Lanetli Bedenler

Lanetli Bedenler

LANETLİ BEDENLER

BÖLÜM 1

    Buse gülümseyerek derin bir nefes aldı ve o sıcak yaz sabahın güzelliği ile yatakta keyif yaparken “Kamp yapmak için ne kadar da harika bir gün!” diye sevinç ile haykırdı.

    Bugün lisedeki üç arkadaşıyla Türkiye’nin en güzel ormanlarına sahip Yalova’nın Armutlu semtinde, birkaç gün geçirmeyi düşünüyorlardı. Bu düşünceyle içi heyecanla dolup taştı.

   “Sonunda okuldan ve gereksiz insanlardan uzakta olabileceğim!”

    Hava öyle sıcaktı ki, sanki nefessiz kalmış gibi hissetti. ‘Yoksa hamamın kapısını kilitleyip beni içeride mi unuttular acaba?’ Sonra da kendi kendine yaptığı şakaya kıkırdadı.

     Terden ıslanmış bedenini serinletmek için duş almaya karar verdi. Bu sırada mutfaktan gelen kızarmış ekmek ile sucuklu yumurtanın kokusu burnuna dolduğunda zevkten ve açlıktan mest oldu. “Ne kadar da acıkmışım!” diyerek banyo kapısında kala kaldı. Düşündü… “Banyo mu? Mutfak mı?”

     Her ne kadar bedeni yıkanmak için banyo diye çığlık atsa da, midesi aç olduğunu haykırmaya başlamıştı bile! Sonunda savaşı bedeni galip gelerek banyonun yolunu tuttu. Soğuk suyun altında rahatlayıp kendine gelen bedeni, kendini yeniden doğmuş gibi hissettirdi.

    Birkaç gündür sınavlar yüzünden uykusuz kalıyordu ve haliyle elâ gözlerinin altı morarmış halde etrafta dolandığı anlar oluyordu. Aynaya baktı. O morluklar hâlâ oldukları yerde duruyordu ve elâ gözlerini cansız gösteriyordu. Üzerine şort ve askılı body geçirip, beline kadar uzanan gür kahverengi saçlarını tepede toplayarak mutfağa yöneldi.

    Ünlü boşanma avukatı olan babası Cevdet Bey ile polisiye roman yazarı annesi Sevda Hanımı mutfak masasındaki bar taburelerinde otururken buldu. Annesi, renkli sapları olan gözlüğünü takmış gazetedeki 3. Sayfa haberlerine bakıyordu. Babası ise, aldığı davalardan birinin içine gömülmüş halde kendi kendine mırıldanıp duruyordu.

     Yanlarına yaklaştı ve masadaki diğer boş tabureye oturdu. Karşısındaki anne ve babasına baktı. Küçük bir kız iken, ileride tıpkı onlar gibi iyi bir eğitim almış, başarılı bir insan olmanın hayalini kurduğu anları hatırladı. Gerçi, hâlâ ne olmak istediğine bir türlü karar veremediği için haliyle bu durum oldukça canını sıkıyordu.

      Kendine çeki düzen verdi. “Günaydınlar!” diyerek ailesini selamlayan Buse, masaya neşeyle cıvıldayarak oturdu. Onun bu halini fark eden ailesi, önce endişeyle birbirlerine baksalar da sonradan nedenini hatırlayarak gülümsediler.

      Kahvaltı esnasında hem yemek yiyip hem de mutluluktan ayaklarını sallayan Buse, kendini okula yeni başlayan bir öğrenci veya babası lunaparka götüreceği için heyecanlanan küçük bir kız çocuğu gibi hissetti. ‘Ne kadar da şapşalım!’ diye düşündü.

      Kahvaltıdan sonra odasına çıktı. Arkadaşları gelmeden son kez hazırlıkları kontrol etmesi ve çantaya yerleştirmesi gerekiyordu. Her zaman çanta hazırlamayı sona bıraksa da, içine yerleştireceklerinin listesini hazırlamayı asla unutmazdı!

      Önceden hazırladığı listeyi çıkardı ve çantaya koyacaklarını yatağın üzerine sırasıyla yerleştirmeye başladı. Alacakları belli idi: Çadır, termos, iki paket kahve, uyku tulumu, kıyafet, gaz lambası, el feneri, fener için gerekli birkaç pil, birkaç tane de kitap-defter ve en önemlisi yiyecekler…

     Üç gün sürecek olan kamp yaşamı, onun için elektronikten uzak bir yaşam demekti: Sadece kitaplar ve doğa..!

