ARTIK

ARTIK

ARTIK

Bugün evin satışını yaptık.

Yıllar önce o evi alabilmek için ne çok şeyden vazgeçtiğimizi, kaç kere hesap yaptığımızı, kaç kere “biraz daha sabredelim” dediğimizi hatırlıyorum. O zamanlar bütün derdimiz bir ev sahibi olmaktı. Bir kapımız olsun, çocuklarımızın büyüyeceği bir yerimiz olsun, ne olursa olsun sonunda dönüp geleceğimiz bir evimiz olsun istemiştik. Oldu da. Yıllar geçti, o evde hayatın en güzel günleri de oldu, en ağır günleri de.

Bugün o evin satışına imza atarken elim titremedi ama içimde bir şey sessizce yer değiştirdi. Çünkü insan bazen bir şeyin bittiğini, bittiği gün değil, son kez elinden bıraktığı gün anlıyor.

Evin içinde kalan eşyaları, duvarları, odaları düşünmedim sadece. Birlikte verdiğimiz mücadele geldi aklıma. O günlerde birbirimize nasıl inandığımızı, nasıl yorulduğumuzu, bazı geceler geleceği konuşurken ne kadar başka insanlardık ikimiz de. Sonra hayat değişti. Biz değiştik. Aynı evin içinde bile birbirimize uzaklaştığımız zamanlar oldu. Bazı şeyleri kurtarmaya çalıştık, bazılarını artık konuşmadan geçtik. Derken bir zamanlar birlikte kurduğumuz hayat, yavaş yavaş iki ayrı hayata dönüştü.

Bugün bunun son maddi izi de ortadan kalktı.

Tuhaf olan şu ki, yıllardır kapanmasını beklediğim bir kapı kapanınca içimde büyük bir rahatlama olmadı. Bir boşluk oldu sadece. Sanki geçmişte bıraktığımı sandığım bazı şeyler bugün gelip yanıma oturdu. Üzüntüden çok, geçen yılların ağırlığıydı belki. İnsan en çok da kendi hayatına dışarıdan bakınca şaşırıyor. “Biz gerçekten bütün bunları yaşadık mı?” diye düşünüyor.

Yaşadık.

İyi günlerimiz de oldu, birbirimizi anlamadığımız günler de. Şimdi bunların hiçbirini değiştirmek mümkün değil. Zaten değiştirmek de istemiyorum. Çünkü ne olursa olsun o yılların içinde benim hayatım var, senin hayatın var, çocuklarımızın çocukluğu var.

Belki bugün birbirimize ait olan son şeyi de geride bıraktık. Bundan sonra birbirimizin hayatında yalnızca geçmişten kalan izler olacağız. Ama çocuklarımız söz konusu olduğunda, hayat bizi ne kadar ayrı yerlere götürürse götürsün, aynı cümlenin içinde kalacağız.

Bugün bunu düşününce içim burkuldu.

Çünkü insan bazı insanları kaybettiğinde yalnızca onları kaybetmiyor; onlarla birlikte kendisinin bir dönemini de uğurluyor.

Bugün ben biraz da o kadını uğurladım. Bir zamanlar seninle aynı evin içinde gelecek kuran, bütün zorluklara rağmen “bir gün her şey güzel olacak” diye inanan kadını.

Artık o ev yok.

O günler de yok.

Seninle paylaşacak bir hayatımız da yok.

Çocuklarımız dışında, artık seninle ortak hiçbir şeyimiz kalmadı.

Ve galiba insanın en çok canını acıtan da bazı vedaların bir daha dönülecek bir yer bırakmaması.

Filiz Tezerdi

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

SESSİZ SEVGİ

Yorumlar (3)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    bunları yaşayan biri olarak sizi çok iyi anlıyorum

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Maalesef istemesekte bu tarz olayların içinde kendimizi buluyoruz. Burada asıl olan sizin cümleletinizin gücü. Kaleminize yüreğinize sağlık.

  3. Yılmaz Kutlu SEMİZ OFFİCİAL dedi ki:

    Çeçten ayrılmak sızılıdır. Özgürlükse ümit verir. Hiç bir obje insan kadar değerli değil. Yeni hayatınızda sağlık, huzur sizinle olsun 👏🏻👏🏻

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Filiz TEZERDİ

Ben Filiz Tezerdi 01.04.1978 İstanbul doğumluyum. İlkokul ve lise yıllarında profesyonel olarak Galatasaray Futbol Klübünde basketbol oynadım. Müzik tutkusu nedeniyle kısa bir dönem radyo DJ liği yaptım. Yazmak konusunda çocukluktan gelen bit alışkanlık var. Yıllarca günlük tuttum bir taşınma sırasında kaybettim sanırım en büyük kaybım. Onları hep bir kitap haline getirmek istemişimdir. Kısa hikaye, öykü ve şiirler yazıyorum.Henüz bir kitabım yok ama bir çok antoloji projelerinde yer aldım. İki çocuk annesiiyim. Özel sektörde satış danışmanı olarak çalışıyorum.