ON SANİYELİK VİCDAN, BİR ÖMÜRLÜK TABUT
- Yazar: Eren Alaşa
- 14 Ocak 2026
- 36 kez okundu
ON SANİYELİK VİCDAN, BİR ÖMÜRLÜK TABUT
Bu ülkede şehitler ölür, medya hızlanır.
Çünkü acı uzarsa rahatsız eder.
Vicdan ekranda tutulursa reyting düşer.
İnsanın gerçeği, akışa uymaz.
Şehit artık bir insan değildir.
Bir görüntüdür, geçiştir, alt yazıdır:
“Şehidimiz var.”
Ne adı kalır ne sesi,
Ne de nasıl güldüğü…
Nasıl yaşadığı anlatılmaz.
Nasıl öldüğü ise “fazla ayrıntı” diye kesilir.
Kare tabut, içinde beden yoktur.
Parça parça her sevenden bir yürek,
Toplanamayan, geri getirilemeyen,
Yarım kalmış her bir emek…
Ama bunu göstermezler.
Kare tabut, gerçeğin en çıplak hâlidir.
Çünkü parçalanmış hiçbir şey seyredilmek istenmez.
Üçgen tabut vardır, bir beden içinde.
Bir hayat, bir yüz, bir hikâye…
O hikâye yarım bırakılır nedense?
Çünkü “Neden?” sorusu tehlikelidir.
Medya “tarafsızız” der.
Ama tarafsızlık, acıdan kaçmak değildir.
Tarafsızlık, tabutun şekline bakmamak değildir.
Şehit annesi ağlarsa görüntü alınır.
Feryat yükselirse ses kısılır.
Gerçek acı kontrol edilemez.
Çünkü kontrolsüz acı, konforu bozar.
Bir medya düşünün; kare tabutu saklar,
üçgen tabutu hızla geçer, sonra reklama girer.
Biz buna haber deriz.
Asıl felaket bağırmak değil, alışmaktır.
Alışınca tabut sıradanlaşır.
Alışınca ölüm rakam olur.
Alışınca insan, insanlıktan çıkar.
Şimdi susalım…
Kaçmak için değil, duyabilmek için…
Bir tabut iner toprağa.
Sadece bir tabut sanırsınız.
Ama onunla birlikte
Bir annenin “Uyandırsaydım” pişmanlığı,
Bir babanın omzundaki çöküş iner,
Bir çocuğun “Babam ne zaman gelecek?” sorusu çöker.
Şehit dediğiniz, bir üniforma değildir.
O ses tonu, bir gülüştür.
Birinin hayatında son kezdir.
Onlar şehit olmaya çıkmadı.
Görevlerine gitti.
Bizim gibi plan yaptı.
Evine döneceğini sandı.
Ama evlerine kendileri değil, haberleri geldi.
Kimi üçgen tabutla geldi.
Bir beden vardı içinde.
Kimi kare tabutla geldi.
Parça vardı…
Toprağa emanet edilen,
Bir araya gelememiş bir insan.
Şehit anneleri güçlü değil,
Güçlü olmak zorunda bırakılmışlardır.
Şehit babaları suskun değil,
Susmaya mecbur kalmışlardır.
Bugün ağlıyorsak, bir zayıflık değil.
Bu borçtur.
Çünkü onlar bizim için öldü.
Bizim yerimize dönemediler.
Bizim yerimize susmadılar.
Şehitleri on saniyede geçmeyin.
İsimleriyle hatırlayın.
Hikâyeleriyle anın.
Geride kalanların gözlerinin içine bakın.
Onlar toprağın altında değil.
Bu toprağın ta kendisidir.
Ruhları şad olsun demek yetmez.
Ruhları şad olsun diye
Hâlâ insan kalmamız gerekir.
Ve son söz şudur:
Bu ülkede şehitler unutuldukça, birileri yaşamaya devam ettiğini sanacak; oysa kaybedilen sadece canlar değil, vicdanın ta kendisidir.
Okuyucuya Not:
Bu metin, yıllarca kamunun imkânlarıyla konuşup kamu acısını yönetip, sonra bir günde o kapıdan atılınca, kendini “ölçülü”, “itidalli” ve “vicdanlı” ilan edenlere yazıldı.
Kürsü varken susmayanların, kürsü gidince susmayı erdem sananların metnidir bu.
Güce yakınken kelime boldu. Şiir vardı, methiye vardı, yüksek ses vardı.
Ama iş bedel ödemeye gelince ilk susturulan şey hakikat oldu.
Sonra vicdan…
Şimdi çıkıp “şehit aileleri rahatsız olur” diyorsunuz.
Hayır.
Siz rahatsız oluyorsunuz.
Çünkü acı uzarsa sizin geçmişiniz görünür oluyor.
Çünkü gerçek konuşulursa siz suskunluğunuzla yakalanıyorsunuz.
Şehit ailelerinin arkasına saklanmayın.
Onlar sizin kalkanınız değil.
Onlar bu ülkenin en ağır yükünü taşıyor ve buna rağmen unutuluyorlar.
Siz ise bir koltuğu kaybedince bunu trajedi sanıyorsunuz.
Güç varken konuşup güç gidince ahlak dersi veren kim varsa şunu bilsin:
Bir gün kapı dışarı edilmiş olmak daha önce o kapının içinde yapılanları silmez.
Sahibi sahip çıkmadı diye şimdi herkese sus demeye hakkınız yok.
Zamanında konuşmadığınız her şey, bugünkü “temkininizin” delilidir.
Bu yazı “fazla sert” değil!
Siz fazla alışıksınız;
Ölüme, unutuşa, hızla geçmeye…
Ve son kez açık yazıyorum:
Şehit aileleri bu metinden rahatsız olmuyor.
Rahatsız olanlar, bir zamanlar merkezde olup şimdi kenarda kalmanın utancını vicdan kılıfına sokmaya çalışanlardır.
Bu metin sizi hedef alıyor.
Çünkü siz gerçeği yumuşattınız, susmayı seçtiniz, acıyı yayın süresine sığdırdınız.
Bu yüzden evet:
Bu yazı sizi rahatsız etsin.
Çünkü rahatsız olmuyorsanız çoktan alışmışsınız demektir.
ŞEHİTLERİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN!
Eren Alaşa
Editör: Elif Ünal Yıldız
Daha önceki yazılarımı okudunuz mu?

[…] ON SANİYELİK VİCDAN, BİR ÖMÜRLÜK TABUT […]
Offff offffff offffff çok fena 😔