ÇATI KATI GECESİ
- Yazar: Asude Sungur Hergüllü
- 2 Ağustos 2026
- 6 kez okundu
Şu ÇATI KATI GECESİ
Asude Sungur Hergüllü
Ağustos / 2026
Gelin duvağını andıran perde, yorulmadan bütün gün ve gece rüzgâra eşlik etti. Kimi zaman temmuz denizinin dalgası kimi zamanda kıvır kıvır kadın saçıydı. Gece ayazını iliklerine kadar hissetse de perdenin eşsiz gösterisine son vermek istemedi.
Sabaha daha çok vardı. Biraz olsun uyumak istiyor ama aklı türlü oyunlarla buna engel oluyordu. “Sancılı bir gece daha...” diye geçirdi içinden. Böyle zamanları atlatmak gençken daha kolaydı. En azından hayal kurabiliyordu. Büyüdükçe gerçekler, hayallerinin heyelanı olmuştu.
Omzuna geçirdiği hırkayla evin içinde dolaşmaya başladı. Çatı katındaki bu daireyi seçmesinin tek nedeni kocaman pencereleriydi. Havada süzülüyormuş gibi hissettiren bu ferahlık sayesinde evi görür görmez çarpılmıştı. “Kentin gece manzarası her şeye rağmen güzel.” inanmak istediği cümleler kafasının içinde gezine dursun, denizden gelen lağım kokusu hevesini çabucak sonlandırdı.
Her güzelliğin bir de çirkin tarafı vardı. İnsan, bir şehri hem göz kamaştırıcı hem de bir o kadar da çekilmez hale nasıl getirebiliyordu? “Daha fazla dayanamayacağım…” diye mırıldanarak pencereyi kapatmak için uzanmıştı ki parmaklarının arasından yıldızlar gibi kayan havai fişekleri gördü. Büyülendi. “Evet, her şeye rağmen güzel bu kent.” dedi. Tekrar keyfi yerine geldi. Esnemeye başladı.
Bedenini saran tatlı uyku, art arda gelen silah sesleriyle kayboldu. Yakından mı yoksa uzaktan mı geldiğini anlayamadığı sesler canını sıktı. Televizyonun karşısındaki koltuğa koşar adımlarla gidip oturdu.
“Kanlı şehri kim sever ki?” diye söylenerek ilk bulduğu kanalı izlemeye başladı. “Baya da büyük bir ekran almışım. Tek başıma ne yapacaksam bu kadar büyüğünü.” kendisine sinirlenmesi bitince “Hangi şehir soğuyacakmış? Yine kaçırdım…” diye söylendi.
Televizyonun sesini iyice kıstı “Ne büyük nimet! Duymak istemediğim sesleri kısabiliyorum.” biraz olsun rahatlamıştı ki acı acı çalan siren sesini duydu. Uzandığı koltuktan doğruldu. Ses çok yakından geliyordu.

Pencereden aşağıya baktığında karşı binadaki yaşlı kadının beyaz sedyeyle taşındığını gördü. Senelerdir tam karşısında duran bu kadın kimdi? Ambulans uzaklaşırken kentteki kutlamalar tüm şaşasıyla devam ediyordu. “Bir ölü görmediğim kalmıştı. Şimdi nasıl uyuyacağım.” diye dertlenirken bir yandan da sedyedekinin kendisi olmadığına içten içe seviniyordu.
Yatağına uzandı ve yanı başında duran çalar saate baktı. Kurmak istedi ama sonra vazgeçti. Gözleri kapalı mıydı uykuya dalmış mıydı çok da iyi hatırlayamadığı bir anda kapının usulca çalmasını işitti. “Daha sabah olmadı ki, bu saatte kapıyı kim çalıyor?” mırıldanarak ürkek adımlarla yürüdü.
Kapının deliğinden baktığında, sedyeyle götürülen yaşlı kadını gördü. Şaşırdı. “Rüya olmalı!” düşüncesine inanmak istese de engel olamadığı merak ve endişe ile kapıyı açtı. Elinde koca bir sepet dolusu üzümle ismini bile bilmediği komşusu sessizce karşısında duruyordu.
“Gece geç saatlerde kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce çevreye rastgele ateş açıldı. Silahtan çıkan serseri bir kurşun N.K. isimli kadına isabet etti…” Kahvaltı masasına gün ışığı vururken açık unutulan televizyonda sabah haberleri vardı. “Olay esnasında maktulün evinin penceresinden havai fişek gösterisini izlediği öğrenildi…”
Asude SUNGUR HERGÜLÜ
Editör: Nigar KAYA
Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?
https://fisildayankalemler.org/author/asudesungur/
