi ile yaptığım şey aynı şey değil.”
Bir sınav notu çocuğun tamamı değildir.
Bir davranış hatası karakterinin tamamı değildir.
Bir yarışmadaki derece yeteneğinin tamamı değildir.
Bir başarısızlık geleceğinin tamamı değildir.
Çocuk bunları ne kadar erken öğrenirse, hayatın karşısına çıkaracağı başarı ve başarısızlıklarla o kadar sağlıklı bir ilişki kurabilir.
Çünkü eğitim yalnızca başarılı çocuklar yetiştirmek değildir.
Bazen daha önemli bir görevimiz vardır:
Başarısız olduğunda da kendisine sırtını dönmeyen çocuklar yetiştirmek.
Belki gerçek özsaygı tam olarak burada başlar.
Çocuğun aynaya baktığında yalnızca güçlü yanlarını değil, eksiklerini de görebilmesi ve bütün bunlara rağmen kendisine insanca davranabilmesiyle…
Çünkü insanın kendisine duyduğu saygı, kazandığı günlerde değil; kaybettiği günlerde kendisine nasıl davrandığında daha çok görünür.
Zübeyde Arslan
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

harika bir konuda yapılması gerekenleri anlatan adım adım anlatmışsınız… kaleminize sağlık…
Yazılarınızdan çocuk psikolojisi üzerine bir çok şey öğreniyorum. Kaleminize yüreğinize sağlık.