Yapay Zeka Ve Edebiyat
- Yazar: Çağla Demirbilek
- 5 Nisan 2025
- 24 kez okundu

Kelimelerin Geleceğinde İnsan Dokunuşu
Edebiyat, insanın ruhuyla harmanlanmış en eski ve en güçlü anlatım biçimlerinden biridir. Yüzlerce yıl önce Homeros’un dizelerinde yankılanan destanlar, Shakespeare’in tirajlarında şekillenen insanlık halleri, Orhan Pamuk’un cümlelerinde İstanbul’un sisli sokaklarına karışan hikayelerdir. Her biri, yazarının iç dünyasından damıtılarak doğmuştur. Peki ya bugün? Bugün edebiyat sahnesinde yeni bir oyuncu başrole yerleşmek üzere: Yapay zeka.
Yapay zeka, kelimeleri öğreniyor, dizeleri yan yana diziyor, hatta kurgular yaratıyor; isterseniz resmi isterseniz şiirsel bir dil yakalayabiliyor. Asıl olarak odak noktamız şudur: Bir makine bir insan gibi yazabilir mi? Algoritmaların ortaya koyduğu iyi bir simülasyon, ruhun fısıltılarını bastırabilir mi? İşte modern edebiyatın karşısında duran büyük soru bu…
Peki ya makine, ruhsuz Mudur?
Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filmindeki HAL 9000’i hatırlayın. Soğukkanlı bir zeka, duygusuz ama kesin kararlar alan bir yapay bilinç fakat sonra Her filmindeki Samantha’yı düşünelim: Bir yapay zeka ama aşık oluyor, kırılıyor, şarkılar besteliyor, varoluşunu sorguluyor. Edebiyatın geleceği de bu iki uç arasında gidip gelmektedir. Bir yanda tamamen mekanik, hissiz bir yazarlık duruyorken diğer yanda insana özgü duyguları taklit eden ve belki de bir gün gerçekten hissedebileceğini iddia eden bir zeka ile karşı karşıyayız.
Bugün, ChatGPT’den Midjourney’ye kadar birçok yapay zekâ, sanatsal üretimin sınırlarını zorlamaktadır. 2021’de bir yapay zeka, kısa bir roman yazdı ve bir edebiyat yarışmasına katıldı. Son yıllarda bazı yayınevleri, tamamen yapay zeka tarafından üretilmiş kitapları basmaya başladı. Ancak yine de edebiyat dünyasında hala bir müphem var: Sanatın gerçekliği tam olarak nedir? Gerçek sanat, sadece insanın dokunuşuyla mı var olabilir?
Bir roman, sadece kelimelerden mi ibarettir?
İyi bir roman, sadece yan yana dizilmiş cümlelerden ibaret değildir. Sefiller’i düşünelim: Hugo, yalnızca bir hikaye anlatmadı, devrimlerin ortasında kalmış insan ruhunu da aktardı ki ruhun aktarıcılığını yapmak epey zor bir iştir.
Tutunamayanlar’da ise Oğuz Atay, yalnızca kelimelerle değil, kelimelerin arasındaki boşluklarla konuştu, insan bilincinin akışını bir çırpıda anlattı. Harry Potter yalnızca sihirli bir dünyayı anlatmakla kalmadı; bir neslin hayal gücünü şekillendirip ikonik bir hal aldı.
Bir yapay zeka, teknik olarak bir hikaye oluşturabilir, mantıklı karakterler yaratabilir hatta belki de kusursuz bir dil kullanabilir ancak yazılan satırların arkasında yatan duygu, yaşanmışlıkları da beraberinde gerektirir. Bir şiirin son mısrasındaki o buruk tebessümü, bir romanın finalindeki iç çekişi, makine gerçekten hissedebilir mi ya da hissedebilecek mi?
Edebiyatın Geleceği: İnsan ve Yapay Zekanın Birlikteliği
Belki de en olası senaryo, insan ve yapay zekanın ortak çalışması olacaktır. Tıpkı bir ressamın fırçasını seçmesi gibi, bir yazar da yapay zekayı bir araç olarak kullanmalıdır. Yazma sürecinde ilham almak, hikayeleri kurgulamak, yaratıcı engelleri aşmak gibi… Yine de o eserin ruhuna can üfleyen insan olacaktır.
Matrix’te Morpheus’un Neo’ya söylediği gibi: “Gerçek nedir? Gerçek, hissettiğimiz, kokladığımız, tattığımız, gördüğümüz şeylerden ibaretse, o zaman gerçek beynimizde yorumladığımız elektrik sinyallerinden başka bir şey değildir.” Eğer yapay zeka da bir gün bu sinyalleri üretebilir ve gerçekten hissedebilirse edebiyatın geleceğinde onun da bir yeri olabilecektir.
Şimdilik sayfalar arasına iliştirilen el yazısı notlar, bir şiirin içindeki o küçük gözyaşı izi, bir yazarın sabaha karşı yazdığı ve sonra belki de hiç yayımlamadığı satırlar… Bunlar hala insana ait… İnsanla, insanca, edebiyatla kalın!
Çağla Demirbilek
Genel Yayın Yönetmeni: Elif Ünal Yıldız
Bu yazının bütünü yazarına aittir.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?