DOĞA KENDİNE AİT OLANI ALIR
- Yazar: Metin ÖZDEMİR
- 15 Ekim 2026
- 16 kez okundu
DOĞA KENDİNE AİT OLANI ALIR
İnsan, doğaya hükmettiğini düşündüğü her an, aslında kendi çaresizliğini biraz daha büyütüyor. Dağları deliyor, ormanları kesiyor, derelerin önünü kapatıyor, sulak alanları betonla dolduruyor. Sonra bir gün yağmur yağıyor, dere yatağındaki evleri su basıyor, yollar çöküyor, ağaçlar devriliyor. İnsan şaşkınlıkla soruyor:
“Bütün bunlar neden oldu?”
Oysa doğa, çoğu zaman cevabını çok önceden vermiş olur. Biz sadece duymak istemiyoruz.
Doğa unutmaz. Yalnızca bir süre bekler.
Bir derenin kıyısına baktığımızda yalnızca akan suyu görürüz. Oysa dere, yağmur sularını taşıyan, toprağı besleyen, kendi yatağında yaşayan bir ekosistemin parçasıdır. Yaz aylarında suyu azalan bir dere, bize terk edilmiş ya da işlevini yitirmiş gibi görünebilir. İşte insanın yanıldığı nokta tam da burasıdır. Dere kurumuş değildir; belki yalnızca mevsimini bekliyordur.
Bir gün dağlara düşen yağmur, yamaçlardan aşağı iner. Toprak suya doyar, küçük akarsular birleşir ve yıllardır sessiz duran dere yeniden canlanır. Ancak onun yatağında artık villalar, duvarlar, otoparklar ve yollar vardır. Su, önüne çıkan engelleri tanımaz. Kendisine ayrılmış doğal alan daraltılmışsa çevresine yayılır. İnsan ise kendi yaptığı duvarların ardında, doğanın kurallarını değiştirebileceğine inanmanın bedelini öder.
Dere yatağına ev ya da villa yapmak, yalnızca yanlış bir imar kararı değil, doğanın işleyişini görmezden gelmektir. Üstelik bu durum sadece o evde yaşayanları değil, aşağı kesimlerdeki mahalleleri, tarım alanlarını, yolları ve başka insanların hayatlarını da tehlikeye atar. Dere yatağının daraltılması, suyun akışını engelleyen yapılaşmalar ve yanlış altyapı uygulamaları taşkın riskini artırabilir.
Bir evin manzarası güzel olabilir. Bahçesi geniş, balkonu denize ya da yeşile bakıyor olabilir. Fakat o ev, suyun doğal geçiş alanına kurulmuşsa güzelliğinin arkasında büyük bir sorumluluk vardır. İnsan, doğanın sunduğu manzaraya sahip olmak isterken onun yaşam alanını elinden almamalıdır.
Çünkü doğanın alanını daraltmak, aslında kendi güvenliğimizin alanını daraltmaktır.
Bir de ormanlarımız var. Bir ağacın kesilmesi, çoğu zaman yalnızca bir ağacın eksilmesi olarak görülüyor. Oysa o ağaç, toprağı tutan kökleriyle erozyonu azaltıyor; gölgesiyle serinlik sağlıyor; kuşlara, böceklere ve başka canlılara yuva oluyor. Ormanlar azaldığında yağmur sularının toprağa tutunması zorlaşabiliyor, yamaçlarda erozyon ve sel riski artabiliyor. Sonra bir zamanlar yeşilin hüküm sürdüğü tepelerden çamur akıyor. Biz buna felaket diyoruz. Oysa bazen felaket dediğimiz şey, yıllarca görmezden geldiğimiz yanlışların sonucudur.
Denizler de benzer bir hikâye anlatıyor. Kıyıları dolduruyor, sulak alanları kurutuyor, çöplerimizi sulara bırakıyoruz. Ardından kirlenen denizlerden, azalan canlılardan ve kaybolan kıyı güzelliklerinden şikâyet ediyoruz. Doğayı yalnızca bize sunduklarıyla değerlendiriyoruz; ona karşı sorumluluklarımızı ise çoğu zaman unutuyoruz.
Peki, doğa gerçekten intikam mı alıyor?
Hayır. Doğa ne öfkelenir ne de intikam planlar. Yağmur, kendi döngüsünün parçası olarak yağar. Dere, kendisine ulaşan suyu taşır. Rüzgâr eser, deniz yükselir, toprak suya doyar. Bunlar doğanın işleyişidir. Asıl sorun, bizim bu işleyişi hesaba katmadan yaşam alanlarımızı kurmamızdır.
Bu nedenle “Doğa kendine ait olanı alır.” sözü, doğanın insanla savaştığını değil, insanın doğanın kurallarını yok sayamayacağını anlatır.
Bize düşen, her yağmurdan sonra şaşırmak değil, yağmur yağmadan önce doğru kararlar almaktır. Dere yataklarını korumak, taşkın alanlarında yapılaşmaya izin vermemek, mevcut riskli yapıları bilimsel değerlendirmelerle ele almak, ormanları ve sulak alanları yaşatmak zorundayız. Şehirleri planlarken yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, yarının yağmurlarını, sıcaklıklarını ve doğal afet risklerini de düşünmeliyiz.
Unutmamalıyız ki hiçbir bina, hiçbir villa, hiçbir beton duvar doğanın işleyişinden daha güçlü değildir.
Gerçek medeniyet, doğayı yenmek değil; onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmektir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz doğanın üzerinde mi yaşıyoruz, yoksa doğayla birlikte mi?
Bu sorunun cevabı, çocuklarımıza bırakacağımız dünyanın nasıl bir yer olacağını belirleyecek.
Çünkü doğa bize ait bir mülk değil, gelecek nesillerden ödünç aldığımız ortak yaşam alanımızdır. Ona ne kadar yer açarsak kendimize de o kadar güvenli bir gelecek kurarız.
Doğanın sesini duymak için felaketleri beklemeyelim. Dere yatağına ev yapmadan, ormanı kesmeden, toprağı betona boğmadan önce düşünelim.
Çünkü doğa kendine ait olanı aldığında, geriye yalnızca kaybettiklerimizin ardından bakmak kalmasın.
Metin Özdemir
Diğer yazılarımı okudunuz mu?

öğrenmiyoruz öğrenmemekte ısrar ediyoruz sonra yine canı yanan biz oluyoruz…
Doğadan İnsana (Uyarı)
Doğa dersin bana tabiat dersin
Her türlü nimeti hunharca yersin
Bu kafayla sona çabuk gidersin
Ben bitersem sen de bitersin insan
Biz insanlar osanki bu dünyayı mahvetmek için başka bir gezegenden gelmiş gibiyiz.
Yüreğinize, kaleminize sağlik hocam.