      Son anda fotoğraf makinesini almayı hatırlayan Buse, kendine kızarak en önemli şeyi nasıl unutabileceği konusunda söylenip durdu. Hemen şifonyerin en alt çekmecesini açtı ve üzerinde doğa ile ilgili çıkartmalar olan küçük bir çantayı aldı. Askılı olan çantanın içini kontrol etti.

      Yedek pil, askı aparatı ve fotoğraf makinesi…

      Artık gitmek için her şey hazırdı!

     Sırt çantasını ve makinesini kapının yanı başındaki portmantonun hemen önüne bıraktı. Ardından oval şeklinde, altında gülümseyen bir melek olan bronz aynanın önüne geçti.

      Darmadağınık saçları ona uzun sürecek bir savaşın başlangıcı gibi görünüyordu. Düzgün bir şekil vermek için neredeyse yarım saatini saçlarına ayırmak zorunda idi. O kadar uzun ve o kadar kalın saçları vardı ki, neredeyse şekil vermek imkânsızdı!

     “Ah! Bu saçlardan bıkmaya başladım ama! Her seferinde bana engel oluyorlar ya!” Bir taraftan da söylenip duruyordu.

      “Kimler var?” Aniden annesinin oturma odasından gelen meraklı sesi, Buse’yi şaşırttı. Önce neden bahsettiğini anlayamadı ve başını odaya doğru uzatıp kadına boş boş baktı.

     “Neden bahsediyorsun anne?” Gerçekten de anlamamıştı!

    “Kamp diyorum! Orada kimler olacak?” Bir yandan sorarken öbür yandan da elindeki kitabı okumakla meşguldü.

    ‘Gerçekten de bana mı soruyor?’ Annesine baktı. Lâkin annesi ona bakmak yerine elindeki kitaba bakarak konuşuyordu. ‘Ne kadar garip bir kadın!’ diye düşündü. “Bütün arkadaşlarım var anne!” diye yüksek sesle ve kinayeli bir ton ile açıkladı.

     Aniden genç kızın aklına annesinin bu konuyu ilk açtığı zaman ki sözleri geldi, ‘Hiçbir şey sormayacağım! Ne de olsa sen artık kocaman bir kız oldun,’ diye içinden onun sözlerini tekrar edip, ‘Dayanamadı işte!’ diye yüzündeki zaferi gizlemeye çalışarak kıkırdadı.

     Annesinin karşısına dikildi ve “Hani ben büyümüştüm anne?” tek kaşını kaldırıp ‘Hani nerede bana olan o sarsılmaz güvenin?’ der gibi imalı bir bakış attı.

     “Ay! Ne var canım bunda! İnsan çocuğunun kimlerle arkadaşlık ettiğini de mi merak etmeyecek?” Sevda Hanım, Buse’nin davranışlarına bozulmuş, kitabı masanın üzerine bırakıp, sandalyesinde başı dik bir şekilde oturdu.

      Sandalyesinde otururken, yüzünü de başka yöne çevirmiş kızına bakmıyordu bile! Bir an için annesinin çok üzüldüğünü düşünüp gönlünü almaya karar verse de, aşağıdan gelen korna sesleriyle çıkması gerektiğini kendine hatırlattı.

      Hızla kapıdan çıkarken “Ben kaçtım!” diyerek evdekilere seslendi. Annesinin cevap vermemesi kalbini yaralasa da, ‘Döndüğümde özür dilerim artık!’ deyip daireden çıktı.

     Apartman kapısında arka arkaya duran iki arazi aracını fark eden Buse, şaşkınlıktan konuşamaz halde öylece kalakaldı. Sadece kızların ufak bir araçla gelmesini beklerken, iki kocaman aracın ve kızların dışında erkeklerin de olacağından habersiz olmak onu hazırlıksız yakalamıştı.

       “Hadi binsene kızım!” Sınıf arkadaşı Yasemin’in sesiyle kendine gelerek hemen arkadaki aracın açık bagajına eşyalarını koyup ön koltuğa yerleşti. Yasemin’in arka koltukta erkek arkadaşı Cenk’in koynuna girerek Buse’ye gülümsemesi genç kızı şaşırttı. “Diğerleri nerede? Öndeki araçta mı?

       “Evet. Duygu ve Esra’da erkek arkadaşlarıyla geldikleri için arabaya ihtiyacımız vardı.”

