VESVESE VESİLE 2
- Yazar: Tuğba SANCAK
- 5 Eylül 2026
- 10 kez okundu
VESVESE VESİLE
2.Bölüm
Kurumsal toplantıdan hedeflere yönelik tek bir karar çıkmadı.
“Haydi yüzmeye, Vesveseli Vesile.” Sen daha klasik bir deftere bile yazamıyorsun; genele uymak neyine?
Tam ayağa kalkacakken zihni yeni bir gündem maddesi daha çıkardı: Mayo.
Vesile başını eğip kendine baktı. Bu mayoyla mı gireceksin? “Ne var mayomda?” Bir şey yok. Zaten mesele de o. Bir şey olsa değiştirirsin.
Vesile zihniyle tartışmamaya karar verdi. Bu karar yaklaşık on iki saniye sürdü. Havlusunu aldı, çantasına güneş kremini koydu. Sonra çıkardı. Son kullanma tarihine baktı. Tekrar koydu. Kapıyı çekti.
İki basamak indi. Ütünün fişini çektin mi? Vesile durdu. Ütü yapmamıştı. Olsun. İnsan bazen yapmadığı ütünün fişini de çekmemiş olabilir. “Saçmalama.”
Bir basamak daha indi. Peki kapıyı kilitledin mi? Vesile yukarı baktı. Deniz aşağıdaydı. Ev yukarıda. Vesile ise tam ortada. Zihnindeki kurumsal toplantı yeniden başlamıştı. Üstelik bu kez katılım tamdı. Vesile içinden ona kadar saydı. Bir, iki, üç…
Dördüncü basamakta durdu. Ya gerçekten kilitlemediysen? “Kilitledim.” Emin misin? “Eminim.” Emin olmakla kontrol etmek arasında en fazla otuz saniye var. Bu, zihninin son zamanlarda geliştirdiği en ikna edici yöntemdi. Vesile geri döndü. Kapıyı bir kez itti. Kilitliydi. Bir daha itti. Hâlâ kilitliydi. Tamam. “Tamam mı gerçekten?” Ben bir şey demedim. Vesile, insanın kendi zihnine küsmesinin mümkün olup olmadığını düşündü. Mümkünse kendisi şu anda en az üç günlük konuşmama cezası vermişti.
Sokağa çıktığında hava sıcaktı. Denize doğru yürürken çantasını yokladı. Telefon. Cüzdan. Anahtar. Güneş kremi. Havlu. Su. Anahtar? Az önce dokunmuştu. Yine dokundu. Telefon? “Yeter!” Önünden geçen kadın dönüp Vesile’ye baktı. Vesile gülümsedi. “Şey… telefonla konuşuyorum.” Kadın kulağında kulaklık olmadığını fark etmiş olacak ki yürümeye devam ederken bir kez daha arkasına baktı. Şimdi de deli sandı. “Senin yüzünden.” Ben senim. Vesile bu cümlenin üzerinde durmamayı tercih etti. Çünkü biraz durursa denize değil, varoluşsal bir krize gideceğini biliyordu.
Sahile vardığında deniz sakindi. Çocuklar bağırıyor, kıyıda iki kadın ayaklarını suya sokmuş konuşuyor, biraz ileride bir adam gazetesini yüzüne kapatmış uyuyordu. Vesile derin bir nefes aldı. “İşte,” dedi. “İnsanlar yaşıyor.” Şimdilik. Vesile zihnini duymazdan gelip havlusunu serdi. Mayosuyla kaldı. Karnını içine çekti. Sonra bıraktı. Tekrar çekti. Böyle yürü. “Denize kadar nefes almadan mı?” Haklısın. Morarırsın. Daha çok dikkat çekersin. İlk kez zihninin bir önerisini işe yarar buldu.
Kıyıya doğru yürüdü. Ayakları suya değdiğinde durdu. Soğuktu. Bir adım attı. Sonra bir adım daha. Su dizlerine geldi. Çok açılma. “Biliyorum.” Kramp girebilir. “Biliyorum.” Deniz kestanesi olabilir. “Burada mı?” Bilmem. Araştırmadık. Vesile gözlerini kapattı. “Bugün hiçbir şeyi araştırmayacağız.” Bu cümleyi söyler söylemez içinde tuhaf bir ferahlık hissetti. Bir adım daha attı. Su beline geldi. Sonra kendini bıraktı. Yüzdü. Beş kulaç. On kulaç. Yirmi… Zihni ilk kez susmuştu. Vesile bunun farkına vardığı anda sevindi.
