Lanetli Bedenler 3.Bölüm

Lanetli Bedenler 3.Bölüm

LANETLİ BEDENLER

BÖLÜM 3

     Akşam karanlığı, dağın yamaçlarından yavaşça süzülerek ormanı tıpkı bir yorgan gibi örtmeye başlamıştı. Kızıl dolunayın ortaya çıkması neredeyse an meselesiydi. Yaklaşan o korkunç gerçeğin farkında olan Burak ise, ortamdan uzaklaşmak için yollar aramaya başladı. Bir şekilde o grubu terk etmesi ve içindeki canavarın onları bulmasını önlemesi şarttı!

       Bu sırada birkaç gencin yemek hazırlıkları sırasında kampın yakınlarında bulunan göle girmek için yanlarından ayrıldıklarını öğrenen Burak, dolunay tepeye ulaşmadan onların geri gelmesini ümit etti. Eğer dolunay çıkmadan dönerlerse onun da içi rahatlayacak ve derin bir nefes alacaktı.

       O esnada kayıp olan gençler de ormanın içinden kahkahalar eşliğinde çıkmıştı. Onların geldiğini fark eden Burak, rahat bir nefes alarak kendini sakinleştirmeyi başardı. O sırada gölden gelen gruba doğru ilerleyen Buse’yi gördü. Onlarla konuşurken yüzünde oluşan gülümseme, sanki daha önce görmediği başka bir güzelliğini ortaya çıkarmıştı.

      Ona bakarken, kendi yüzünde de ister istemez aynı gülümsemenin oluştuğunu fark etti. Kendine çekidüzen verip hemen yüzündeki o aptalca gülüşü sildi. O an çok net bir şeyin farkına vardı:

       Kendi kendine aptal gibi gülümserken, içinde oluşan o tarifsiz mutluluk ve huzur…

       Bu duygu onu o kadar sarsmıştı ki, olduğu yere çöküp öylece donakalan Burak, daha fazla orada kalmaması gerektiğine karar verdi ve eşyalarını hızlıca toparlamaya başladı. ‘Burada ne işim var benim? Benim sağlam kalan ruh sağlığımı da bozacaklar!’ diye kendi kendine mırıldanıp durdu.

       Her şeyden habersiz olan Buse ise, bu güzel günün tadını çıkarırken, ilk defa yaşadığını hissediyordu. Etrafındaki insanların yaşadığı o saf aşkı izledi. Kavgalar, üzüntüler ile dolu olsa da arada mutluluğu yakalayabilmek onları nasıl memnun ediyordu. O an gözünün önünde geçmişteki ilk aşkı belirdi; o masum bakışları, aşk dolu sözleri ve mutlu oldukları saatleri düşündüğünde, ruhunun derinliklerinde kapanmış ve kabuk bağlamış yarayı adeta tekrar tekrar deşiyor gibi idi.

        İki sene öncesine kadar yaşadığı mutluluğun bir gecede nasıl son bulduğunu hatırlamak canını yakıyordu. Eğer ailesi yanında olmayıp ona kol kanat germemiş olsalardı onun da sonu aynı sevdiği adam gibi olacaktı.

      Düşünceler arasında boğulurken gözlerinden akan yaşlara engel olamadığı için kendine kızdı. Etrafındaki arkadaşlarına baktı. Kendisine bakmamaları ya da neler yaşadığını sormamaları onu mutlu etse de, sevgilerini bu kadar göz önünde yaşamaları biraz canını yakıyordu. Her ne kadar bazıları buna kıskançlık dese de, Buse için bu sadece geçmişe duyduğu özlem idi.

       Zayıflığını daha fazla etrafa göstermemek için çadırına gitmeye karar verdi. Böylece kimsenin onu ağlarken görmesini istemiyordu. Bu sadece onların kendisine acımasına neden olacaktı. Buse bunu kaldıracak güce henüz hazır olmadığını düşünüyordu.

        En yakın arkadaşlarından İlayda yanı başında belirdi. “Neyin var senin kuzum? Sabahtan beri dikkat ediyorum, devamlı ruh halin değişip duruyor. İyi misin sen?” sorularını yöneltirken endişe dolu gözlerini bir an olsun Buse’nin üzerinden ayırmıyordu.

