KAPIDAKİ BEKLEYİŞ (son bölüm)

KAPIDAKİ BEKLEYİŞ (son bölüm)

KAPIDAKİ BEKLEYİŞ

 
​5. Bölüm:
 
Güneş batarken odamdaki gölgeler, hayatımın son demlerini simgeler gibi uzayıp gidiyor. Bugün o son kararımı verdim. Bir insanın, kendi evladına verebileceği en ağır, en samimi ve en sitemkâr vasiyeti yazıyorum zihnimde. Eğer bir gün bu satırları okursan, o vicdanın seni bu odaya, kapısına kilit vurduğun babanın yanına getirirse, bunları bilmeni isterim:
 
​”Ölene imrenilir mi hiç?” demiştim, evet, imreniyorum. Kimin öldüğünü duysam, arkasından dua ederken kendi sonum için de “Darısı başıma” diye fısıldıyorum. Bu sadece ölümü istemek değil, bu hayatın getirdiği o derin, dindirilemez boşluktan kaçış isteği. Huzurevi, adının aksine benim için bir huzursuzluk merkezi. “Baba olmanın anlamı yok artık,” derken, aslında senin bana verdiğin değeri sorguluyorum. Baba olmak, ömür boyu süren bir adanmışlık mıydı, yoksa sadece işin bitene kadar süren bir görev mi?
 
​Zaman, insana en büyük tokadını yalnızlıkla atıyor. Sen mutlu ol yeşil gözlüm. Senin mutluluğun, benim bu odaya hapsolmuş çaresizliğimin tek tesellisi olsun. Çocuklarınla, yeni eşyalarınla, o modern evinle mutlu ol. Ama sana bir öğüdüm var oğlum; hayat, insanın kendine yaptıklarının bir aynasıdır. Bugün bana reva gördüğünü, yarın başkası sana reva gördüğünde, benim bu odada nasıl beklediğimi, her kapı açılışında nasıl umutla titrediğimi hatırla!
 
​Sakın yaşlanma, emi?
​Çünkü yaşlanmak, insanın kendi evladı tarafından unutulmanın ağırlığını taşımak demek. Yaşlanmak, her gün biraz daha azaldığını, biraz daha yük haline geldiğini hissetmek demek. Eğer yaşlanacaksan da, benim gibi olma. Bir odanın içinde, dışarıdaki hayata pencerelerden bakıp, sadece birilerinin gelmesini bekleyerek ömrünü tüketme.
 
​Şimdi bu satırları bitirirken, gözlerimi kapatıyorum. Belki biraz sonra, o hayal ettiğim kapı açılır. Belki bu sefer, gerçekten sen gelirsin. Belki elinde o çok sevdiğim fıstıklı baklavalarla, belki arkama yastık koymak için, belki de sadece “Baba, hakkını helal et” demek için… Bekliyorum oğlum. Sekiz ay, sekiz yıl da olsa bekliyorum. Çünkü ben babayım. Ben, bir çocuğun hatasını, bütün bir ömrün yorgunluğuna değişebilecek kadar çok seven bir babayım.
 
​Huzursuz odamda, kendi sessizliğimle baş başa, vasiyetimle kalıyorum. Sakın yaşlanma… Çünkü yaşlılık, sadece zamanın değil, evlatların da insanı nasıl terk ettiğini anlamanın en ağır yolculuğu. Seni, hâlâ o yeşil gözlerinle, o cennet kokunla hatırlıyorum. Ve hep hatırlayacağım. Sen mutlu ol, ben burada, senin güzel hatıranla, kapıdaki o bitmek bilmeyen bekleyişimle kalayım. 
 
Ömür dediğin zaten bir nefeslik değil miydi? Benim nefesim tükenene kadar, o kapı senin için hep açık kalacak.
 
SON
Cevat İnan
Diğer bölümlerini okudunuz mu?
https://fisildayankalemler.org/kapidaki-bekleyis-3-ve-4-bolum/
 
https://fisildayankalemler.org/kapidaki-bekleyis/
 
 
 
 
 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    sitemlerinde bile beklentinin bitmemesi… çok fena…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cevat İnan

Cevat İnan 1962 yılında Antalya’da doğdum. Hayatımı resim sanatına, edebiyata ve eğitime adamış bir ressam ve yazarım. Geleneksel bölgesel motifleri modern çizgilerle buluşturduğum tuval çalışmalarımın yanı sıra, "Mekteb-i Sanat" bünyesinde resim eğitmenliği yaparak geleceğin sanatçılarını yetiştiriyorum. Yazın dünyasında ise tiyatro sahneleri için yazdığım "Budak Yerinden" oyununun, yetişkin romanlarımın ve en önemlisi çocukların hayal dünyasına hitap eden Zaman Yolcuları ile Emir ve Sihirli Kalemin Maceraları adlı çocuk kitaplarımın yazarıyım. Kelimelerin ve renklerin rehberliğindeki bu üretim sürecine Antalya’da devam etmekteyim.