Benim Suçum Değil!

Benim Suçum Değil!

BENİM SUÇUM DEĞİL !

Zil çalınca Emine hemen çantasını toplamaya başladı. Herkesten önce mahalleye girip, eve ulaşmalıydı. Tam sınıfın kapısından çıkıyordu ki Ayşe ve Hatice ile karşılaştı. Ayşe;

– Bekle de birlikte çıkalım, istersen parkta biraz oynar, evlerimize öyle gideriz, dedi.

Emine bu teklifi duyduğuna çok mutlu oldu, ama;

– Üzgünüm, erkenden derslerimi bitirmeliyim, dedi.

– İnek misin kızım sen? Dedi, Hatice.

Emine gülümsedi, okul çantasını sırtına taktı, koşarak sınıftan çıktı. Geç kalmamalıydı.

Sabah okula gitmek için uyandığında yatak yine sırılsıklamdı. Annesi anlamasın diye ıslak pijamalarını, ıslak yatağının içine koymuş; yorganını kapatmış, üzerini değiştirip, okul kıyafetlerini giymişti. Hiçbir şey olmamış gibi mutfağa girmiş, annesi; kardeşi Emin’i hazırlarken kahvaltı etmişti. Herkes hazır olunca, annesinin arabasına binmiş, önce Emin’in anasınıfına, ardından okuluna gitmişlerdi. Okul kapısında annesine suçlu bir gülücük göndermiş, annesi işe gitmek için yola devam ederken, gözden kaybolana kadar ona bakmıştı.

Sınıfa hemen girmek istemiyordu; yıkanmamıştı, çiş kokabilirdi. Birinci sınıftayken Alper diye bir sınıf arkadaşı vardı. Ona her yaklaştıklarında çiş kokusu alırlardı. Kısa zamanda adı “çişli” olmuş, arkadaşları onu oyuna almamışlardı. Alper zamanla kimseyle konuşmamış, teneffüslerde sessizce bahçede arkadaşlarını izler olmuştu. Birinci sınıf bitmeden okuldan ayrılmış, ailesi başka bir yere taşınmış, giderken kimseye “elveda” dememişti. Arkasından sadece İbrahim;

– Ohhh çiş kokusundan kurtulduk, demişti.

Anneme bu olayı anlattığımda, gözlerimin içine bakmış;

– Sen asla böyle bir şey yaşamayacaksın, demişti.

Annem o günden sonra –ki bu haftada bir ya da iki kez oluyordu- her altımı ıslattığımda, hemen üstümü çıkarıp, banyoya sokuyor, tertemiz gönderiyordu okula…

Ama bugün söylemek istememiştim. Utanıyordum. Her gece;

– Lütfen bu gece yatağı ıslatmayayım, diye dua ediyordum. Yatmadan

iki saat önce asla su içmiyordum, annem gece tuvalete kaldırdığında asla itiraz etmiyordum. Tüm bunlara rağmen gece rüyalara dalıyor, koşuyor, oynuyor, zıplıyor, tuvaletim geldiğinde tuvalete gidip çişimi yapmaya başladığım anda, çarşafın ıslaklığıyla uyanıyor, rüya olduğunu anlıyordum.

Gözlerimin dolmasına rüzgar eşlik edince kendime geldim.  Umarım koku kalmamıştır, diyerek sınıfa girdim. Bugün okulda kendimi derslere bir türlü veremedim. Gözlerimi her kapattığımda ıslak pijamam ve çarşafım geliyordu, gözümün önüne…

Annemden önce eve gitmeliydim. Emin’i okulundan bugün annem alacaktı, babamın toplantısı vardı, geç gelecekti. Vakti çok iyi kullanıp, çamaşırları yıkayacaktım.

Merdivenleri koşarak çıktım. Boynumdaki anahtarla kapımızı açtım. Evimiz ve okul arasında iki sokak vardı. O kadar hızlı koşmuştum ki anahtarı tekrar boynuma takıp, kapıyı kapattığım an derin bir ohhh çektim. Okul kıyafetlerimi askıya asıp, ev kıyafetlerimi giydim. Pijamamı, çarşafımı, yorgan kılıfımı, yatak koruyucu örtüyü çıkarıp çamaşır makinasına koydum, kapağı kapattım. Annemden gördüğüm gibi deterjan ve yumuşatıcıyı ekledim, zor değildi. Şimdi yıkama programı seçmem gerekiyordu, acaba hangi programı seçmeliydim? 