       “Keşke haber verseydiniz kızlar! Oysa ki biz bize olacağız diye izin almıştım!” Bu habersiz olaylar gerçekten de Buse’nin çok canını sıkıyordu. Onların yanında şimdi kendini küçük bir kız çocuğu gibi hissedecek ve fazlalık gibi görecekti. Bu durum eğlenmesine de mani olacak gibiydi.

        “Bende kapı komşumuz olan arkadaşım Burak’a sordum, o da kampa gittiği için bizi bırakmasını rica ettim. Sağ olsun kırmadı beni.” diyen Cenk, Buse’nin yanı başında arabayı kullanan adamı başıyla işaret etti. “Bu sayede iki araba gidiyoruz! Hem belki Burak da bizimle kamp yapar, değil mi?”

        “Merhaba! Demek siz de kamp yapacaksınız?” diye gülümsedi sorarken. Biraz zorlama olsa da bir şekilde sözcükler dudaklarından dökülmüştü.

         Adam ile göz göze geldiğinde onun kehribar rengi gözlerini fark etti. O anda nefesinin kesildiğini hissetti. ‘Ne kadar değişik gözler?’ diye düşündü.

        Adamın gülümsemesiyle yüzünde oluşan gamzeler, Buse’nin kalbin de ani ritmik bozulmalara sebep oldu. Yüzünün alevler içinde yandığını hissetti. Hemen başını diğer tarafa çevirerek ‘Hiç bu kadar etkileyici gülümsemesi olan çekici bir erkek ile tanışmamıştım!’ diye söylendi içinden.

       “Evet.” Daha başka bir şey söylemeden yola odaklanmaya devam etti.

    Adamın duruşundan bile asalet aktığını fark eden Buse, onunla fazla diyaloğa girmenin hoş olmayacağına kanaat getirdi. Çünkü kalbi, bu ‘gizemli’ adam ile sohbet etmek için hiç de hazır değildi.

     Koltuğunda geriye yaslandı ve pencerenin dışında kalan komşularıyla sessizce vedalaşıp, derin bir nefes aldı. Yanı başında arabayı kullanan adamın çekiciliğini düşünmemeye özen gösterdi. Nedense ruhunun ona doğru çekildiğini hissediyordu!

     ‘Çok saçma!’ diye düşündü içinden. Şoför ile ilgilenmemeye kesinlikle kararlıydı. O, kendisi için sadece tuzaktan ibaretti.

     İki saat süren yolu uzatmamak için Pendik’ten arabalı feribota binmenin daha kârlı olacağını düşündüler. Bana kalsa Gebze’den daha hızlı olarak geçmek daha kolay olacaktı ama onların seçimi.

    Yaz sezonu olması sebebiyle tıklım tıklım olan feribotlar da bazen oturacak yer bulmak oldukça zor olabilirdi. Bu yüzden Buse ve birkaç kişi üst kata çıkarak yiyecek bölümünden kahve ve çay almaya çıktı. Yolculuk yaklaşık 75 dk. sürecek ve canı sıkılanlar için vapurda fotoğraf çekimi daha ilgi çekici olabiliyordu.

     Eskilerin en sevdiği ise; çay ve simidin tadı…

     Rüzgârın sertliği ve denizin haşin dalgaları birlik olmuş âdeta vapuru batırmaya çalışıyordu. Sağdan ve soldan devamlı dövünen vapur, âdeta sarhoş olmuş bir adam gibi yalpalayarak ağır ağır ilerliyordu.

     Feribotun içinde düşmeden ilerlemeye çalışan Buse, ellerindeki içecekleri dökmemek için verdiği üstün çaba nedeniyle kendisini neredeyse cambaz olmaya aday gösterecekti.

    Bazı yerleri paslanmaya başlamış demir merdivenlerden yavaşça indi ve arabaların arasında, arazi araçlarına doğru yalpalayarak ilerlemeye çalıştı. ‘Sirke katılsam kesin bir numara olurum!’ diye kendi kendine mırıldanarak araca doğru ilerledi.

   Bu sırada birlikte geldiği aracın yanına vardığında şoför koltuğunun boş olduğunu fark eden Buse, Burak’ın nereye gitmiş olabileceğini düşünerek etrafa bakındı.

   ‘Yolculuğa başladığınızdan beri onunla neredeyse hiç ilgilenmemiş ve konuşmaya tenezzül bile etmemiş iken, şimdi onun nerede olduğunu nasıl merak edebiliyorsun ki?’ bunları söyleyen içindeki ikinci bir kişilik olan Buse idi. Lâkin bu kişiliği, aklını kullanmayı daha çok seven zeki tarafıydı.

