Kelimelerin Ağırlığı
- Yazar: Şadan Köse
- 11 Şubat 2026
- 12 kez okundu
Kelimelerin Ağırlığı
Sabah güneşi parka ince bir tül gibi yayılmıştı. Bankta oturan iki dost, termosla yanlarında getirdikleri kahvelerini yudumluyordu. Bardaktan çıkan buhar, serin havada kısa süreli bir sis gibi asılı kaldı.
Emekli olan, sanki büyük bir keşif yapmış gibi konuştu:
“Artık yorulmak yok,” dedi. “Biraz bahçeyle uğraşırım; eğer beceremezsem, oturur bir kitap yazarım. Yıllardır yaşadıklarımı yazsam yeter. Anılarımı da katarım. Sonuçta zor bir iş değil; biraz hayal gücü, biraz uyduruk cümleler tamamdır.”
Sözleri parkın sessizliğinde donup kaldı. Dostunun yüzünde acı bir tebessüm belirdi.
Sonra arkadaşına bakarak, “Roman yazmak mı?” dedi. “Sen hiç sabahlara kadar bir kelimenin peşinden koşabilir misin? Ertesi gün o kelimeyi tam yakaladım, bu kelime buraya çok uydu diyeceğin anda, çöpe atacak cesaretin var mı?”
Emekli adam güldü, küçümseyen bir tavırla omuz silkti.
“Abartma. Benim de anlatacak çok şeyim var. Okuyan okur, okumayan okumaz. Herkes yazıyor, ben neden yazmayayım?”
Dostu başını iki yana salladı.
“Bak,” dedi, “Bir marangoz düşün. Emekli olmuş, sonra ‘Canım sıkılırsa bir keman yapar, onu çalarak para kazanırım’ dediğini duydun mu? Ya da bir cilt hastalıkları uzmanı doktorun; ‘Boşluktan sıkılıyorum, bari gidip bir kalp ameliyatı yapayım,’ dese inanır mısın? Yazarlık da böyle bir şeydir; insan ruhunu ameliyat etmeye kalkıyorsun, ama sen daha neşterin hangi elle nasıl tutulacağını bilmiyorsun.”
Adam alınmıştı, ama asıl hakareti kendisi yapıyordu: Yazarlığı, sıradan bir oyalanma sayıyordu. Gayet bilmiş bir tavırla,
“Ben küçümsemiyorum ki,” dedi.
Arkadaşı; “Tam aksine küçümsüyorsun,” diye karşılık verdi. “Bunu bilmeden, cahilliğinden yapıyorsun. Yazarlık sadece kelimeleri yan yana getirmek değildir. Bir yazar, önce kendi içine iner. Karanlık odalarda yıllarca aynı karakterle yaşar. Onun acısıyla uyanır, onun suskunluğuyla günlerce kalem tutamaz. Bazen bir tek cümlenin peşinde bir ayını kaybeder.
Aynı şey şiir için de geçerlidir. Bugün sosyal medyada herkes iki satır yazıyor; altına bir resim koyup kendini şair ilan ediyor. Oysa şiir, kelimelerin kanatlandığı en dar uçurumdur. Gerçek şair, o uçurumun kenarında her dizeyle biraz daha kan kaybeder. Bir şiir bazen ömür ister; bir tek kelime bile seni yıllarca süründürür. Şiir, içinden çıkamadığın bir yangını kâğıda hapsetmektir. Sözcüklerin parıltısına aldanıp yazıldığında değil, sustuğunda bile konuşabildiğinde şiir olur.”
Rüzgâr yaprakları sürüklerken emekli adam sustu. İçinde, ilk kez utançla karışık bir boşluk hissetti. Ama yine de yazarlığı ve şiiri bir “oyun” saymasının, aslında gerçek kalem sahiplerine yapılmış en ağır hakaret olduğunu fark edecek kadar bile derin değildi. Kendi cehaletinin gölgesinde, farkında olmadan edebiyatın kutsallığını kirletiyordu.
Dostu, gözlerini kısarak son sözünü söyledi:
“Hikaye yazmak, senin sandığın gibi zaman öldürmek değildir. Yazmak, ruhunu ateşe atıp külünden bir cümle yaratmaktır. Şiir ise, ateşin içinden çıkan dumanı yakalamaktır. Acıya dayanamayacaksan, hiç kaleme dokunma. Çünkü kâğıt, seni değil, senin üstünden geçip geleceği kabul eder. Edebiyat, cahili asla affetmez.”
Kahveler çoktan soğumuştu. Emekli adam hâlâ kalemi eline almayı düşündü; ama bu kez bir hevesle değil. Kalemin ucunda kendi cehaletinin ağırlığını taşıyıp taşıyamayacağını merak ettiği için. Şadan Köse
Editör: Elif Ünal Yıldız
Daha önceki yazılarımı okudunuz mu?