Herkeste “çiş” kelimesi iğrenç bir şey gibi söylendiği için “hijyen” yazana getirdim. Vücudumuzdan attığımız bir sıvı neden iğrençti, anlamıyordum. Başarmıştım. Odama gidip temiz nevresimleri taktım, annemin yaptığı gibi olmadı ama fena değildi.

Derslerime oturmak için masama geçtiğimde, kapının kilit sesini ve ayak seslerini duydum.

– Biz geldik, dedi annem.

Kapıya koşup anneme bugün yaptığım şeyin hata olduğunu, hatamı nasıl düzelttiğimi anlatacaktım ki; “biz” in, Emin ve annem olmadığını, yanlarında Emin’ in sınıf arkadaşı Yiğit ve annesi Filiz teyzeyi de kattığını anladım. Paniklemiştim, annemle benim sırrımı söyleyemezdim.

“Hoşgeldiniz Filiz teyze” diyemedim. Ağlamaya başladım.

Kendimi bildim bileli annem, beni utandırmamak için kimsede kalmama izin vermezdi. Tüm kuzenlerim, arkadaşlarım yaz tatillerinde mutlaka bir araya gelir, birbirlerinde yatıya kalırlardı. Bu yüzden, dışlanmış, üzülmüş, odamda gizlice ağlamış ama yatağa kaçırdığımı bilmesinler diye buna katlanmıştım. Yatıya kaldıklarında neler yaptıklarını anlattıklarında kıskanmış, neden ben kalamıyorum diye kendimden nefret etmiştim.

Filiz teyzeyi görünce susmam, konuşamamam, boğazımın hıçkırıkla dolması, bu sırdan bıktığım içindi. Neden yaşıtım her çocuk gibi yataktan kupkuru kalkamıyordum.

Annem;

– Güzel kızım, bir şey mi oldu? İyi misin? Neyin var? ,

derken bir anda çamaşır makinasından “paaaaaaat” diye bir ses geldi. Annem beni kucakladığı için ne yapacağını bilemedi. Filiz teyze koşarak banyoya girip, çamaşır makinasının fişini çekti. Bir an kendimize gelip, Filiz teyzenin peşinden gittiğimizde, hafif bir yanık kokusu ve çamaşır makinasının kapağının arasından sızan köpükler sarmıştı banyoyu…

Annemin bana baktığında, gözlerinin içine bakıp;

– Rezil oldum, sırrımızı saklayamadım, deyip odama koştum.

Odamda ne kadar ağladığımı hatırlamıyorum. Yorgunluktan ve üzüntüden uyuyakalmışım. Annemin saçımı okşamasını hissedip,

– Emine güzel kızım, dediği an irkilerek kalktım.

– Yine mi … dediğim an, baktım ki kuruyum, bir ohhh çektim.

Annem gülümsedi;

– Sakin ol, problem yok, konuşmalıyız, dedi.

Bana bir kurabiye ve bir bardak ılık süt getirmişti. Yatmadan iki saat önce sıvı bir şeyler içmemeliydim. Annem anlamış gibi;

– Önemli değil, akşam yemeğini kaçırdın, yatak odasını göl etsen bile güzel kızımı aç yatıramam, dedi.

Önce Filiz teyzeyle konuştuklarını, uyguladığı yöntemlerin yeterli olmadığını, artık tıbbi bir yardım almamızın gerektiğini, bunların hiçbirinin benim suçum olmadığını, babamın da 12 yaşına kadar yatağa kaçırdığını, bu kadar hassas davranıp beni üzdüğü, hayatımı kısıtladığı için yanlış yaptığını söyledi. Sonra bana sımsıkı sarılıp, defalarca öpüp;

– Özür dilerim, dedi.

  Bu benim suçum değildi. İlk defa korkmadan, suçluluk duymadan huzurla uykuya daldım.

Hafta sonu olduğu için alarmın sesi olmadan gözlerimi açtım, saat 10.00’u geçmişti. Gece tuvalete kalkmamıştım, hemen kendimi kontrol ettim. Kupkuruydum, sevinçle yataktan fırlayıp, mis gibi kokular gelen mutfağa koştum. Benim geldiğimi gören Emin;

– Abla bir daha ağlama, evde yalnızken korkma, beni çağır, gelirim ve seni korurum, dedi.

