MAĞARADAN DENİZE

MAĞARADAN DENİZE

MAĞARADAN DENİZE

Uzun zamandır bu mağarada kalıyoruz. Babam yine ava gitti. O kadar güçlü ki her gün doğumundan batımına kadar arkadaşlarıyla geyik ve yaban keçisi izi sürüyor. O kadar akıllı ki hayvanların nerede beslendiklerini, nerde su içtiklerini aklında tutuyor. 

Dediğine göre bu mağarada yer tabanı buzullar içinde iken kalan atalarımız varmış. Her ne kadar mevsime göre zaman zaman yer değiştirsek de her avcı, mağaranın duvarlarına bize iz bırakmak için resimler yapmış. O soğuk günlerde çizilen “bizon” resmi bir zamanlar burada yaşarmış, mağaranın diplerinde hala atalarımızın, avladıkları hayvanların kemikleri varmış.

Mağaramızın adı Karain… Burası güvenli, daha sıcak, yakınında su ve av hayvanları var, büyük suya (Akdeniz) bir günlük mesafede ve ormanlardan yiyecekler topluyoruz. Bize Paleolitik dönemin göçebe insanları dense de bu mağarada uzun zamandır yaşıyoruz ve gelen giden insanlar sürekli değişse de yaşamaya devam ediyoruz. Burası bizim evimiz sayılmaz mı?

 

Mağaramızda ateş hiç sönmüyor, ormanda av hayvanlarını ve kadınların topladığı yiyecekleri, denizden balıkları pişiriyoruz. Ateş olduğu sürece güvendeyiz. Uzunca bir süre burada kalmaya devam edeceğiz. Var olduğumuzu göstermek için avladığımız hayvanların resimlerini atalarımız gibi duvara çiziyor, kemiklerini kullanamıyorsak mağaranın derinliklerine gömüyoruz.

Çok soğuk günler başlamadan av hayvanları azaldığında bir günde gittiğimiz iki mağara var: Beldibi ve Belbaşı. Ben Beldibi’ni daha çok seviyorum. Büyük suyun kocaman kabarışlarını seyretmek, gece yatarken suyun sesini duymak bana harika geliyor. Kalabalıklar Beldibi’ni doldurmadan acele etmeliyiz, değilse yarım gün daha yürüyüp Belbaşı’na gitmemiz gerekiyor. Soğuk havalarda burası daha ılık ve büyük suyun getirdikleri ile aç kalmıyoruz. Büyük su korkunç içinde neler olduğunu bilmiyoruz ama küçük canlılar ateşte pişince aç kalmıyoruz. Annelerimizin diktiği geyik ve yaban keçisi postları sayesinde daha az üşüyoruz.

Bu geçici yuvamızda en güzel olan kendi grubumuz dışında bir sürü grubun gelmesi ve onların anlattığı masalları dinlemek… Yer tabanı daha çok ısınıyormuş, sular erimeye ve yükselmeye başlamış geldiği yerlerde, toprakta yenilebilir yeni yeni ürünler varmış. Bir de yeni arkadaşlarım oluyor, bir kısmı benden uzun, yapılı; bir kısmı daha kısa ve zayıf ama hepimiz çocuğuz. Mağaranın içinde ateşin etrafında yepyeni oyunlar buluruz… Büyük su dinmeye başladığında havalar ısınıyor ve Beldibi ya da Belbaşı mağarasında sayılı günlerimiz sona eriyor…

Ben yine de büyük suyun uzaktan göründüğü, ormanın içinde rahatça gezdiğim, suyun tatlı olduğu, taşlardan alet yaptığım, ateşin etrafında masalların anlatıldığı, duvarlarına resimler çizdiğim büyük mağaram Karain’i özlüyorum.  

Antalya’ya yolunuz düşerse Döşemealtı ilçesi Yağca mahallesinde Karain mağarasının dağa yakın, Elmalı ilçesi Göltarla köyünde Belbaşı mağarasından yaylara, Kemer ilçesi Obaköy mevkiinde Beldibi mağarasından denize bakan çocukların neler oynadığını söyler misiniz? 

 

Dağların gölgesinde Karain, taşların arasında Belbaşı, dalgaların sesinde Beldibi’nde gezen bir çocuk vardı, sizin için mağaraların duvarlarına resimler çizdi, der misiniz?

Yıldız Tek Gamlı

19/01/2026

Daha önceki yazılarımı okudunuz mu?

AŞKIN CERRAHI: AŞIKLIHÖYÜK

Yorumlar (2)

  1. Yıldız Tek Gamlı
    • 19/01/2026

    Değerli yorumlarınızı bekliyorum 🥰

    • 19/01/2026

    Çok ilginç ve başarılı bir kurgu kaleminize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yıldız TEK GAMLI

1976 yılında Ankara’nın Altındağ ilçesinin bir semti olan Doğantepe’de büyüdüm. Aslen Nevşehirliyim. Tipik bir Anadolu ailesinin altı çocuğundan biriyim. Konya Selçuk Üniversitesi Akşehir M.Y.O. Muhasebe bölümünü bitirmek dışında Ankara’dan ayrılmadım. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık İşletmeciliğini tamamladım. Amerikan Kültür Derneği’nde İngilizce öğrendim. Bu arada Ankara Tabipler Odası’ndan Hastane Yönetimi eğitimini bitirdim. Tüm bu eğitimleri tamamlarken Ankara Özel Güven Hastanesi’nde 7 yıl çalıştım. Evlenince kendi sağlık işletmemize geçip 4 yıl Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü yürüttüm. AÇEV (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı)’le tanışıp, gönüllü annelik yaptım. Çocuklarla daha mutlu olduğumu fark edince Çocuk Gelişimi ve Eğitimi’ni bitirip, 2 yıl devlet okullarında sözleşmeli, 2 yıl özel kurumlarda İngilizce ve İngilizce Drama öğretmenliği yaptım. Meme ve lenf kanseri nedeniyle çocuklarım olan öğrencilerimden ayrıldım. Tedavim devam ederken TEMA Vakfı ile tanışıp, çocuklara doğayı anlatmanın yanında, ara ara yine onlarla birlikte vakit geçirmenin yolunu buldum. 2019 yılında Bursa Nilüfer’e taşındım. Kızlarım üniversiteye başlayınca, “eğitimin yaşı yok” deyip, hayalim olan Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü (Almanca) okudum. Minik Saka Kuşu, Sabun Kokulu Masal, Lunaparkta Keyifli Bir Gün, Cemilhan'ın Maceraları, Büyüklere Küçüklerden Masallar, Kayıp Balerin, Yüzyılın Masalları, Yavru Kedi, Gökçe Özgür Olmak İstiyor, Bir Pazar Günü, Paylaşmak Çok Güzel kitaplarının yazarı.