360. GÜN

360. GÜN

360. GÜN

Gözlerimi açtığımda hastane odasındaydım. Koltukta uyuya kalmışım. Bugün taburcu oluyorum. Tamamen ayık olduğum, kendimi sağlık açısından çok iyi ama ruhsal açıdan berbat hissettiğim 360.gündeyim. Bu süre zarfında defalarca başarısızlığa uğrasam da, burada ve katıldığım toplantılarda hak etmediğim kadar iyi muamele gördüm. Herkes bana iyi davranarak ceza veriyormuş gibi hissettim hatta. Her şeyi berbat etmeseydim eğer, bu muameleler beni mutlu edebilirdi ama etmedi. Sürekli mahcubiyet duymamı sağladı sadece…

Ben, ailesine defalarca söz ve ümit vermiş ama her seferinde o ümitleri öldürmüş ve sözlerini hiç tutamamış bir eş ve babayım. Bu yüzden hayatında her şeyini kaybetmiş biriyim. Hak ettim mi? Elbette ettim. Kendimden başka suçlayabileceğim kimsem yok. Bir yıldır bana çok iyi bakan tüm hemşire ve doktorlarıma tek tek teşekkür edip ayrıldım hastaneden. Eve gideceğim ama ayaklarım geri geri gidiyor. Oysa bir yerden başlamam ve mahvettiğim her şeyi birer birer düzeltmem gerekiyor.

Bir zamanlar kafamın bulanıklığından dolayı net göremediğim, çocukların sesini gürültü sandığım yuvamın tam önünde duruyorum şu an. Kapının ardında ev, beni azarlamak için tetikte bekliyor eminim. Haklı da. ‘Hoş geldin’ diye sevinerek karşılayacak hali yoktu ya! İçeri girip yüzleşme cesaretini göstermem gerek. Nasıl yapacağımı gerçekten bilmiyorum.

Anahtarı çevirip girdiğimde, evin havası, en ufak yaşam belirtisi göstermeyen hali;
-‘Hoş geldin’ dedi yarım ağızla. Seni böyle karşılamak için uzun zamandır bekliyorduk.

Hemen solumda ki portmanto da; ‘Hıh, sen mi geldin? Hiç de iyi görünmüyorsun.’ dedi.

Başımı önüme eğdim. Hiçbirinin yüzüne bakamıyordum. Haklıydılar çünkü. Bundan kat be kat kötü karşılamayı hak etmiştim aslında. Sağ tarafta ki salonun kapısı küstah bir tavırla;
-Gel bakalım. Gel de marifetlerine bir bak, dedi.

Kapısında durup içeri baktım. Kızların solmuş, dökülmüş yılbaşı ağacı da ağzını büzdü beni görünce. O bir ‘Hoş geldin’ bile demedi…
Süsler, açılmamış hediyeler, kukalar, büyüklü, küçüklü noel babalar… Hepsi de can yakıyordu yerlerde.

Sol tarafta mükemmel bir şekilde kurulmuş; ama tek bir lokma bile yenilemeden terkedilmiş bir masa… İçim burkuldu. Hatırlamak istemediğim tüm görüntüler geçti gözümün önünden…Ben de öylece izledim…

Sonra mutfağa gittim. Beni görünce kapı suratıma pat diye kapandı. Açtım ve baktım ona da. Buzdolabının üzerinde çocukların yaptığı süsleri gördüm. Kalbim acıdı. Gözümden yaşlar aktı. Dayanamadım ve çıktım oradan da utanarak.

Odalarına hiç giremedim. Kapıyı dahi açamadım utancımdan. Eşiğine çöktüm. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Kendime etmediğim söz kalmayana kadar, orada öylece oturdum kaldım…

Yatak odasının kapısı açıktı. Gardırop kapakları, şifonyerin çekmeceleri boşaltılmış açık duruyorlardı. Tuvalet masası aniden;
-Ne yüzle geldin acaba buraya? dedi.
Cevap veremedim. Kapıyı kapattım ve oradan da çıktım.

Evin hiçbir yeri, hiçbir eşyası kabul etmiyordu artık beni. Bunca geçen zamanda affetmemişlerdi. Ne yapacağımı bilemedim. Burada artık kalamazdım, yaşayamazdım. Nursel ve kızlar neredelerdi? Nerede yaşıyorlardı? Bunları öğrenmem gerekiyordu. Ama nasıl?