İnsan zihninin en büyük talihsizliği de buydu zaten: Sustuğunu fark ettiğiniz anda yeniden konuşmaya başlardı. Çantan nerede? Vesile birden arkasına döndü. Sahile baktı. Havlusu uzaktan görünüyordu. Çantası da yanındaydı. Birisi alabilir. “Kim alacak?” Hırsızın alnında hırsız yazmıyor. Vesile kıyıya doğru yüzmeye başladı. Tam o sırada ayağına bir şey değdi. Dondu. Ne değdi? “Bilmiyorum.” Denizanası olabilir. “Sus.” Balık olabilir. “Sus.” Ya yengeçse? Vesile ayağını öyle bir hızla çekti ki dengesini kaybedip suyun içine oturdu. Burnuna su kaçtı. Öksüre öksüre ayağa kalktı. Kıyıdaki çocuklardan biri ona bakıp kahkahayı bastı.
Vesile ayağına baktı. Bir şey yoktu. Sonra suyun üzerinde suç mahallinden kaçıyormuş gibi ağır ağır uzaklaşan şeyi gördü. Bir parça yosun. Vesile yosuna baktı. Yosun Vesile’ye bakmadı. Çünkü yosundu. “Benden daha huzurlusun,” dedi. Onun evi soyulamaz tabii. Vesile cevap vermedi. Bu kez kıyıya dönmedi.
Derin bir nefes aldı ve yeniden yüzmeye başladı. Bir süre sonra gerçekten rahatladı. Güneş omuzlarını ısıtıyor, su bedenini taşıyordu. Vesile, belki de hayatın her ihtimalini önceden düşünmenin insanı hiçbir ihtimale hazırlamadığını düşündü. Bu düşünce hoşuna gitti. Hatta aklına gelir gelmez eve gidince defterine yazmaya karar verdi. Sonra durdu. Hangi deftere? Vesile suyun ortasında kahkahayı bastı. Zihnindeki kurul şaşkındı. Çünkü ilk kez Vesile, gündem maddelerinden birini oylamaya bile gerek duymadan kapatmıştı: “Herhangi birine.”
Yüzmeye devam etti. Bir süre sonra kıyıya döndü. Havlusunun yanına gelir gelmez ilk işi çantasına bakmak oldu. Telefon. Cüzdan. Anahtar. Hepsi yerindeydi. Gördün mü? Boşuna endişelenmişim. Vesile kaşlarını kaldırdı. “Sen mi boşuna endişelendin?” Evet. “Beni denizden çıkaran sendin.” Ama çanta duruyor. “Zaten duruyordu.” Bunu şu an biliyoruz. Vesile cevap vermedi. Zihniyle tartışırken en sinir olduğu şey buydu. Ne olursa olsun haklı çıkmanın bir yolunu buluyordu. Kötü bir şey olursa “Ben demiştim.”, olmazsa “Tedbirli olmakta fayda var.”
Kaybetmesi mümkün değildi. Havlusuna uzandı. Tam o sırada yanındaki kadın seslendi: “Hanımefendi, sırtınız çok kızarmış.” Vesile’nin eli havada kaldı. “Sırtım mı?” “Evet. Biraz fazla güneşte kalmışsınız galiba.” Vesile boynunu çevirmeye çalıştı. İnsan kendi sırtına bakmaya çalışınca ne kadar anlamsız hareketler yaptığını o gün öğrendi. Güneş kremi sürmedin. “Sürdüm.” Yüzüne sürdün. “Omuzlarıma da sürdüm.” Sırtına? Vesile sustu.