– Ben de seni her zaman korurum ufaklık, merak etme beni, geçti, dedim.

Kardeşimin tombul yanaklarını kocaman öptüm. Bizi böyle mutlu gören babam;

– Dün olaylı bir gün olmuş galiba, geldiğimde hepiniz uyuyordunuz, dedi gülerek.

– Çamaşır makinası köpükler çıkararak bomba gibi patladı, ablam da korktu, ağladı, dedi Emin.

– Merak etme tamirciyi çağırdık, birazdan gelir, dedi annem.

– Size bir zarar gelmesin de gerisi önemli değil, dedi babam.

Öğleden sonra tamirci geldiğinde, ilk iş içindeki çamaşırları çıkardığında, annemin önce şaşkınlıktan gözleri büyüdü, ardından kahkahalarla gülmeye başladı.

– Emine bir sanat eseri yaratmışsın, dedi.

Pembe nevresim takımımda mor mor dalgalar, bebek pijaması kadar küçülen mavi pijamam vardı elinde. Pijamamım önündeki sarı kelebekler artık yoktu.

Öğrendim ki; çamaşırlar renklerine göre ayrılır, 100 derecede yatak takımı ve pijama yıkanmazmış. Annem bunları zamanla öğreneceğimi, birlikte yapabileceğimizi söyledi. En sonunda sanat eseri! çarşaflarımı bize bırakıp, çamaşır makinesini tamir etmek için atölyeye götürdüler. Birkaç gün çamaşır makinemiz olmayacaktı.

Pazar günü Filiz teyzenin yönlendirmesiyle Dr. Serdar amcanın muayenehanesine gittik. Sıramız geldiğinde sekreter hanım bizi odaya aldı. Dr. Serdar amca uzun boylu ve çok havalı duruyordu. Daha önce aile hekimimiz dışında hiç çocuk doktoru görmemiştim.

Annem sorunumuzu, bütün yaptıklarımızı beş dakika içinde anlattı. Dr. Serdar amca yatağa uzanmamı ve karnımı açmamı istedi annemden.

– Bakalım karnının içinde neler varmış, dedi.

Birlikte jel sürdüğü, Emin’in bilgisayar oyunlarında kullandığına benzer bir aleti gezdirerek, ekranda karnımın içini gösterdi. Karnımın içini seyrederken de hiç bilmediğim güzel bir şarkı söyledi. Doktorluk bu kadar keyifliyse gelecekte ben de doktor olup, Dr. Serdar amca gibi çocukları iyileştirebilirdim. Nasıl bir doktor olacağımı düşünürken,

– İşte bu kadar annesi, üstünü düzelt, yanıma gelin, dedi.

Bizi rahat bırakıp masasına oturdu.

– Tam olarak ne olduğunu anlamamız için, şimdi hemşire hanım bir kan alacak, merak etme sadece sivrisinek ısırığı kadar canın yanacak, hazır mısın? Dedi.

– Hazırım, deyip kafamı salladım. Hemşire hanım geldiğinde biraz ürktüm ama annem elimi tutup, başımı omzuna yasladığında rahatladım.

– 20 dakika içinde sonuçlar hazır olacak hocam, dedi, hemşire hanım elinde bir tüp benim kanımla çıktı.

Doktor Serdar amca çekmecesinden bir çikolatalı gofret verip,

– Sohbet ederken yiyebilirsiniz Emine hanım, diye göz kırptı.

Dr. Serdar amcanın anlattıkları beni rahatlattı. “ENÜREZİS NOKTÜRNA” yani mesane gelişimindeki gecikmenin sonucu olan bir hastalıktı. Mesane; böbreklerimizden süzülen idrarı depolayan ve kasılarak idrarın dışarı atılmasını sağlayan organımızdı. Bunu ilk defa duymuştum. Genelde anne veya babanın çocukluğunda bu problem varsa, yatağa kaçırma; çocuklarında %70’e kadar görülüyormuş.  Buna  “genetik” deniliyormuş. Bunun dışında idrar enfeksiyonu, kabızlık, küçük mesane, derin uykuya geçme, mesanenin aktif çalışması da sebep oluyormuş. Çocuğun hiçbir sağlık problemi yoksa ve yatağı ıslatıyorsa buna; aile, okul veya arkadaş problemlerinden kaynaklı diyorlarmış. Çünkü çocuklar büyürken çok duygusal oluyorlarmış.