Uzaklardan, yukarıdan veya aşağıdan mı geldiği belli olmayan çocuk sesleri duymaya başladım birden. Ben de onlara seslendim ama duyan olmadı. Gözlerim kapandı. Tekrar açtığımda ise; Hastanede odamda buldum kendimi. Kızlarım yanımdaydı. Tekrar kapattım. Böyle bir şey mümkün değildi çünkü. Halüsinasyon görüyor olmalıydım. Doktor böyle şeyler olabileceğini söylemişti bana. Ama onca tedaviden sonra olmasına şaşırmıştım. Ne güzel iyileşmiştim oysa…

Gözlerimi tekrar açtığımda kızlarım gerçekten yanımdaydı. Yatağımda uzanıyordum üstelik. Eve ne zaman gitmiştim? Ne zaman dönmüştüm? Buraya beni kim getirmişti? Hatırlayamıyordum. Belli ki akşamı kötü geçirmiştim ve tekrar buraya getirilmiştim. Ama kızlarım neden gelmişti onu anlamıyordum. Üstelik Nursel de buradaydı. Ya ölmüş ve cennetteydim; Ya da başka bir şeyler oluyordu.

-Gerçek misiniz? dedim onlara.
-Evet, elbette gerçeğiz, diye cevapladı eşim.
-Nasıl? Eve gittim. Ev ve eşyalar bile çok kızgın bana. Siz nasıl olur da…..?
-Eşyalar ve evle mi konuştun? Bence doktorunu çağıralım ve hemen ilgilenmesini isteyelim seninle. Hayatım, hiç bir şey hatırlamıyor musun?
-Yılbaşı günü. Her şeyi mahvettiğimi hatırlı….Bir dakika, hayatım mı dedin sen bana? Sözümü kesti;
-Hayatım, kabus görmüşsün besbelli. Kafan karışmış. Kazayı hatırlamıyor musun gerçekten? Başımı iki yana salladım.

Ve hemen anlatmaya başladı. Öyle şaşırmıştım ki hayal ve gerçeği ayırt edemez durumdaydım. Gerçekten kabus görmüşüm. Aslında, arabayla kaza yapmışım. 10 gündür hastanede yatıyormuşum. Kaval kemiğim kırılmış ve ameliyat olmuşum. Birdenbire gülmeye hatta kahkahalar atmaya başladım. Eşim iyiden iyiye delirmeye başladığımı sandı. Şüpheyle bakıyordu bana. Hemşire bankosuna doğru gitmeye yönelirken zor durdurdum. Sonra her şeyi anlatacağımı, anlattığımda da bana hak vereceğini, şimdi kızların yanında anlatamayacağımı söyledim. Allahtan ikna oldu o an. Bense hala inanamıyordum.

Kollarımı açtım ve kızlarıma sarıldım, kokularını içime çektim. Eşim elimi tutarken, yaşadığım bu ana şükrettim.

O esnada doktorum içeriye girdi. Eşim kafasına takılmış olacak ki; doktora az önce halüsinasyon yaşadığımı sandığı anları, ev ve eşyalarla yaptığım konuşmaları anlattı. Bense gülüyordum hala. Ne bacağımın kırılmış olması, ne geçirdiğim ameliyat, ne geçirdiğim kaza, hatta halüsinasyonlar bile umurumda değildi. Yaşadığım kabustan sonra onlarla beraberdim ya; Benim için işte bu ömre bedeldi.

Nurcan Özküpeli

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

BEN SENİN GİBİSİNİ ÇOK GÖRDÜM..

Yorumlar (3)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    şiddetin, tacizin, tecavüzün, katledilmelerin rüya olduğu bir dünyada uyanmak dileğimle…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Yüreğinize sağlık.

  3. Ayşe ULAŞ dedi ki:

    Yüreğinize sağlık. Güzel bir öykü. Keşke gerçekten uyanabilsek

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nurcan ÖZKÜPELİ

5,5 yaşımdan beri yazıyorum. Hayatımda kendimi ifade edebildiğim, hayallerimi gerçekleştirebildiğim tek alan yazmak. 70 civarı antoloji içerisinde yer aldım. Küçürek öykü yazarıyım ama antolojiler ile pek çok tür yazıyorum