Kurumsal toplantıda beklenmedik bir gelişme yaşanmıştı. Bütün departmanlar aynı anda ayağa kalkmıştı. Güneş yanığı. Cilt lekesi. Gece acır. Su toplar mı? İnternetten bak. Vesile telefonu eline aldı. Arama motorunu açtı. “Güneş yanığı ne zaman tehlikelidir?” yazdı. Sonra ekrana baktı. Sildi. Tekrar yazdı: “Hafif güneş yanığı kaç günde geçer?” Onu da sildi. Telefonu çantasına koydu. Ne yapıyorsun? “Hiç.” Araştırmayacak mısın? “Hayır.” Ama sırtın— “Yanmış.” Ya— “Yanmış işte.” Bu kadar. Vesile, bu iki kelimenin sadeliğine hayran kaldı. Yanmış işte. Her şeyin arkasında ikinci bir ihtimal, üçüncü bir felaket, dördüncü bir senaryo olmak zorunda değildi. Bazen bir sırt sadece yanardı. Bazen ayağa değen şey sadece yosundu. Bazen kilitli kapı gerçekten kilitliydi. Bazen insanın aklına gelen şey, yalnızca aklına gelen bir şeydi. Vesile havlusunu omuzlarına aldı. Yine de eve gidince bir bak. “Bakarım.” İnternetten? “Aynadan.” Zihninden ses çıkmadı. Vesile gülümsedi. Bugünkü toplantının ilk somut kararı alınmıştı.
Eve doğru yürümeye başladı. Yolun yarısına geldiğinde telefonu çaldı. Arayan annesiydi. “Alo?” “Vesile, neredesin kızım?” “Denizden dönüyorum anne.” “İyi misin?” “İyiyim.” “Sesin bir tuhaf geldi.” Vesile durdu. Sesin gerçekten tuhaf mı? “Anne, nasıl tuhaf?” “Bilmem… Bir değişik.” Boğazına deniz suyu kaçtı. Öksürmüştün. Akciğerine su kaçmış olabilir mi? Vesile gözlerini kapattı. Toplantı yeniden açılmıştı. Hem de olağanüstü gündemle. “Anneciğim, burnuma biraz su kaçtı. Ondandır.” “Aman dikkat et. Geçen gün televizyonda—” “Anne!” “Ne var?” “Televizyonda ne olmuş, anlatma.” “Niye?” “Çünkü benim kafamın televizyona ihtiyacı yok. Kendi yayın akışı zaten yirmi dört saat.” Annesi birkaç saniye sustu. Sonra güldü. Vesile de güldü. Telefonu kapatınca yürümeye devam etti.
Apartmanın önüne geldi. Çantasından anahtarını çıkardı. Kapıya uzattı. Anahtar dönmedi. Bir daha denedi. Dönmedi. Yanlış anahtar mı? “Hayır.” Kilidi mi bozdular? “Hayır.” İçeride biri— Vesile başını kaldırdı. Kapının üzerindeki numaraya baktı. 18. Kendi apartmanı 16’ydı. Bir süre kapıya baktı. Sonra iki bina ötedeki kendi apartmanına baktı. Ve kahkahayı bastı.
Sabah kapıyı üç kere kontrol etmiş, anahtarı dört kere yoklamış, çantasını denizden gözetlemiş, yosundan kaçmış, güneş yanığını felakete çevirmek üzereyken kendini durdurmuştu ama evinin hangi bina olduğunu kontrol etmek bir kez bile aklına gelmemişti. Ben aslında söyleyecektim. “Kes.” Gerçekten. “Toplantı bitti.” Ama— “Mesai saati doldu.”
Vesile kendi apartmanına doğru yürüdü. İki adım sonra zihni son bir kez fısıldadı: Peki ya bu da senin apartmanın değilse? Vesile durmadı bile. “Değilse öğreniriz.” Zihni sustu. Vesile gülümsedi.
Belki de vesvesesiz olmak, insanın aklına kötü ihtimallerin hiç gelmemesi değildi. Her gelen ihtimale ev sahipliği yapmamaktı. Kapıyı açtı. Bu kez kontrol etmeden içeri girdi.
Tuğba Sancak
Diğer yazılarımı okudunuz mu?
https://fisildayankalemler.org/vesvese-vesile/

bu kadına hem kızıyorum hem okumaya devam ediyorum… bu kadının süreçleri devam etmeliydi yazarım…
Vesvese Vesile’yi özlemiştik. Yüreğinize, kaleminize sağlık.