       Buse’de bu ilginin farkındaydı ve en yakın dostuna sarılmayı, her şeyin yolunda olduğunu söylemeyi istedi lâkin, aklı bunun doğru olmayacağını ve sadece gülümseyerek oradan uzaklaşması gerektiğini söyleyip duruyordu. Onların bu mutlu anlarını kendi ölümcül hataları ve yaptığı yanlış seçimlerin sonuçları ile uğraştırmak istemiyordu.

       Bu sırada kampın çevresinde eğlenen gençlerin dışında kalan Burak, gitmek için son hazırlıklarını yapıyordu. Niyeti, hava tamamen kararmadan ormanın derinliklerinde gözden kaybolmaktı. Zaten bu kamp yerinde gereğinden fazla vakit harcamıştı.

       “Hayrola? Nereye böyle?” aniden yanı başında beliren Cüneyt’in varlığı ile hazırlıksız yakalanan Burak, korkudan az daha şekil değiştirip adamın üzerine atlayacaktı. Bunu fark ettiğinde yaşadığı şok tarif edilemezdi.

        Bütün dikkatini toparlanmak için harcamakla o kadar meşguldü ki, yaptığı büyük hatanın ancak farkına varabilmişti. Burak, bu dikkatsizliği yüzünden Cenk’in ölebileceğini ve diğerlerinin de bundan çok büyük zararlar görebileceklerini hesaba katmadığı için kendini büyük bir ahmak olarak görmüştü.

       “Neden bu kadar sessizsin! Birine bu şekilde yaklaşılmaz! Bunu bilmiyor musun?” konuşurken hissettiği öfke sesine yansımıştı. Öfkesi, diğer insanlar tarafından fark edilecek kadar yükselmiş durumda idi. İnsanların bazen ne kadar sinsi olduklarını unutmuş olmasını aptallığına bağladı.

         Kaşları havaya kalkan Cüneyt “Sahi mi? Hâlbuki gayet sesli bir şekilde yaklaştım. Dostum, bence senin en yakın zamanda kulaklarını göstermen lazım. Hem, neden bu kadar büyük bir tepki verdiğini anlamıyorum. Korku filmi çekmiyoruz ya!” diyen Cüneyt, söylene söylene Burak’ın yanından uzaklaştı.

         “Sen iyi misin?” Bu sırada diğer taraftan yanına yaklaşan Cenk, sakin bir şekilde Burak’ın yanı başına her an kalkmaya hazır bir pozisyonda tünedi. “Neden toparlanıyorsun? Bu gece bizimle kalsana bizi buraya kadar getirdin ve senin de burada bulunmanı çok isteriz.” diyerek onu ikna etme çabasına girişti.

          Her ne kadar Burak bulunduğu bu ortamı sevmiş olsa da, neticesinde o bir insan değildi. Eğer gökyüzüne yükselmeye hazır o dolunay olmasa belki kalabilirdi! Lâkin bu pek de mümkün değildi. Eğer hızlı olmaz ve burada oyalanmaya devam ederse Cenk’in istediği o eğlence kanlı bir kâbusa dönüşebilirdi.

         “Üzgünüm genç adam, bu gece kendimi izole etmek için buraya gelmeyi planlamıştım. Dağcılıkla uğraştığım için arada kendim ile baş başa olmam gerekiyor ve bu da onlardan biri. Sizlerle daha sonra yeniden bir araya geliriz ama bugün değil.” diyerek konuşmaya son noktasını koymuş oldu.

         Bu konuşma üzerine Cenk, onu kalmaya ikna edebilecek hiçbir kelime bulamıyordu. Bu nedenle adamı kendi ile baş başa bırakmaya karar verdi. “Peki adamım, kendini en iyi sen bilirsin.” diyerek konuyu kapattı ve diğerlerinin yanına gitmek için oradan ayrıldı.

         Bu arada diğerleri kendi aralarında adamın tuhaf olması hakkında konuşurken Buse ise onun neden gitmek için bu kadar ısrar ettiğini anlayamamıştı. Biri ona karşı saygısızlık ettiyse bunu konuşup halledebilirlerdi. Grubu buraya getiren o değil miydi? Dönüşte kim onları bırakacaktı peki?

