VESİLE’NİN BEYNİ A.Ş.
- Yazar: Tuğba SANCAK
- 12 Eylül 2026
- 24 kez okundu
VESİLE’NİN BEYNİ A.Ş.
Vesile, on saatlik bir uykunun ardından uyandı. Beynindeki kurumsal toplantı on saatliğine susmuştu. Toplantının ara vermesi Vesile’de tuhaf bir avantaj duygusu yarattı. Çünkü her ne kadar bu toplantı devam etse de o, içten içe kurumsal toplantıyla savaş hâlindeydi.
Aslında hayatını çalışma saatleri gibi yaşardı. Sadece onun çalışma saatleri biraz farklıydı. Sabah altıda başlardı mesaisi. Akşam dokuz civarı dükkânı kapatır, uyku saatlerine mutlaka dikkat ederdi. E, zaten bu kadar ağır gündem maddesine o kadar mesai harcamak insanı yorardı.
Hep bir şeyleri değiştirmesi gerektiğini düşünürdü. Hep alarmdaydı.
Daha dün öğleden sonra başlamıştı ertesi günün kahvaltısını planlamaya. Kahvaltıdan önce sıvı sabunları dolduracak, bulaşık deterjanını fulleyecek, azalan tuz şişesine ekleme yapacaktı.
Masa silinecek, etraf düzeltilecekti. Zaten kendi dağıtmadığı —ki dağıtırsa kendisi toplayacağı için kolay kolay dağıtmazdı— ne varsa yerli yerine konacaktı.
Ondan sonra kahvaltısını sakince yapacak ve üç gün önceden planladığı bu günü yaşamaya başlayacaktı. Tabii o da biliyordu bunun biraz saçma olduğunu. Ama beyninin çalışma mekanizmasını yıllar önce böyle kurmuştu.
Çünkü Vesveseli Vesile belirsizliği hiç sevmezdi. Netlik onun her şeyiydi. İnadına, belirsiz bir dünyada yaşıyordu. Etrafındaki insanların çoğu karambole yaşıyor gibiydi. Herkes Vesile’ye çok rahat geliyordu. Ama onun gibi insanlar da vardı. Onlarla iletişimde kalmayı seviyordu Vesile.
Mesela kuaförü. Dakikası dakikasına programlı bir adamdı. Vesile daha randevu isterken kuaför, o günkü müşterilerini kafasından geçirir; çok iyi bildiği Vesile’nin saçının özellikleriyle diğer müşterilerin saçlarını kıyaslar, ona göre saat verirdi.
Vesile’nin randevusu genellikle akşamüstü olurdu ve kuaför dükkânı onunla kapatırdı. Çünkü Vesile’nin saçları hep kuruydu. Rengin oluşması saatler alırdı.
Kuaförün özenmesi, yavaş ve sabırlı olması gerekirdi. Acele ederse saçlar kopardı. Gerçi kuaför için boya sırasında saçın kopması tek mesele değildi.
Vesile banyoda saçını yıkarken de saçları kopmasın diye bir düzine tavsiyede bulunurdu Vesile’nin saçları da kendisi gibi biraz enteresandı zaten. Çoktu ama ince telli olduğu için az görünürdü.
Üstelik asla dökülmezdi. Aslında kuaför saçlarının kopmasıyla ilgili biraz fazla varsayımda bulunuyordu ama Vesile bu kuaförden vazgeçmiyordu. Çünkü o da kendisi gibiydi. O da bir gün öncesinden şampuan kutularını doldurmayı, havluları sabit saatte ve sabit ısıda yıkamayı planlamıştı.
Tek farkları vardı. Kuaför, kafasının içindekilere Vesile kadar düşman değildi. Almış bir Lustral, keyfine bakıyordu. Vesile de içerdi içmesine ama ilaç sevmiyordu.
Her şeye kendi gücüyle hâkim olacağından emindi. Biraz da o noktaya dönerse yenildiğini kabul etmiş gibi hissedecekti. Çünkü Vesile o defteri yıllar önce kapatmıştı. Böyle hassas doğduğuna ve bu nöroçeşitlilikle yaşayıp öleceğine emindi.
Kontrol edebilsin, rezil olmasın, yeterdi. Bunlar astım atakları gibi zaman zaman nüksederdi. Öyle zamanlarda Vesile normal hayatına devam ederdi. Geçeceğini bilirdi. Zaten dışarıdan da pek fark edilmezdi. Herkes onu sakin zannederdi.
Çok araştırmıştı Vesile. O an, o dakika ne yapacağını ezbere biliyordu. Bazen bütün teknikleri kullanırdı ve işe de yarardı. Ama bazen de o sıkıntıyla saatlerce otururdu.
Sıkıntı onu ağlatacak gibi olurdu ama öyle yerlerde yakalanırdı ki ağlamaması gerekirdi. Yutkunup, “Devam,” derdi. Sonra tam ağlayabileceği bir yere geldiğinde, bu kez hatırlayıp ağlamak istemezdi. Çünkü yok saymaya alışmıştı. “Bak,” derdi kendine, “etrafındakiler neleri yok sayıyor. Sen de yok say.” Hem geçmişti. Şimdi neden hatırlayalım ki? Ne faydası vardı? Vesile yıllarca böyle düşündü. Geçen şeylerin bitmiş olduğuna, biten şeylerin de konuşulmasına gerek olmadığına inandı.
Oysa beynindeki kurumsal toplantının tuhaf bir çalışma prensibi vardı: Gündemden kaldırılan maddeler silinmiyor, yalnızca “sonraki toplantıda görüşülecekler” dosyasına taşınıyordu.
Belki de bu yüzden toplantı hiç bitmiyordu. O sabah bunu ilk kez düşündü. Belki mesele toplantıyı susturmak değildi. Belki bütün gündem maddelerini tek tek çözmek de değildi.
Belki bazı maddelerin karşısına yalnızca şunu yazmak gerekiyordu: “Görüşüldü. Bir sonuca varılamadı. Hayata devam edilmesine karar verildi.” Vesile bunu düşününce güldü. Sonra mutfağa gitti. Sıvı sabun azalmıştı.
Elini şişeye uzattı. Bir an durdu. Kahvaltıdan sonra da doldurabilirdi. İşte o günün ilk gündem maddesi böyle kapandı.
Tuğba SANCAK
Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

Biz okurlar olarak Vesile’yi çok sevdik hocam. Yüreğinize sağlık.