EBEVEYNLER, ÇOCUKLARIN DAVRANIŞLARINDAN SORUMLU MUDUR?

EBEVEYNLER, ÇOCUKLARIN DAVRANIŞLARINDAN SORUMLU MUDUR?

EBEVEYNLER, ÇOCUKLARIN DAVRANIŞLARINDAN SORUMLU MUDUR?

Günümüz modern dünyasında birçok toplumsal değer aşınmakta, güven ve huzur ortamı da bozulup azalmaktadır. Bunda aile kavramının çürümesi de etken olmakta. Şiddet çoğalıyor, alay edip aşağılamak eğlence olarak adlandırılıyor, empati kavramı kayboluyor, “Amaca giden yolda her şey mübahtır.” kabul edilen değer hâline geliyor. Tabi bu durumdan çocuklar da nasibini almakta.

Suç işleme yaşı gitgide düşmekte, çocukların büyüklerine saygısı kalmamakta ve “akran zorbalığı” korkunç boyutlara ulaşmaktadır. Belki geçmişte bu tür olaylar çoktu. Ama pek tabii haber erişim olanaklarının artması (maalesef negatif haberler daha çok pompalanmakta), negatif örneklerden çokça haberdar olmamıza sebep oldu. Bu da bu en baştaki sorgulamanın yapılmasına sebebiyet verip bazı tartışmaları beraberinde getirmektedir.

Burada sorumlu tutulmalı mıdır sorusu sorulurken hiç şüphesiz çoğunuz otomatik olarak olumsuz davranışlar noktasında algılıyordur. Bu bir noktada gelinen rahatsız edici durumun ispatı niteliğindedir. Ama olumlu davranışlar kısmı bence işin içine katılmalıdır.

Sorumlu tutulma durumunu iki uç noktada (aile veya çocuk tamamen suçlu gibi) ele alıp tarafgirlik yapmak meseleyi doğru şekilde algılayıp değerlendirme konusunda uygun bir yaklaşım değildir. Şartlar, koşullar ve değişkenler; durum üzerinde belirleyici rol oynar.

Çocuk deyip genelleştirsek de tabii ki burada çocuğun yaşını gözden kaçırmamak gerekiyor. 6 ve 16 yaşın ikisi de çocuk statüsündedir ama arada ciddi bir gelişmişlik farkı vardır.

Ailenin sosyoekonomik düzeyi de yine durumu değerlendirmede önemli bir kıstas. Çocuğun sahip olduğu şartlar ve imkanlar, davranışlarında belirleyici olacaktır.

Eylemlerin ne ölçüde tekrarlandığı dikkate değer bir konu. Herkes, hata yapabilir sonuçta. Hele ki çocuksa bu durum daha mümkün ve normal. Ama hataların üst üste binmesi burada bir alarm görevi görür. Ama gel gelelim ki aile çok ilgisizse çocuk sürekli menfi davranışlarda bulunsa bu alarm çalışmaz. Dikkatini çektiği durumda olan örneklerde aile; ya sorumsuz olduğundan ya gerçekten dış faktörlerin yoğunluğundan etkisiz kalabilir.

Sorumlu tutulma kısmına bakacak olursak;

Çocuk sahibi olma durumu, zaten kendi başına bir sorumluluğun içerisine girmektir. Çünkü çocuğun meydana gelmesi direkt ebeveynleri vesilesiyle olmakta. Ayrıca çocuk, genetik olarak da ebeveynlerinin kodlarını taşımakta. Bu minvalden olaya bakıldığında ebeveynler sonraki bakım kısmının da ötesinde, topluma erdemli ve zararsız bir birey kazandırma adına çocuk sahibi olmadan önce kendi negatif taraflarını törpüleyip, pozitif taraflarını da arttırmalıdır.

Empati kurma, edepli olma, utanç/hayâ duygusu vb. değerler uzmanların söylemlerine bakarsak erken çocuklukta gelişir. Bu zaman diliminde çocuk, aileyle zaman geçirir. Çocuk aileyle birlikteyken (çoğu zaman da bilinçsiz bir şekilde) gördükleri, duydukları, (hatta uyurken bile kayıt alır) maruz kaldıklarıyla bu konular hakkındaki kodlarını oluşturur. Genelde bizim toplumda “vaaz vermek” çok yaygın olsa da “iyi örnek olmak” kadar kesinlikle etkili bir yöntem de değildir.

İlkel benlik üzerinden bakarsak istekler sınırsızlaşabilir. Bilinçli aklın yeterince gelişmediği çocuklarda aile “sınır çizmeyi” söylemez ve öğretmezse; çocuk sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilemez. Başkasının hakkına tecavüz ettiği durumları normal karşılar.