          Aklındaki düşünceler sanki onun bedenini ele geçirmiş gibi idi. Yavaşça yerinden kalkıp, adama doğru ilerlediğini ve tam yanı başında durup yüz yüze geldiklerinde fark etmişti. Yaptığı aptallığın farkına varsa da, artık geri dönüşü yoktu: Adam ile yüzleşmek zorunda idi…

         “Sırayla gelmenizin özel bir nedeni mi var? Dur! Yoksa bu bir komplo mu?” adamın kehribar rengi gözleri kendi gözlerine sabitlenmesi için Buse’nin başını biraz kaldırması gerekmişti. O an adamdan yayılan değişik bir koku algıladı. Sanki daha önceden yaktığı çam ve yağmur ormanı kokulu tütsü gibi idi.

        Bir an Buse öylece donup kaldı. Sanki hipnoz olmuş gibi kıpırdayamıyordu. ‘Neyim var benim böyle?’ kendi kendine söylenirken neler olduğunu çözmeye çalıştı. ‘Bu durum adamdan mı yoksa benden mi kaynaklı?’ hâlâ kendi kendine düşünüp, sorunu kendi içinde çözmeye çalışıyordu.

       Derin bir nefes aldı ve gözlerini kapayarak hem bedenini hem de ruhunu sakinleştirmeye çalıştı. Yanı başındaki yakışıklı ve uzun boylu adamdan etkilendiği için mi oluyordu? Lâkin mantığı bunun doğru olmadığını dile getiriyordu.

       Adama aldırış etmeden olaya konsantre olmaya çalıştı. “Bak, arkadaşımla aranda neler dönüyor bilmiyorum ama, bu insanlar senin aramıza katılmanı istiyor. Sonuçta beraber geldik ve yine birlikte döneceğiz. Neden şu anda bizi bırakıp gitmek için çabalıyorsun, anlamıyorum!” İçindekileri tamamen dökebildiği için biraz rahatlamıştı.

        “Anlamana gerek yok! Sana hesap verecek değilim ufak kız! Git kendi işine bak!” diyerek Buse’yi âdeta yanından kovarcasına sesini yükseltmişti. Ardından genç kızı şaşkın bakışlarıyla orada bırakıp, kamp eşyalarını yerleştirdiği sırt çantasını sırtlayıp ormana doğru ilerledi.

       Bu sırada onların arasında geçen o hararetli konuşmaya şahit olanlar; kendi aralarında gruplaşıp dedikodu yapmakla o kadar meşgullerdi ki, Buse’nin ne kadar kırıldığının farkında değillerdi. Sonunda kırgınlığı yavaşça yerini öfke patlamasına bırakıyordu. O kadar sinirlenmişti ki, büyük bir ağacı yerinden söküp o lanet adamın üzerine fırlatabilirdi.

       “Evet? Bana olanları anlatmayı düşünüyor musun?” Aniden İlayda’nın sesiyle daldığı rüyalardan uyanan Buse, düşüncelerine giren adamın bulunduğu alana baktı. Cüneyt denilen asalak dışında kimsenin olmadığını fark etti.

       O an içinde bir yerlerde adlandıramadığı bir boşluk hissetti. Eski bir anı gözünün önünde canlandı. O zamanlar aşık olduğu yakışıklı genç çocuk için bile kalbi bu denli deli gibi atmamış, onunla ettiği kavgalar da bile bu kadar öfkelenmemişti.

        ‘Bu his neden şimdi bir yabancı için ortaya çıktı ki?’ düşündü durdu lâkin, bu soruya bir cevap bulamadı.

        Yanı başında oturan arkadaşı İlayda’nın delici bakışlarını fark etti. O anda sorduğu sorunun cevabını beklediğini anladı. “Kusura bakma bir an için seni dinlemedim. Neden bahsediyordun?” her zaman doğruları söyleyen biri olduğu için çizgisini asla bir adam için bozamazdı.

        “Senin bir sıkıntın var ve bunu hemen bana anlatacaksın, o kadar!” Buse’nin onu dinlememiş olması İlayda’yı gerçekten çok kızdırmıştı. Bu yüzden her bir kelimenin üzerine basa basa söylemişti. Adeta burnundan soluyordu! ‘Nasıl bir insan karşısındakini kaile almaz ki?’ diye söylendi kendi kendine.

         İlayda’nın dedikoduyu seven bir yanı olduğunu Buse bazen unutup duruyordu. Biraz önce ki olayı öğrenmek ve herkese anlatmak için nasıl da meraktan öldüğünün farkındaydı. “Aslında anlatacak hiçbir sıkıntım yok! Neden böyle düşündüğünü hiç anlamış değilim doğrusu!” diyerek son noktayı koyan Buse, çadırına ilerledi. Bu gece orada kalıp herkesten uzakta kitabını bitirmeyi istiyordu.

