BİR ŞAİRİN GEZİ YAZILARI- GÖLHİSAR
- Yazar: Hüseyin YILDIZ
- 13 Temmuz 2026
- 12 kez okundu
BİR ŞAİRİN GEZİ YAZILARI
GÖLHİSAR- GELİN KAVAĞI
Gelin Kavağı’nın Gölgesinde
Gölhisar’ın tarihi sokaklarını arşınlarken, geçmişin yankıları arasında kayboluyorum. Kibyra’nın sütunları gibi, bu topraklar da nice efsaneleri, nice hikâyeleri içinde saklıyordu. Yüzyılların izini süren taş yolların arasında, koca çınarın hikâyesi aklımı çelmişti. Halk arasında dilden dile anlatılan “Gelin Kavağı” efsanesini dinlemek için yönümü ona çevirdim.
Öncesinde, herkesin övgüyle bahsettiği Memiş’in Yeri’ne uğradım. Çörek otu kahvesinin buruk ama iç ısıtan tadını damağımda bırakarak, yılların ve hikâyelerin saklandığı o ağacın yanına vardım. Uzaktan bakınca bile bir zaman kapısı gibi yükseliyordu; göğe uzanan dalları, geçmişin izlerini bugüne taşıyor gibiydi. Ağacın etrafında sessizce dolaşırken, dalgın dalgın kavağın gölgesinde duran yaşlı bir adam dikkatimi çekti.
Yanına yaklaşarak selam verdim, isminin Ahmet olduğunu söyledi. Derin bakışlarında geçmişin izleri vardı: “Ahmet dede buraya neden Gelin Kavağı diyorlar?” diye sordum. Yaşlı adam, gözlerini yavaşça kapadı, sonra derin bir nefes aldı. Sanki yıllardır beklediği bir soruydu bu.
“Bak oğul,” dedi, sesi hem titrek hem de vakurdu. “Bu ağaç, sadece bir çınar değildir. Dalları, nice gelinin sessiz duasını taşır gökyüzüne. Kökleri, buradan gelip geçenlerin sevinçlerini, hüzünlerini içine çekmiştir. Ama en çok da bir gelinin gözyaşlarını…”
Sonra anlatmaya başladı:
“Yıllar önce, bir düğün alayı bu ağacın yanından geçerken, gelin aniden fenalaşmış ve oracıkta son nefesini vermiş. Bembeyaz gelinliği, rüzgârın hışırtısıyla savrulurken, köy halkı bu ani ölüm karşısında derin bir yasa bürünmüş. O günden sonra, buraya “Gelin Kavağı” demişler. Kimileri, gelinin duvağının ağacın dallarına takıldığını, kimileri ise ruhunun hala burada gezindiğini anlatırmış.“
Ahmet amca, gözlerini ufka dikip iç geçirdi. “Bilmem farkında mısın oğul?” dedi, “Şimdi de gelinler buraya geliyor. Ama artık onların hikâyesi başka. Eskiden gelinler baba evinden ayrılırken, gözleri yaşlı olurdu. Ana kucağından kopmak, doğup büyüdükleri topraklardan gitmek yüreklerini burkardı. Şimdi ise çoğu, kendini bir masalın içinde sanıyor. Gelinlik, artık bir günlüğüne giyilen bir süs gibi… Oysa eskilerde, gelinlik bir vedaydı, yeni bir hayata adım atmaktı. Şimdi, fotoğraf karelerinde donup kalan bir mutluluk süsü…”
Sustu. Gözlerini ağacın dallarına kaldırdı. Gölgesinde kim bilir kaç anı saklıydı? Kim bilir kaç ana, kızını uğurlarken burada dua etmişti?
Ben de suskunluğa sığındım. Zaman değişse de özlem hep aynıydı. Eski gelinler, eski zamanların gelinleri, ardında hüzünlü bir koku bırakırdı. Şimdiki gelinler ise, belki de o eski ruhları anlamadan, bu ağacın gölgesinde poz veriyorlardı.
Ayrılırken Ahmet amcanın sesi arkamdan yankılandı:
“İnsan unutursa geçmişini, ağaçlar anlatır oğul. Ama sen unutma, bu ağaç, gelinlerin gözyaşlarını hala dallarında saklar…”
11.03.2025
Hüseyin Yıldız (Kalemşah )
Kültür ve Turizm Bakanlığı Halk Şairi
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

harika bir öykü… yeri önemli kılan her öykü ilgi çekici…
Gidip görmüş kadar olduk. Tebrikler
This post delivered good reasons to explore the topic further while browsing online and I look forward to reading more from you