Tanrının Unuttuğu Adam
- Yazar: Erdi Erden
- 24 Eylül 2026
- 10 kez okundu
TANRININ UNUTTUĞU ADAM
Kuş tüylerini toplamayı bıraktığı için Tanrısının kendisine küseceğini düşündü. Denk geldiği irili ufaklı her kuş tüyünü Tanrıdan kendisine iletilmiş bir remz olarak addediyordu. Tanrıyla arası bir öyle bir böyleydi. Madem sefil hayatında mucizeler gerçekleşmiyordu, O da işaretlere bel bağlamıştı. İnsanlarla paylaşamadığı tereddütleri vardı zira her tereddüt başkalarının kendisine sinirlenmesine neden oluyordu ve buna bir türlü anlam veremiyordu.
Kıllı parmaklarıyla şakaklarını ovdu. Cavlak başını kaşıdı. Ezan okunuyordu. Kulaklarında çocukluğundan alışık olduğu tını vardı. Ezbere bildiği Arapça sözleri dinledi. Nedendir bilinmez onu ilk defa camiye götüren dedesi aklına geldi. Hani şu eline işeyip de abdestini bozduğu dedesi. Düşünmekten kendini alamıyordu. Düşünmediği ender zamanlar vardı onunkisi düşünme hastalığıydı. Tek katlı evlerinin büyük pencerelerinden birine yaklaştı. Macunları tırnaklanmış cama eğildi. Camdan yansıyan toparlak adamın kendisi olduğuna inanamadı. İlaçlardan yirmi kilo almıştı. Kafa ilaçları… İyi gelmişti gerçi korkuları azalmıştı. İntihar etme düşüncesinden biraz olsun sıyrılmıştı. Allahtan evleri tek katlıydı, yüksek bir yer olsa zihninden kendini atma düşüncesi geçer korkuya kapılırdı. Elektrik akımı gibi gelirdi korku. Öyle zamanlarda ensesinden başlayıp sırtını kaplayan ılık bir his peydah olurdu. Bilindik korkular. Yok olmaktan korktuğunun farkında değildi. Canı yanacak hatta vücut uzuvları kopacak diye korkuyordu. Ölünün ölümden korkamayacağının bilincinde değildi. Tanrıdan korkmuyordu zira zevksiz hayatı yaşamaya değmezdi. Bir hiçti. Hiçliğe gitmek onun için kurtuluş bile sayılırdı. Bilinçli bir seçim değildi onunkisi intihar etmemeyi seçiyorum diyemiyordu intihar etmekten korktuğu için intihar etmiyordu.
Budarken kelleşen karabiber ağacının dibinde birbirine sokulmuş, okulun tavşanlarına depresyon döneminden beri onu takip eden boş hislerle baktı.. Bu duygudan sıyrılamıyordu. Koca bir hiçlik. Camdan yansıyan surata yel yepelek bakıp gözlerini yeniden tavşanlara dikti. Aklına cenazesine bile gitmediği, somağı beş karış uyanan beyaz sakallı, alkolik babası geldi. Annesini düşündü. Hiçbir şey hissetmiyordu.
Yoldan geçenleri izlemeye başladı. Dikkatli dikkatli kadınları süzdü. Zihninde kadınların da ona baktığını muhayyel etti. Bir nevi oyundu. Ön plana çıkmak, fark edilmek; ergenlik döneminden beri en önemli gayesiydi. Yine sıkılmaya başlamıştı. Sıkılmaktan sıkılıyordu. Bir ara keyif almadığı için hiçbir eylemin içinde bulunmadığı olmuştu. Öyle günlerde çay demlemek hatta yataktan çıkmak, duş almak bile ölümdü.
Handiyse yeniden kitap okuyabildiği için mutlu bile sayılırdı. Peş peşe kitap okumaya başladı tıpkı eski günlerdeki gibi. Bir zamanlar gece yarısı uyanır okkalı bir kitap okurdu bittabi bunun hastalığının mani dönemi yüzünden olduğunun bilincinde değildi. Bitmek bilmeyen enerjisi ile yazdığı kitapları kütüphanede bekliyordu. Yazmayı çok özlemişti. Yazarak ölümsüzleşmek. Hele bir de yazdıklarının okunması. Okuyucu; kim bilir onu hasta eden şey belki de okuyucusunun olmamasıydı.
Bal kıvamındaki zamanla kaplı mekana tıkıldığının, var olduğunun bilincinde olmaktan nefret ediyordu. Seyduna’nın bahçelerinde olmaktansa küçücük bir odada oturup bitip tükenmeyen bir şevkle yazmayı yeğlerdi. Yazarak varlığından sıyrılmak inanılmaz bir zevkti. Yorulduğunda ise okumak.
Sallanan sandalyesine oturdu. Sonsuzluk içinde belli bir harmoni ile hareket eden ve ses çıkartan sandalyeyle birlikte devinime başladı. Freudyen bir yorum yapmak gerekirse yok olmak ister gibi dudağını yoluyordu. Eline ikinci el olduğu renginden bile belli olan Bulantı kitabını aldı. Dudağını bıraktı. Kitabın arasından yere doğru güzel bir kuş tüyü düştü. ‘’Saçma’’ dedi ve kitaba devam etti.
Erdi Erden
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

bunun devamı var mı? olmalı… kaleminize sağlık…