Dr. Serdar amca o kadar güzel anlatıyordu ki;

– Bu senin suçun değil, merak etme. 7/11 yaş arası çocukların yaklaşık %30 unda bu problem yaşanıyor, dedi.

O kadar rahatlamıştım ki çikolatalı gofretimin bittiğini fark etmedim. “Enürezis Noktürna” çok havalı bir isimdi ve tekrarlayarak bunu ezberlemeliydim. Sorunumuz bize ne kadar utanç verici gözükse de bir sürü çocuğun bu sorunu yaşadığını bilmek, doktorların böyle sorunları tedavi etmek için eğitim aldıklarını düşünmek mutluluk vericiydi.

Hemşire hanım kapıyı tıklatıp elinde sonuçları masaya bıraktığında, Dr. Serdar amca sonuçlara göz attı ve;

– Sen çok şanslısın. Çoğu anne baba çocukları yatağı ıslattığında onu cezalandırıyor, dedi.

Annem bana sevgiyle baktı.

– Teşekkür ederim, her zaman yanımdaydın, dedim anneme.

Dr. Serdar amca, annemin yatmadan önce sıvı vermemesini doğru buldu ve bir ilaç verdi. Bir ay kullandıktan sonra tekrar kontrole gidecektim.

Büyük bir huzurla ayrıldım muayenehaneden, çok havalı bir hastalığım vardı ve Dr. Serdar amca beni iyileştirecekti.

İlacımı kullanmamın üçüncü haftasında daha rahat uyumaya, daha güvenli kalkmaya başladım. Birinci ayın sonunda yatağımı ıslatmıyor, gülümseyerek uyanıyordum. Dr. Serdar amcaya bunu söylediğimde çok sevindi, kontrol için yine de muayene etti, ilacı bir süre daha kullanacaktım.

Sevinçle çıktık hastaneden, havalı hastalığımı yenmiştim. Artık yaz tatillerinde arkadaşlarımda, kuzenlerimde yatıya kalabilir, onları bize davet edebilirdim. Annemin eve dönmeden önce bana bir sürprizi vardı. Bana ve misafirlerime beğendiğim nevresim takımlarını almak 😊

24/06/2020

Yıldız Tek Gamlı

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Hediye

Yorumlar (1)

  1. Yıldız TEK GAMLI
    • 3/04/2026

    beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yıldız TEK GAMLI

1976 yılında Ankara’nın Altındağ ilçesinin bir semti olan Doğantepe’de büyüdüm. Aslen Nevşehirliyim. Tipik bir Anadolu ailesinin altı çocuğundan biriyim. Konya Selçuk Üniversitesi Akşehir M.Y.O. Muhasebe bölümünü bitirmek dışında Ankara’dan ayrılmadım. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık İşletmeciliğini tamamladım. Amerikan Kültür Derneği’nde İngilizce öğrendim. Bu arada Ankara Tabipler Odası’ndan Hastane Yönetimi eğitimini bitirdim. Tüm bu eğitimleri tamamlarken Ankara Özel Güven Hastanesi’nde 7 yıl çalıştım. Evlenince kendi sağlık işletmemize geçip 4 yıl Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü yürüttüm. AÇEV (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı)’le tanışıp, gönüllü annelik yaptım. Çocuklarla daha mutlu olduğumu fark edince Çocuk Gelişimi ve Eğitimi’ni bitirip, 2 yıl devlet okullarında sözleşmeli, 2 yıl özel kurumlarda İngilizce ve İngilizce Drama öğretmenliği yaptım. Meme ve lenf kanseri nedeniyle çocuklarım olan öğrencilerimden ayrıldım. Tedavim devam ederken TEMA Vakfı ile tanışıp, çocuklara doğayı anlatmanın yanında, ara ara yine onlarla birlikte vakit geçirmenin yolunu buldum. 2019 yılında Bursa Nilüfer’e taşındım. Kızlarım üniversiteye başlayınca, “eğitimin yaşı yok” deyip, hayalim olan Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü (Almanca) okudum. Minik Saka Kuşu, Sabun Kokulu Masal, Lunaparkta Keyifli Bir Gün, Cemilhan'ın Maceraları, Büyüklere Küçüklerden Masallar, Kayıp Balerin, Yüzyılın Masalları, Yavru Kedi, Gökçe Özgür Olmak İstiyor, Bir Pazar Günü, Paylaşmak Çok Güzel kitaplarının yazarı.