Adalet, kul hakkı, sorumluluk, zarar vermeme gibi ahlâkî yargılar çocuk yetiştirme sürecinde hem çok önemlidir hem de çocuk için içselleştirilirse değer kazanır. İçselleştirilmeden sadece ceza ve yaptırım üzerinden çocuklara ahlâk öğretilmeye kalkışılırsa yakalanma korkusu olmadığı durumlarda çocuğun yanlış yola sapması kolaylaşacaktır.

Birçok çocuk “akran zorbalığına” (+cinayetlere kadar giden durumlar da var.) uğramakta, çocuk olarak nitelendirilen faillerin de cezai ehliyete sahip olmaması ile de yaptıkları yanına kâr kalabiliyor ve devamında da birçok ailenin hayatı maalesef yıkılabiliyor. Burada failin ailesine bir yaptırım uygulansa ipin ucu kendilerine dokunacağından dolayı çocuklarını düzgün yetiştirmek noktasında belli çabaya girmeleri olası. Tabii keşke sırf ceza korkusu ile olmasa böyle şeyler…

Özenli ebeveynlerin evlatlarının yaptığı güzel fiillerde de ailenin payı vardır ve bu davranışların ödüllendirilmesi hem adaletli bir davranış olur hem de hayatın içerisindeki güzelliklerin artması noktasında motivasyon oluşturur. Neticede “Marifet, iltifata tabidir.”

Ama kimi zaman da ebeveynler, dışarıdan (o meşhur el âlemden) “ne terbiyeli evlât yetiştirmişler” mesajını alabilme uğruna çocuklarını hem çok saf ve hayatın tehlikelerine karşı hazırlıksız, hem de kendisinin ve başkalarının hakkını savunamayacak kadar ürkek, utangaç ve çekingen yetiştiriyorlar. Bu durum hem “akran zorbalığı vs. gibi durumları arttırıyor hem de (uzun vadede) sürekli dile getirdiğimiz kötülüğün yaygınlaşması durumunu oluşturuyor. Çünkü efendi, aile terbiyesi almış bireyler utangaçlıklarından dolayı ana akımda etkin olamıyorlar. Diğer azılı grup ise pervasızlaşarak popüler kültürde belirleyici oluyor.

Sorumlu tutulmaMA kısmına bakacak olursak;

Bu durum pek bilinmese de bazı (hem de nitelikli) spiritüel öğretilerde çocukların ebeveynlerini seçerek geldikleri söylenir. Adaleti belli noktalarda kendi içinde barındırır bu durum. Ama sonuç olarak ispat edilebilecek bir konu değildir. Bu yüzden bu durumun geçerli olup olmaması olay üzerinde çok fazla bir bağlayıcılık getiremez. Kişilerin kabul edip etmemesi üzerinden süreç akar. Tabii eğer geçerli bir bilgi ise bu, çocuk aileyi kendisi seçmiş olduğundan bunun sonuçlarında kendisi pay sahibidir.

Çocuklar içgüdüleriyle hareket edebilmektedir ve bir kerelik kontrolsüz bir hareketin cezasını hemen aileye kesmeye kalkmak biraz insafsızca olur.

Günümüz dünyasında dış etkenlerin ağırlığı çok fazla. Sayısız dijital mecralar, hâkim olan popüler kültür; kendini bu çemberin dışına atmak istesen de bunun mümkünlüğünü zor kılmakta.

Ekonomik sıkıntılar başta olmak üzere genel olarak zor şartlar altında yaşayan ailelerin bu hayat mücadelesinde çocuklarıyla fazla özenli ilgilenebilmesi zor olabilmekte.

Okuldaki öğretmen ve arkadaş çevresi de büyük önem arz ediyor. Çünkü çocuklar etkiye çok açıktır. Öğretmenini, adı üstünde kendisine bir şey öğreten olarak gören öğrenci, değer yargılarını kolaylıkla ona göre şekillendirebilir. Başta okul arkadaşları olmak üzere sosyal çevresinden de kolayca etkilenebilir, onların içerisinde yer edinebilme, onlarla aidiyet kurma adına arkadaşlarıyla benzer davranışlar içerisine girmesi epey mümkün.

Her suçu ebeveyne atmak, çocukların kimlik gelişimini ve sorumluluk bilincini zedeleyebilir. Bununla birlikte aile “günah keçisi” yapılıp çocuk her şeyden muaf tutulunca belli zaman dilimlerinde çocuk (biraz da masum olduğuna kendini de inandırarak) kimse onu suçlamayınca bu durumu istismar edebilir. Ayrıca davranışlarını düzeltme yoluna da gitmez.