   Yanına yaklaşan birinin ayak seslerini duyduğunda kızlardan birinin geldiğini düşündü ve içindeki sese kulak vermemeye karar verdi. Ne de olsa buraya arkadaşları ile eğlenmek için gelmişti ve sırf aynı yöne gidiyorlar diye birinin peşine de takılamazdı.

     Arkasından yaklaşanın Yasemin olduğunu düşündü ve elindeki çayı ona vermek için yavaşça döndü. Bu hareket onun hiç beklemediği tehlikeli bir hâle dönüştü ve Yasemin yerine Burak ile burun buruna geldi. O an Buse’nin elindeki ufak karton bardak, Burak’ın beyaz ve kısa kollu hawaii tarzı gömleğinin üzerine baştan aşağı dökülüverdi.

     O an aralarında korkutucu derecede sessizlik meydana geldi. O kadar korkutucu bir hava hâkim olmuştu ki, kimsenin ses çıkarmaya ya da öksürmeye bile cesareti yoktu. Adamın, geniş ve kaslı göğsü dökülen çay sayesinde beyaz gömleğin dışından bariz bir şekilde ortaya çıkmıştı.

    Çarpmanın etkisiyle savrulan Buse, karşısındaki manzaraya karşı nutkunun tutulduğunu fark etti. O anda yaptığı yanlış hareketi fark etti ve olduğu yerde donup kaldı.

    ‘Şimdi ne yapacağım?’

    Bu akıl almaz yanlışlığı yaptığına mı yansın, yoksa ilk defa tanıştığı birini haşladığına mı?

     “Ay ne sakarım ya! Gerçekten çok üzgünüm! Benim yüzümden haşlandınız ya, of!” bir taraftan özür dilerken diğer taraftan da üzerindeki hırkayı çıkarmış, adamın üzerine dökülen çayı temizlemeye çalışıyordu. “Aslında bunu ıslatarak yaparsam daha etkili olur biliyor musunuz?” Ne kadar saçmaladığının farkına varmış olsa da kelimeler dudaklarından dökülmüştü bir kere.

      Burak ise, genç kızın elinden hırkayı öfkeyle çekip aldı ve “Gerek yok hanımefendi! Neyse ki çok sıcak değildi yoksa başınız beladan kurtulmazdı.” diye dişlerini birbirine kenetleyerek tısladı.

      Ardından da hışımla genç kızın hırkasını yeniden üzerine fırlattı. Bu genç adamı ne kadar kızdırdığının farkındaydı lâkin, elden gelebilecek hiçbir şey de yoktu. Artık olan olmuştu. “Ay! Gerçekten çok üzgünüm. Çok dikkatsiz davrandım!”

     “Dediğim gibi, hiç önemli değil!” daha sonra tişörtünün önünü açtı. “Bagajda yedek kıyafetim var onu giyerim.” diyerek ıslak tişörtü bedeninden hızlıca sıyırıp çıkardı.

      O an nefesi kesilen Buse, gözlerini karşısında soyunmakta olan adamın; gelişmiş ve tüysüz göğüs kaslarından, baklava desenli karnından çekip alamıyordu. Âdeta nutku tutulmuş, kalbi yarış atı gibi hızlı koşuyordu!

     Gözlerini daha aşağılara indirmemek için kendini zorlayan Buse, sonunda poposundan çimdiklenmiş gibi yerinde sıçrayarak kendine geldi. “Be… Ben gitsem iyi olur!” sözleri âdeta ağzında yuvarlanıyordu lâkin bir şekilde söyleyebildiği için de kendiyle gurur duydu.

      Hemen aracın ön koltuğuna uçarcasına atladı ve biraz önce hiçbir şey olmamış gibi kahvesinden hızlıca bir yudum aldı. O anda sıcak olduğunu unuttuğu kahvesi yüzünden az da olsa dudaklarını ve gırtlağını yakmıştı ama gördüğü manzara yüzünden bedeni zaten alev almış durumdaydı!

      Sonunda vapur Yalova’nın Armutlu kentine varmayı başarmış oldu. Tam karşısında suçluların kaldığı İmralı Adası’nın olduğu bu yer, zeytinleriyle oldukça meşhur olan Gemlik’in de komşusu idi. Aniden annesinin zeytini çok sevdiğini hatırlayan Buse, oraya da uğramadan geri dönmek istemediğine karar verdi. Annesinin kırılan kalbini bu şekilde tamir edebileceğini düşündü.

