RAMAZAN BİTTİ DİYE HERŞEY BİTTİ Mİ?
- Yazar: Yaşar GELER
- 24 Mart 2026
- 8 kez okundu
RAMAZAN BİTTİ DİYE HERŞEY BİTTİ Mİ?
Evet, son yazımı Ramazan ayı içerisinde yazmıştım. Yazımın konusu “BİR AYLIK MÜSLÜMANLIK”tı. O yazımda ülkemiz sınırları içerisinde hem kendi halkımızdan hem de başka ülkelerden gelip ülkemizde barınmaya ve yaşamaya çalışanların sıkıntılarına değinmiş; “Bir aylık destek oluyoruz, iyi güzel de şimdi Ramazan bitti.” demiştim. Hatta bayramı da yaptık. Tekrardan tüm İslam âleminin geçmiş Ramazan Bayramı’nı kutluyorum.
Peki, bir ay boyunca bu ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızı yedirip içirip doyurduk. İnsanlar bir aylığına da olsa rahat yaşayabildiler. İşte asıl mesele de burada başlıyor. Şimdi bir yılın bitmesine, yani yeni Ramazan ayının gelmesine daha on bir ay zaman var. Yani Ramazan bitti diye her şey bitti mi?
Şimdi bu insanlar on bir ay ne yiyip ne içecek? Faturalarını ve benzeri giderlerini nereden, nasıl karşılayacak? Barınma sorunlarını nasıl çözecekler? Çocuklarının okul ihtiyaçları ne olacak? Giyim kuşam ve beslenme ihtiyaçları nasıl giderilecek?
Otoyollarda egzoz dumanı arasında simit satanların, sokak dilencilerinin, tren ve vapurlarda mızıka çalıp mendil satmaya uğraşarak dilenen çocukların, çöpten ekmek ve yiyecek seçmeye çalışan insanların, sokak aralarında altmışlı yetmişli yaşlarda bastona dayanıp ayakta durmaya çabalayarak mendil ya da tespih satan (aslında dilenen) insanların, parklardaki banklar üzerinde yatmaya çalışanların, kışı sıcak bir ortamda geçirebilmek için basit yaralama vb. suçlar işleyerek kasten cezaevine girmeye çalışan insanların sorunları nasıl çözülecek?
Yani bizim yılda bir kez hatırladığımız Müslümanlık duygularımız ya da sevap kazanma inancımız on bir ay boyunca da devam etse daha iyi bir sonuç alınamaz mı?
Bu anlamda artık daha sağlıklı çalışmalar yapmak gerekecektir diye düşünüyorum. Devlet kurumlarının, belediyelerin, siyaset kurumlarının, kişilerin ya da özel teşebbüslerin bir ay boyunca çadır kurarak, koli yaparak, çeşitli alışveriş kartları temin ederek halka dönük geçici sorun giderici tedbirler alması son buldu. Üstelik kurulan bu çadırlardan, ekmeğe muhtaç insanlardan ziyade siyasi ya da kurumsal organizasyonlardaki varlıklı insanların daha fazla yararlandığını da gözlemledik. Hatta kendim bile bu türden birkaç organizasyona davetli olarak katıldım. Şunu açık yüreklilikle ifade edebilirim ki gerçekten yemeğe muhtaç olan insanlar bu organizasyonlardan çok fazla yararlanamadılar. Bu tür organizasyonların doğrudan, nokta atışıyla yoksul insanlara yönelik yapılmasına çalışılmalıdır.
Aslında “Dökme suyla değirmen dönmez.” atasözü de dikkate alınarak bu türden yoksullara yönelik kalıcı çözümler üretilmesi gerekmektedir. Yani yine bir atasözüyle açıklama gereği duyuyorum ki insanlara balık vermek yerine, balık tutmayı öğretmek gerekir. Balık tutmak derken, bu tür ailelerden en azından bir kişinin iş sahibi olması sağlanarak yoksulluktan kurtarılmaları kastedilmektedir. Hatta bu ailelere sosyal konutlar üretilip barınma ve yaşamsal ihtiyaçları kalıcı olarak çözüldüğünde, sosyal yardıma muhtaç olmayan bir topluma evrilebiliriz.
Kıssadan hisse diyorum ki: Gelin şu toplumu, sosyal devlet ilkesine bağlı gerçek bir sosyal topluma dönüştürelim. Bir aylık Müslümanlık gerekleri yerine, süresiz ve sınırsız bir Müslümanlık düzeyine geçelim.
FISILDAYAN KALEMLER