        Gecenin karanlığı etrafa çökmüş, dolunayın parlak ışığı bütün ihtişamı ile etrafı aydınlatmaya başlamıştı. Temiz hava almak ve etrafta neler olduğunu öğrenmek için çadırından çıkan Buse, yakılan ateşin etrafında toplanan arkadaşlarını fark etti. Cenk’in eline aldığı gitar ile yavaş ritimde çaldığı müzik sayesinde, insanların nasıl kendilerinden geçtiklerini izledi.

         Aradan geçen bir saatin ardından herkes çadırlarına çekilmek için ortalığı toparlamakla meşgul idi. Gecenin sessizliğine ayak uydurmaya çalışıyorlardı. Buse ve Yasemin kalan bulaşıkları yıkamak için göle doğru ilerlediler.

       Bulaşıkları yıkarken bir yandan da tepelerindeki kızıl ayın göle yansıyan muhteşem görüntüsünü izliyorlardı. “Burak nereye gitti acaba?” diye soran Yasemin’in sesiyle düşüncelerden sıyrılan Buse, bu ani soru karşısında bir an afallayıp kaldı. “Sence neden gitmiş olabilir Buse?” bakışları adeta Buse’yi delip geçecek gibiydi.

      “Ben nereden bilebilirim ki? Neden bana soruyorsun?” Adeta dedikodu yapmak için doğmuş olan Yasemin, genç kadını çileden çıkarmak üzereydi.

       “Bu akşamüzeri gruptan ayrıldı ve nedenini bile söylemedi. Kimseye nereye gittiğini de söylemedi! Gerçekten çok terbiyesiz bir hareket! Onun gibi birinden hiç beklemezdim doğrusu…” diyen Yasemin, içindekileri dökmeye devam ediyordu. Buse ise onu dinlemeyi bırakmış, Burak’ın neden gittiğini düşünmekteydi.

       ‘Seni lanet olası! Acaba nereye gittin? En önemli soru ise neden gittin? Yoksa… birinden kaçıyor olabilir mi?’ Aklı bu gibi sorularla dolu bir halde geceyi kızıla boyayan dolunayın altında, gözleri istemsizce karanlık ormanın derinliklerine doğru kaydı. O sırada aklında tek bir soru vardı:

     Gerçekten neden gitmiş olabilirdi?

Devamı gelecek…

 

TUĞÇE HALE ÖZMEN

Hikayenin 1 ve 2. bölümlerini okudunuz mu?

LANETLİ BEDENLER

Yorumlar (5)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    heyecanla bekliyorum…

    1. Anonim dedi ki:

      💖💖 yeni bolumler cok yakinda

    2. Tuğçe Hale Özmen dedi ki:

      çok yakında sizlerle olacak

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Çok güzel bir seri herkes gibi bende heyecanla devamını bekliyorum.

    1. Tuğçe Hale Özmen dedi ki:

      çok teşekkür ederim yeni bölümler yakında

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tuğçe Hale Özmen

Tuğçe Hale Özmen, 15 Aralık 1986 İstanbul doğumludur. İlk hikayesini Orta okul da kaleme almıştır. Lise yıllarında ilk fantastik eseri Tılsım için yazım hayatına atılmıştır. Fantastik-edebiyat alanında eserler kaleme alan bir yazardır. Anlatılarında mitoloji, hayal gücü ve insanın içsel yolculuğunu bir araya getirerek okuru gerçek ile düş arasındaki sınırların silikleştiği dünyalara davet eder. Kurduğu evrenlerde karakterlerin; kimlik arayışı, güç, kader ve seçim temaları öne çıkar. Özmen, fantastik anlatının sunduğu özgürlük alanını kullanarak okurlarına hem sürükleyici hem de düşünsel bir okuma deneyimi sunmayı amaçlamaktadır. Yazarın bilinen eserleri arasında: * Tılsım (Mola Kitap-2012) * Kurban (Ateş Yayınları-2022) bulunur ve eserleri fantastik kurgu ve korku-gerilim türünde anılmaktadır. Yazar, şimdilerde ise İlaç fm kanalında Dj olarak görev almaktadır.