      Yol boyu Buse ise, ön koltukta sabit bir şekilde oturup, yanı başındaki Adonis heykeli gibi kaslı olan şoföre bakmamaya çalışıyordu. Her ne kadar bu sefer sade bir tişört giymiş olsa da, kolları âdeta ‘benden daha fazlası var!’ der gibi Buse’ye sesleniyordu.

        Nedense Buse, ondan yayılan cinsel bir çekimin varlığını hissediyordu. Ona göre bu durum kötüye işaret olabilirdi.

       “Rotanız belli mi gençler?” diyen Burak’ın gür sesi Buse’yi daldığı güzel düşlerden zorla sıyırmış ve gerçek dünyaya adım atmasını sağlamış oldu.

        “Evet Burak! Armutludan ormanlık alana doğru gideceğiz.” soruyu cevaplayan Soner, sevgilisine sarılmış fısıldaşıp gülüşerek sohbet etmeye devam ediyordu.

        Onların da araçta olduğunu Buse aslında çoktan unutmuştu. Bu görüntü Buse’yi biraz da olsa kıskandırmıştı. Ne de olsa onun bir sevgilisi olmadığı halde bu kampa katılmış ve artık kendini fazlalık olarak görmeye başlamıştı.

       ‘Hakikaten ben niye bu çifte kumrularla birlikte kamp yapıyorum ki? Derdim ne benim?’ Ama sonrasında bu fikrinden vazgeçti, çünkü istediği tek şeyin eğlenmek olduğuna karar verdi. Etrafındaki hiç kimse aslında onun için o kadar da önemli değildi.

      Armutlu’dan geriye döndüler ve ormana doğru giden yola saparak dümdüz devam ettiler. Yeşilliklerin arasında ilerleyen arabanın içi sıcaktan nefes alınamayacak hâle gelince, bütün camları açtılar.

       Hem denizden gelen yosun kokusunun, hem de ormandan yükselen çam kokularının dengeli bir şekilde araca dolmasını sağladılar. Bu sayede tıpkı cennete gider gibi huzur içerisinde yol alıyorlardı.

       Türkiye’nin doğal güzelliklerini neredeyse unutan Buse, her şeye rağmen burada olduğu için mutlu olduğunu kabul etti. ‘En azından evden birkaç gün uzakta eğlencenin tadını çıkarmak benim de hakkım!’ diye mırıldandı.

      O, her ne kadar kendi kendine konuşup dışarıya odaklanmış olsa da, yanı başında onu izleyen bir çift kehribar gözün planları olduğundan habersizdi..!

Devamı gelecek!

 

TUĞÇE HALE ÖZMEN

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Bölüm 15

Yorumlar (7)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    devamını merakla bekliyorum…

    1. Tuğçe Hale Özmen dedi ki:

      Teşekkür ederim 💖💖💖 en kisa zamanda diger bolumleri de hazir olacak inşallah

  2. Zafer Değirmenci dedi ki:

    Emeğine sağlık

    1. Tuğçe Hale Özmen dedi ki:

      Teşekkür ederim 💖💖

  3. Ayşe Elvatani dedi ki:

    Devamını merakla bekliyoruz

    1. Tuğçe Hale Özmen dedi ki:

      💖💖 devami yakinda

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Tuğçe Hale Özmen

Tuğçe Hale Özmen, 15 Aralık 1986 İstanbul doğumludur. İlk hikayesini Orta okul da kaleme almıştır. Lise yıllarında ilk fantastik eseri Tılsım için yazım hayatına atılmıştır. Fantastik-edebiyat alanında eserler kaleme alan bir yazardır. Anlatılarında mitoloji, hayal gücü ve insanın içsel yolculuğunu bir araya getirerek okuru gerçek ile düş arasındaki sınırların silikleştiği dünyalara davet eder. Kurduğu evrenlerde karakterlerin; kimlik arayışı, güç, kader ve seçim temaları öne çıkar. Özmen, fantastik anlatının sunduğu özgürlük alanını kullanarak okurlarına hem sürükleyici hem de düşünsel bir okuma deneyimi sunmayı amaçlamaktadır. Yazarın bilinen eserleri arasında: * Tılsım (Mola Kitap-2012) * Kurban (Ateş Yayınları-2022) bulunur ve eserleri fantastik kurgu ve korku-gerilim türünde anılmaktadır. Yazar, şimdilerde ise İlaç fm kanalında Dj olarak görev almaktadır.