Gönül Gözü Kapanınca, Kusurlar Büyür
- Yazar: Umut UÇAR
- 15 Ekim 2026
- 10 kez okundu
GÖNÜL GÖZÜ KAPANINCA
KUSURLAR BÜYÜR
İnsan ilişkilerinin görünmeyen bir terazisi vardır. Bir kefesinde sevgi, diğerinde beklentiler durur. Sevgi ağır bastığında insan, karşısındakinin eksiklerini anlayışla karşılar; bir hatanın ardındaki nedeni düşünür, kırıcı bir sözün arkasında belki de anlatılamamış acı olduğunu hisseder. Ancak beklentiler ağırlaşmaya başladığında, aynı insanın daha önce görmezden geldiği ayrıntılar birer birer gözüne batmaya başlar.
Bir zamanlar tebessümle karşılanan davranışlar, gün gelir tartışma konusu olur. Önceden önemsenmeyen alışkanlıklar, bir anda büyük sorunlara dönüşür. Sesin tonu, bir kelimenin seçimi, bir bakışın anlamı bile sorgulanır. Oysa değişen her zaman karşımızdaki insan mıdır, yoksa ona bakarken içimizde taşıdığımız duygu mu?
İşte asıl mesele burada başlar.
Sevgi, insanı kusursuz görme yanılgısı değil; kusurlarıyla birlikte anlayabilme olgunluğudur. Çünkü kimse yalnızca güzel yanlarından ibaret değildir. Her insanın içinde sakladığı korkular, dile getiremediği kırgınlıklar, zaman zaman yanlış kararlar almasına neden olan zayıflıklar vardır. Bizi birbirimize yakınlaştıran bütün bu insani gerçeklere rağmen yan yana durabilme iradesidir.
Ne var ki günümüz ilişkilerinde tahammül giderek azalıyor. İnsanlar anlaşılmak istiyor ama anlamak için yeterince çaba göstermiyor. Dinlenilmeyi bekliyor ama karşısındakini dinlerken sabırsızlanıyor. Bir hatanın telafisini bekliyor fakat kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçınabiliyor.
Herkes haklı olmak istiyor. Oysa bazen haklı çıkmanın bedeli, haklı olduğumuz insanı kaybetmek oluyor.
Bir düşünün… Kaç dostluk, küçücük bir yanlış anlaşılmanın ardından sessizliğe gömüldü? Kaç aile, konuşulsa çözülebilecek meseleler yüzünden birbirinden uzaklaştı? Kaç insan, özür dilemek yerine gururunu korumayı seçtiği için en değerli bağlarını kendi elleriyle zayıflattı?
Üstelik kırgınlıkların çoğu büyük olaylardan doğmuyor. Zamanında söylenmeyen bir teşekkür, ihtiyaç duyulduğunda uzatılmayan bir el, duyulması beklenen bir sözün eksikliği… Bazen insanı uzaklaştıran, yaşananlardan çok yaşanması mümkünken yaşanmayanlardır.
Elbette sevgi, her davranışı kabul etmek anlamına gelmez. Anlayış göstermek, insanın kendisine yapılan haksızlıkları görmezden gelmesi değildir. Hiç kimse incinmeye, aşağılanmaya ya da sürekli değersiz hissettirilmeye mecbur değildir. Sağlıklı bir ilişkinin temelinde yalnızca sevgi değil, karşılıklı saygı ve sorumluluk da bulunur.
Ancak sınır koymakla kusur aramak, birbirinden farklı şeylerdir. Biri insanın kendisini korumasını sağlar; diğeri ise karşısındakinde sürekli bir eksiklik bulmaya odaklanır. Birinde insan onurunu savunur, diğerinde ise çoğu zaman kendi beklentilerinin esiri olur.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:
Bir insanda gerçekten yanlış olanı mı arıyoruz, yoksa içimizde büyüyen memnuniyetsizliğe bir gerekçe mi buluyoruz?
Çünkü insan bazen kendi yorgunluğunu başkasının hatasında arar. Hayatın yükü ağırlaştığında, içindeki huzursuzluğu en yakınındakine yöneltir. Kendi eksiklerini konuşmak yerine karşısındakinin yanlışlarını sıralar. Böylece sorun çözülmez; yalnızca iki insanın arasına yeni duvarlar örülür.
Oysa bir ilişkinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, sürekli denetlenmek değil, güven içinde var olabilmektir. İnsan, yanında kendisini savunmak zorunda kalmadığı, her cümlesinin yanlış anlaşılmasından korkmadığı, hata yaptığında bütünüyle yargılanmayacağını bildiği yerde huzur bulur.
Bazen bir ilişkiyi kurtaran uzun konuşmalar değildir. İçtenlikle sorulan bir soru, samimiyetle edilen bir özür ya da karşısındakinin anlatamadığı derdi anlamaya çalışan sessiz bir dinleyiştir. Çünkü bazı yaralar, haklılık tartışmalarıyla değil, insanın insana yeniden yaklaşmasıyla iyileşir.
Hayat dediğimiz yolculuk zaten yeterince zor. Herkesin içinde taşıdığı bir mücadele, kimseye göstermediği bir kırgınlık, geceleri kendisiyle baş başa kaldığında düşündüğü meseleler var. Böyle bir dünyada birbirimizin yükünü ağırlaştırmak yerine hafifletmek, belki de yapabileceğimiz en kıymetli iyiliklerden biridir.
Unutmamak gerekir ki hiçbir insan kusursuz değildir. Ne biz başkalarının beklentilerini her zaman karşılayabiliriz ne de başkaları bizim hayal ettiğimiz insan olmak zorundadır. İlişkiler, iki insanın birbirini değiştirme mücadelesi olmaktan çıkıp birbirini anlama çabasına dönüştüğünde anlam kazanır.
Belki de gönül zenginliği, bir başkasının yanlışını hiç görmemek değildir. Onu gördüğümüzde nasıl davranacağımızı bilmektir. Bazen konuşmak, bazen uyarmak, bazen affetmek; bazen de insanın kendisini korumak için mesafe koymasıdır.
Asıl mesele, bütün bunları yaparken insanlığımızı kaybetmemektir.
Çünkü günün sonunda geriye kimin hangi tartışmayı kazandığı değil, kimin kalbine nasıl dokunduğumuz kalır. Söylediğimiz sözler unutulabilir, yaşanan olayların ayrıntıları zamanla silinebilir. Fakat bir insanın yanında kendisini değerli mi, yoksa yetersiz mi hissettiği, çoğu zaman hafızasında yaşamaya devam eder.
Öyleyse biraz daha yavaşlayalım. Hemen yargılamak yerine dinleyelim. Bir yanlışın bütün bir insanı tanımlamasına izin vermeyelim. Kırıldığımızda bunu anlatmayı, kırdığımızda özür dilemeyi bilelim.
Zira hayat, kusursuz insanları bulabileceğimiz kadar uzun değil. Ama birbirimizin kusurları arasında kaybolmadan, güzel yanlarını görebileceğimiz kadar anlamlı olabilir.
Ve belki de insanın insana bırakabileceği en güzel miras, kendisini olduğu gibi kabul edildiği bir gönül hatırasıdır.
Umut Uçar
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

çok anlamlı bir yazı olmuş…
Söz var iş bitire, söz var baş yitire
Yüreğinize sağlık.