Bazı aileler gerçekten düzgün olsa da çocuk çok farklı bir yapıda olabilmekte. Çocukların bazı eylemlerini, istekleri ve çıkarları doğrultusunda bilinçli olarak yaptığına çoğumuz şahit olmuşuzdur. Zaten yanlış davranışlarda bulunan yetişkin bireylere baktığımızda benzer davranışlarını genellikle çocukluk çağında da yaptığını görürüz. Tabi yine bu durumda da belki aile etken olabilir dense de genel olarak çocuğun bir noktada kendi mayası vardır.

Kötü ailede büyümüş olan çocukların direkt ailenin davranışını kopya etmek gibi bir mecburiyeti yok. (Tabii bu söyleyeceğim durum çocukluğun bitiş kısmında daha çok anlam ifade etmekte.) Bilakis oradaki kötü örnekler ve bunun getirdiği kötü sonuçlar, çocuğu daha iyi davranışlar yapabilme konusunda (eğer ki gerçekten niyeti varsa) kamçılayabilir.

Sentezleyecek olursak;

Ebeveynlerin sorumlulukları yadsınamaz bir gerçek. Ebeveyni sorumlu kılarken “çocuktur, bilmiyor” şeklinde etiketlememeye de dikkat etmeli.

Günümüzde dijital mecralar çocuklar üzerinde gerçekten aile kadar etkili. Ama onun bu kadar etkili olabilmesini aile isterse engelleyebilir. Bazı aileler çocuklarını kendi başlarından defetmek adına eline tablet verip gerisine karışmayabiliyor. Bu durum sosyal yozlaşmanın yanında çocuklarda “dikkat eksikliği ve hiper-aktivite bozukluğu”, “anksiyete” gibi semptomlar ve sosyal beceri eksikliği gibi durumların oluşmasına sebep olmakta.

Okuldan kaynaklı olarak bazı negatif alışkanlıklar edinebiliyorsa çocuk, burada ebeveynlerin etkisizliği de mümkün değil. Okulu bir nebze çünkü aile seçiyor. Ebeveyn olmanın ciddiyetine sahip olanla aileler, çocuklarına daha düzgün öğretmen seçebilirler, tahmin ettikleri gibi çıkmazsa değiştirme yoluna da gidebilirler. Ayrıca okuldaki ve mahalledeki arkadaşlarını da takip edip çocuklarının onlarla sosyalleşme sürecini de yönetebilirler. Tabii burada süreç içerisinde tam hakimiyet sağlamaları mümkün olmamakta. Çocuk, arkadaş grubunda yer edinebilme adına ailenin değerlerinden çıkabilmekte. Özellikle de fazla temiz ve dünyanın kirinden bihaber yetiştirilmiş olan çocuklarda bu risk daha da yükselmekte.

Toplumsal yozlaşmanın oluşmasında aile kavramanın çürümesi ve aile dinamiğinin yanlış akmasının önemli bir sebep olması gibi; yine toplumun iyiye gitmesi ve ayağa kalkması da aile bileşeninin gücünün düzgün konumlanması ve kullanılmasıyla olacaktır. Ebeveynler hem kendi çocuklarının hem de başkalarının çocuklarının zorbalığa maruz kalması durumunda çekinik kalmamalıdır. Çünkü “Zulüm susuldukça büyür; haksızlık sessiz kalındıkça çoğalır!” İmam Hazreti Ali de “Haksızlık/zulüm karşısında susan dilsiz şeytandır.” diye buyurmuşlardır. Ayrıca iyi aileler toplumda iyiliğin galebe çalması adına da çocuklarını vakur, etken ve bir duruşa sahip bireyler olarak yetiştirmelidir. Bu şekilde de inşaAllah toplumda iyilik baskın hâle gelecek ve kötülüğün izi yavaş da olsa silinecektir.

MUSTAFA ÖZKUL

Editör: Elif Ünal Yıldız

Daha önceki yazılarımı okudunuz mu?

12-18 OCAK ASTROLOJİ GÜNDEMİ

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mustafa Özkul

1990 İstanbul doğumluyum. Normalde Tıp eğitimi almama rağmen bir süreliğine ara verip uzun süredir hobi olarak ilgilendiğim Astroloji'ye tam ağırlık vermeye başladım. Kehanet yapmaktan çok insanlarda farkındalık oluşturmaya çalışıyorum.