NEDEN OMLET DEĞİL DE MENEMEN?

NEDEN OMLET DEĞİL DE MENEMEN?

 

NEDEN OMLET DEĞİL DE MENEMEN?

Bir sabah yumurtayı elime aldım ve düşündüm: Bunun geleceği hakkında neden hep ben karar veriyorum?

Omlet mi olacak, menemen mi? Yoksa bütün bu mutfak telaşından habersiz, kendi kabuğunda kalmak mı isterdi?

İnsan kahvaltı hazırlarken böyle sorular sormamalı. Çay soğuyor, ekmek bayatlıyor, felsefe ise bir türlü doymuyor.

Aristoteles’in olanak ile gerçekleşme arasındaki ayrımını düşününce işler iyice karıştı. Uygun koşullardaki döllenmiş bir yumurta, civciv olma olanağı taşır. Ama benim buzdolabımdaki yumurtanın karşısında uygun koşullardan çok bir tava duruyordu. Demek ki insanın içinde taşıdıkları kadar, karşısına çıkanlar da önemliydi.

Hepimize küçükken “İçindeki potansiyeli ortaya çıkar!” dediler. Kimse o potansiyelin hangi mutfakta, kimin elinde, kaç derece ateşte ortaya çıkacağını anlatmadı.

Belki de hayatın ilk meselesi buydu: Sen civciv olmayı düşünürken bir başkasının canı omlet çekebilirdi.

Tam burada Descartes yetişti.

“Düşünüyorum, öyleyse varım.”

Yumurtaya baktım. Ses çıkarmadı. Bundan düşünmediği sonucunu çıkaramazdım elbette; fakat benim düşündüğüm kesindi. En azından kahvaltı konusunda ciddi bir kararsızlık yaşıyordum.

İnsan kendi varlığından emin olmak için düşünebiliyor da ne istediğinden emin olmak için neden bu kadar zorlanıyordu?

Omlet istiyor muydum gerçekten? Yoksa omlet, daha derli toplu göründüğü için mi bana doğru tercih gibi geliyordu? Tabağa konuyor, biçimini koruyor, düzgünce kesiliyordu. Toplum içinde rahatlıkla “İşte benim kahvaltım,” diyebileceğiniz bir duruşu vardı.

Menemen öyle mi?

Domates bir yerde, biber başka yerde. Yumurtanın nerede başlayıp nerede bittiği belli değil. Üstelik daha sofraya gelmeden soğan meselesi yüzünden görüş ayrılıkları başlıyor.

Omletin özgeçmişi düzenliydi. Menemenin anlatacak hikâyesi vardı.

Sonra Hegel’i düşündüm. Onun çelişki ve oluş üzerine söylediklerini bir kahvaltıya sığdırmak mümkün değildi elbette. Yine de tavaya bakarken insanın aklına geliyordu: Bir şey değiştiğinde eski hâlinden ne kalırdı? Yumurta, domatesle buluştuğunda kendini mi kaybederdi, başka bir bütünün parçası mı olurdu?

Biber bu tartışmaya katılmadı. Çoktan kavrulmuştu.

Belki biz de ilişkilerimizde buna benzer sorularla uğraşıyorduk. Birlikte yaşarken kendimizden ne kadarını koruyabiliyorduk? Başkasına yer açmak, kendi yerimizden vazgeçmek anlamına mı geliyordu? Aynı tavada bulunmak, anlaşmak için yeterli miydi?

Değildi. Bunu dibi tutmuş her kahvaltı biliyordu.

Yumurtayı kırdım.

Büyük bir karar verdiğimi sanmıştım ama asıl kararlar şimdi başlıyordu. Ateşi kısmak, beklemek, karıştırmak… Bir şeyi başlatmanın cesaret istediğini sık sık söylüyorduk. Zamanında durmanın da bir beceri olduğunu ise genellikle yandıktan sonra öğreniyorduk.

Sonunda menemen yaptım.

Bütün düşüncelerim beni zorunlu olarak bu sonuca ulaştırdığı için değil. Domatesler yumuşamıştı; bugün kullanılmaları gerekiyordu.

İşte insanın bütün felsefesini sınayan o küçük ayrıntı: Hayat, düşüncelerimizin arasına olgun bir domates bırakabiliyordu.

Ekmeği böldüm, çayı tazeledim.

Yumurta mı omletten çıkardı, omlet mi yumurtadan, sorusu o sabah çözülemedi. Ama kahvaltı hazırdı. Bazı soruların yanında bir süre yaşayabileceğimi düşündüm.

Yeter ki o sırada menemen soğumasındı.

Yeşim Şahin Yaman

Yeni yazılarımı bekleyiniz!

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    yumurtayla felsefe çakışmış, bir kase çorbayla kimyayı düşünemedim… kaleminize sağlık, keyifle okudum.

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Keyifli bir yazı kaleminize yüreğinize sağlık. Aramıza hoş geldiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeşim Şahin YAMAN

YEŞİM ŞAHİN YAMAN Ankara doğumlu yazar ve emekli diş hekimi Yeşim Şahin Yaman, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunudur. Yalova’da yaşamaktadır. Roman, öykü, şiir, deneme ve senaryo türlerinde eserler üretmekte; Yorucu.com’da yazılar yayımlamaktadır. Sosyoloji ile Halkla İlişkiler ve Reklamcılık eğitimlerini sürdürmektedir. Edebiyatın yanı sıra resim, seramik ve el nakışıyla ilgilenmektedir. ESERLERİ • Sinemanın Büyülü Denizinde Sinopsis Dalgaları • Halkla İlişkiler Dijital İletişim ve Sosyal Sorumluluk Yönetimi • Kriz ve Yönetimi • Dünya Büyük Bir Masaldı • Her Şey Çok Önceden Söylendi • Modern Dünyanın Küçük Delilikleri • Seramik Öyküler • Yanlış Zaman • Dünyanın Mitolojik Aşk Şiirleri • Kömür Karası Bir Türkü • Dağların Nefesi • Yemin ve Kül • Gelecekten Damat • Ekrandaki Kibritler • Diken • Kara Yazma • Geri Geldik • Antarktika Kodu • Berlin’de Kaybolan Bahar • Cinema of Magic • Evvel Zaman İçinde