“Takvim Değil, Hatıra Değişir”
- Yazar: Havin EZO
- 1 Ocak 2026
- 1.433 kez okundu
Takvim Değil Hatıra Değişir
12/30/2025

Yeni yıl denince aklıma takvim gelmiyor.
Daha çok çocukluğum geliyor.
Zamanın yavaş aktığı, gecelerin daha uzun, sevinçlerin daha saf olduğu o yıllar…
Portakal kabuğu, kolonya, sobanın üstünde ısınan mandalina…
Bir de karton gibi hafif pütürlü bir kâğıt.
Üzerinde kardan adamlar, simler, parlak yıldızlar. Çocukluğumuzun yılbaşı kartları.
Bir zamanlar yeni yıllar, zarfların içinden çıkardı.
Postacı geldi mi, evde bir telaş olurdu.
Zarfın arkasındaki el yazısını tanımaya çalışırdık. Kim göndermiş, nereden göndermiş….
Kart açılırken içimizde tuhaf bir sevinç olurdu;
sanki biri bizi hatırlamış olmanın mutluluğunu yollamış gibi.
O kartlar yalnızca “mutlu yıllar” demezdi.
“Sen varsın” derdi.
“Aklımdasın” derdi.
Çocukken yeni yıl, büyülü bir şeydi.
Gece yarısından sonra her şeyin değişeceğine inanırdık.
Sanki dünya resetlenecek, kırık oyuncaklar tamir olacak, küslükler bitecek, hayaller sıraya girecek gibi gelirdi.
Omuzlarımıza alınırdık bazen, kalabalığın içinden daha yukarıdan görürdük hayatı.
O omuzlarda, dünya daha güvenliydi.
Şimdi yeni yıllar daha sessiz.
Daha az kart, daha az telefon sesi, daha az kalabalık. Ve daha çok iç konuşma.
Zamanla bazı şeyleri kaybettik.
Önce kartları kaybettik sonra mektupları.
Sonra aynı masaya sığabilen insanları.
Bir de, her şeye gerçekten inanabilen o çocuğu.
Artık yeni yıl, mucizeler vaat etmiyor.
Daha çok hesaplaşmalar getiriyor.
“Bu yıl kimler gitti?”
“Ben neredeyim?”
“Ne kaldı benden?”
Ama yine de…
Her yılın içinde bir yerlerde o eski his hâlâ duruyor. Üzerine çok şey binmiş olabilir; yorgunluk, hayal kırıklığı, kayıplar….
Ama tamamen kaybolmuş değil.
Belki yeni yıl dediğimiz şey, artık süslenmiş ağaçlar değil.
Ama hâlâ bir durup düşünme anı.
Hâlâ içimizden bir sesin “bundan sonrası nasıl olsun?” diye sorması.
Çocukken yeni yıl, dışarıdan gelirdi.
Şimdi içeriden geliyor.
Eskiden beklentilerimiz yüksekti.
Şimdi dileklerimiz daha sade.
Sağlık, huzur, az ama gerçek insanlar…
Bir de, içimizi yormayan günler.
Yeni yıllar büyüdükçe küçülüyor sanki.
Ama belki de bu kötü bir şey değil.
Belki artık süs değil, anlam arıyoruz.
Kim bilir…
Belki ileride bir gün, bir çocuk yine bir yılbaşı kartı açacak.
Simleri dökülecek masaya.
Ve o çocuk, o an, dünyanın hâlâ güzel bir yer olabileceğine inanacak.
Yeni yıl, yalnızca bir tarih değil.
Bir hafıza.
Çocukluğumuzdan bugüne taşıdığımız, bazen kaybettiğimizi sandığımız ama aslında içimizde bir yerlerde sakladığımız bir his.
Bu yüzden yeni yıl kutlanırken yüksek seslere değil,
biraz hatırlamaya ihtiyacımız var.
Kendimizi…
Kaybettiklerimizi…
Ve hâlâ elimizde kalanları.
Belki artık simli kartlar yok,
sobanın üstünde ısınan mandalina bir hatıra sadece.
Ama o günlerden kalan duygu, bugünün telaşına hâlâ direnebiliyorsa…
İşte yeni yıl, tam olarak budur.
Geçmişi özlemek değil,
onun içinden bugüne taşınabilenleri fark etmek.
Ve belki de büyümek,
yeni yılları eskisi gibi bekleyememek değil;
onları, eskisi kadar içten hissedebildiğimizi fark etmektir.
Yeni yıl….
Her şeyden önce,hatırlayabilenlere iyi gelir.
Geçmişi olduğu gibi değil, içimizde bıraktığı hâliyle saklayabilenlere.
Ve bugünü,
o hatıraların gölgesinde değil,
ışığında yaşayabilenlere…
“Yeni yıl, geçmişin sıcaklığını kalbinde saklayıp bugüne umutla bakabilenlere gelsin.”
Havin’Ce.
³¹/¹²/²⁰²⁵
Editör: Elif Ünal Yıldız
Önceki yazılarımı okudunuz mu?

Sen ve senin pozitif yazıların❤️ Sevgiler