Gidenin Ardından Kalan Bağımlılık

Gidenin Ardından Kalan Bağımlılık

GİDENİN ARDINDAN KALAN BAĞIMLILIK

Ölüm bir insanı almaz.

Bir alışkanlığı alır.

Bir sesi, mesaj atma ihtimalini, “Birine yazabilirim” güvenini alır.

İnsan, en çok bağımlı olduğunu, her şey bittikten sonra anlar.

Ben Emre’ye bir insan olarak bağlanmadım.

Bir düzen gibi bağlandım.

Acımı tanıyan, suskunluğumu yargılamayan bir varlığa,

Düştüğümde düşüşümü fark etme ihtiyacına bağlandım.

Bu sevgi mi, bağımlılık mıydı?

Yoksa hayatta kalma çabası mı? 

Bilmiyorum…

Bildiğim bir şey var;

İnsan birine değil, onun varlığının yarattığı boşluğun 

Dolu olma hâline bağımlı oluyor.

Emre yok!

Bu cümleyi yazmak bile hâlâ tuhaf.

Çünkü ölüm bir anda olmuyor.

Beden gidiyor ama alışkanlık kalıyor.

El telefona gidiyor, sonra duruyor.

Bir cümle kuruluyor, gönderilecek yer bulunamıyor.

Bağımlılık tam olarak burada başlıyor.

Sevdiğin için değil,

Onsuz ne yapacağını bilmediğin için…

 

Yas, romantik değil.

Filmlerdeki gibi ağlayıp rahatlamıyorsun.

Daha çok duruyorsun,

Donuyorsun…

Saatlerce hiçbir şey hissetmemek için dua ediyorsun.

Sonra en ufak bir sesle dağılıyorsun.

İnsan öldüğünde, geride kalanlar birden bire “GÜÇLÜ” olmak zorunda kalıyor.

Ben güçlü olmak istemedim.

Sadece alıştığım varlığın olmamasına alışmak zorunda kaldım.

Kimse bağımlılığını severek kabul etmiyor.

Hele bağımlılık bir insansa…

Bunu itiraf etmek utanılacak bir şey gibi öğretiliyor.

Ama gerçek şu:

Bazı insanlar birbirlerine sağlıklı bağlanmaz.

Birbirlerinin yaralarını tanıdıkları için kalırlar.

O yaralar, bir gün bir tarafınla toprağa girer.

Emre’yle konuşamadığımız çok şey vardı.

“Sonra konuşuruz” dediğimiz her şey, şimdi sessiz.

Sonralar, ölümle birlikte anlamını yitiriyor.

Keşke’ler kalıyor.

Ve insan, keşke’lere bağımlı olabiliyor.

Bu yazıyı onu geri getirmek için yazmıyorum.

Bunun mümkün olmadığını biliyorum.

Adını yazmak, inkâr etmemek demek.

Bağlandığımı inkâr etmemek.

Zayıflığımı, eksikliğimi, tutunma ihtiyacımı saklamamak.

Bağımlılıktan kurtulmak unutmakla olmuyor.

Bazen hatırlayarak oluyor.

Gerçeğiyle, kusuruyla, yarasıyla…

 

Emre gitti…

Onunla yaşama alışmış hâlim burada.

Şimdi yavaş yavaş uğurlamayı öğreniyorum.

Belki bir vedadan çok,

Hayatta kalanların sessiz itirafıdır.

“Ben de sana tutunmuştum” demenin başka yoludur.

 

Ve evet…

Bazı geceler hâlâ arıyorum.

Ama biliyorum:

Bu arayış, sevginin değil,

Yokluğa alışma sürecinin parçası…

 

Emre Alaşa

Editör: Elif Ünal Yıldız

Daha önceki yazılarımı okudunuz mu?

Yaşayan Bir Ölünün İtirafı

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eren Alaşa

Ben Eren Alaşa. Yaşadıklarımı saklamadan yazıyorum. Bazen düz yazı, bazen duygusal şiirlerle… Utançtan, bedenden, iyileşememekten ama hâlâ hayatta olmaktan bahsediyorum. Okuyorsan, muhtemelen aynı yerden yaralıyız.