20 Temmuz 1974

20 Temmuz 1974

20 TEMMUZ 1974

Ayşe Kızımız Tatile Çıksın!

Temmuz sıcağı, insanın içine işleyen o kavurucu günlerden biri…

Babam yaşlıydı. Hastaydı. Ağrıları artık dayanılmaz hâle gelmişti.

Van’daki doktorlar çare bulamayınca, “Erzurum’a götürün” dediler.

Evde herkes çalışıyordu. Gidecek kimse yoktu.

Yanında sadece ben vardım…

Daha 13 yaşında bir çocuk…

Hayatın yükü, omuzlarımdan büyük…

Van’dan Erzurum’a doğru yola çıktık.

Eski bir 302 otobüs… Camı açınca serinlik, kapatınca hamam gibi sıcak.

Ama ben mutluydum…

Çünkü hayatımda ilk kez bir yolculuğa çıkıyordum.

Cam kenarındaydım.

Dağlara bakıyordum…

Hiç görmediğim kadar büyük dağlara…

Yeşilliklere, koyunlara, uzayıp giden yollara…

Gündüz başka güzeldi, gece başka…

Ama her bakışımın sonunda gözlerim babama dönüyordu.

Onun acıları, çocuk kalbimi parça parça ediyordu.

Erzurum’a vardık…

Hastane, doktorlar, iğneler, ilaçlar…

Ama acı dinmiyordu.

“Ankara’ya sevk…” dediler.

İçimde bir korku büyüdü.

Bilmediğim şehirler…

Tanımadığım yollar…

Ya babama bir şey olursa?

Ya gözlerini bir daha açmazsa?

Bir çocuk için fazla ağır sorular…

Ankara yolculuğu başladı.

Uzun yollar… Dağlar, ovalar…

Ve ilk kez gördüğüm o dev araçlar…

“TIR” dedikleri…

Molalarda; domates, ekmek,

Karpuz, kavunla idare ediyorduk, yoksulluk diz boyu!

Ve sonunda Ankara…

Ulus’a geldik.

Bir heykel gördüm…

Atın üstünde bir ASKER 

Mustafa Kemal Atatürk…

Göğsüm kabardı.

Büyük şehir…

Kalabalık… Trafik ışıkları…

İlk kez görüyordum.

Vitrinlerde kocaman görüntüler…

“Bu ne baba?” dedim.

“Radyonun resimlisi…” dedi.

VİZONTELE 

Bir misafirhaneye gittik ama orası tamirde imiş.

Yine de bizi kırmadılar,

Bir oda verdiler.

Odada sadece yatak vardı…

Ne yemek ne su, yok hiçbir şey…

Cuma akşamı…

Açlık… çaresizlik… hastalık…

Babam inliyordu.

Ben çaresizdim.

Ve ben…

Ağlıyordum…

O sırada bir kamyon geldi.

Bir şoför amca…

Yüzüme baktı, gözyaşlarımı gördü:

“Niye ağlıyorsun çocuk?” dedi.

“Babam hasta…” dedim.

Bir şeyler alamıyorum, uzak korkuyorum!

Elimden tuttu,

Bizim bakkal sizin market dediğinize götürdü.

Ne varsa aldı,

Poşetleri doldurdu…

O an içimden sadece şu geçti:

“Allah’ım… Hızır mı bu?”

Babamı uyandırdım.

“Baba… Hızır Aleyhisselam geldi…” dedim.

Sessizce sofrayı kurduk.

Gözyaşlarımızı birbirimizden saklayarak yedik.

Babamın eli saçımdaydı…

Gece oldu…

Karanlık…

Sessizlik…

Korku…

Ben karanlıktan korkardım.

Ama o gece,  en çok yalnızlıktan korktum.

Ya babam ölürse?

Ya bir daha “Erol” demezse?

Bir çocuk…

Bir başına…

Koca bir şehirde…

Uyuyamadım.

Dualar ettim.

“Allah’ım… Babam sabaha uyansın…”

Sabah oldu.

Kuş sesleri…

Güneş…

Ve babamın sesi…

İşte o an…

Dünya yeniden kuruldu benim için…

Dönüş hazırlıkları yapılırken…

Ankara sokaklarında bir ses yükseliyordu…

Tankların palet sesi…

Tarih 20 Temmuz…

Başbakan ECEVİT’İN destanı sözü; 

“Kızım Ayşe tatile çıksın!” 

Sonradan öğrendim…

O sesler…

Kıbrıs Türkü’nün özgürlüğünün sesiydi… 

BABAMIN ve tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun…

Yetim Erol

Erol Atlas

Editör: Elif Ünal Yıldız

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Kırmızı Bisikletim

 

 

 

 

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 21/04/2026

    her anınızda sokaklar, caddeler, şehirler canlanıyor gözümde ... kaleminize sağlık...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Erol ATLAS

1961 VAN dogumluyum evliyim. Üç çocuk babasıyım. Van'ın kırsal kesiminde gecekondu misalı kerpiç evde Bekçi Mustafa' nın, ev kadını Şefika'nın 4. Çocugu olarak dünyaya geldim. Yazmayı çok seviyorum. Yazılarım hayatın izlerini taşıyor. Sizleri de Yazılarımı okumaya davet ediyorum