GERÇEK YALAN

GERÇEK YALAN

GERÇEK YALAN

Daha on iki yaşındaydım, komşunun oğlu ahırda hayvanlara ot vermemizi söylediğinde…

Hızlıca otları vermeye, bulgur pilavına yetişmeye çalışıyordum. O beni izledi sonra kucakladı, elledi, buz gibi hissettim bedenimi, midem bulandı. O gün midenin nasıl bulandığını anladım, bulgur pilavının yanında cacık olsa da bir kaşık yemeden sabahı edebileceğimi… O günden sonra komşu oğullarından hep uzak durdum.

Dört kardeştik, iki ağabeyim, ablam ve ben… Anamı hiç gülerken görmedim, babamdan deli gibi korkardı anam. Ne kadar zayıf, incecikse, babam o kadar iri, güçlü, kuvvetliydi. Bir gün anam, sofrayı geç getirdi diye babamın kaynar tarhana çorbasıyla, siniyi tepesinden aşağı geçirdiğinde anamın neden korktuğunu anladım. O günden sonra tarhana çorbasını hiç sevmedim. Baba olmanın sadece güç göstermek olduğunu düşünüp, gücün kaslardan mı yoksa yürekten mi geldiğini kavramaya çalıştım.

Ağabeyimler babamın gözdesiydi, babam evin temeliyse, ağabeyimler direğiydi. Askerden gelir gelmez evlendiler. Karın boyumuzu aştığı bir günde yengem sobaya kömür getirirken, ağabeyimin kayıp düşmesine gülünce, ertesi gün mosmor gözlerle gördüm yengemi. Oysa yengem çok güzeldi, gülünce çok daha güzel olurdu. Somurtkan insanların neden bir anda çirkin göründüğünü, inci gibi dişlere kan bulanınca inci yaşların döküldüğünü o gün anladım.  Yengemlerin de anam gibi o günden sonra neden hiç gülmediğini kafama yazdım.

Ablam, canım ablam, güzel ablam… Zeytin yeşili gözleri, karanlıktan korktuğumda parlar, elimi tutar, saçma sapan hikâyeler anlatarak güldürürdü beni. Saçımı en güzel o örerdi, saçımdan sirkeleri, bitleri acıtmadan bir tek o temizlerdi. Döşekte yan yana yattık o on dört yaşına gelene kadar… Sonra babam bir boğaz eksilsin dedi, kırk yaşında uzak köyden bir adama ikinci eş olarak 2 dana, 4 koyuna verdi.

Yıllarca hiç haber alamadım, gelmedi baba ocağına. Sonra bir gün muhtar “Kızın, kendini asmış,” dedi. O yaz yirmi bir yaşındaydı ablam, hiç inanmadım, ağlamadım, yas tutmadım. Ablam zeytin yeşili gözleriyle karanlığıma fenerdi, kendini asmamıştı sadece, uçmak için bir ipe ihtiyacı vardı. Bir metre iple nasıl uçulur, tüm acılar nasıl unutulur, kavradım. On beşine gelmiş biri olarak uçmaya gittiğimi anladım…

Ne telli duvak giydirdiler, ne resmi nikâh kıydılar, aldılar götürdüler beni. Gitmeden anama yalvardım, sustu; babamla hiç konuşamazdık zaten, sustum; ağabeylerime yalvardım, dayak yedim. İki gecelik, iki urban, beş yazma, bir yorgan koydular yanıma, bir traktörün arkasına bindirdiler, artık kocanın dediği olacak dediler. Anamı, ablamı, yengemi düşündüm, korktum. Gücüm yoktu, yüreğime baktım, bir kuş kalbi gibi pır pır atıyordu, sustum. Traktörün arkasında bacaklarımı sıkarak sımsıkı oturdum, tırnaklarım ellerimi kanattı, dişlerim çenemi zonklatıyordu, gözlerimi yumdum.

İlk gece çok ağladım, canım çok yandı yine ağladım, ağladığım için dayak yedim tekrar ağladım. O günden sonra hep ağladım… Pis bir ağız kokusu, terli bir beden, koskocaman eller her gece kâbusum oldu. Uyanınca bitmiyordu bu kâbus, her gün hareket etmeme engel oluyor, bedenim, ruhum acılar çekiyor, güneş batmasın diye dualar ettiriyordu. Dualarım hiç kabul olmadı, her gün güneş doğmaya ve batmaya devam etti. Konuşmayı unuttum, kelimeleri yuttum, sadece sesler duyuyordum ama sesim yoktu. Sesimi unuttum.

Ana oldum, ana olmak ne demekti bilmiyordum. Oyuncak bebeğim bile olmadı ki benim. Ben de oyuncak bebekle oynar gibi oynadım, giydirdim, yedirdim, içirdim. Bebeklerim büyüdükçe ben de büyüdüm, ben büyüdükçe kocam dedikleri adam yaşlandı, yatalak oldu, rahatladım. Belki dedim içten edilen duaların yolu çok uzun, anca ulaştı, artık gülebilirim bebeklerimle, nasılsa babam, ağabeyim, kocam görmez dedim. İtiraf ediyorum çocuklarım gülünce gülmeyi başardım.

İki kızım on yaşına geldiğinde yatalak adamla baş edemezsin, ver bebelerini kurtul, dediler. Benim bir çöpüm bile olmadı, bu yaşıma kadar, sahip olduğum tek şeyi, bebelerimi nasıl veririm, dedim. İşte o gün yatalak kocamın kıt kanaat duyulan nefesini yastıkla sonlandırdım. Bundan hiç pişman olmadım.

Artık bebelerimle bir başıma her şeye yeterim, yaşım da yirmi iki dedim. Yapamadım, beni bebeklerimle bir başıma bırakmadılar. Gencecik başınla, üç bebeyle, ona buna laf olursun, dediler. Ağabeyimler ne var ne yok satıp paraları ceplerine koyup, yine bir traktörle, bu sefer üç bebemle köye getirdiler. Bu sefer 3 urbam, bebelerimin 2 kat elbisesi, 3 yorgan, bir döşek vardı yanımda. Evden çıkarmadılar beni aylarca, dul karısın, laf söz gelir, bizi rezil etme diye… Yaşlı anama yardım ettim, ahırı temizledim, hayvanları besledim, onca boğaza her gün aş hazırladım. Bir gün olsun ne ben ne bebelerim tok girmedik yatağa, dul karıydım ben, bebelerimse dul karının çocukları…

En büyük kızım Ayça’m, ay yüzlü kızım on ikisine bastığında, isteyenleri var, verelim, dedi babam. İşte o gün kararımı verdim, ahırın köşesine koyduğum tarım ilacını aldım, hepimizin canını alacaktım. Artık ne ben ne bebelerim ağlayacaktı, aç yatacaktı. Sonra bebelerime baktım, benim hiç oyuncak bebeğim bile olmamıştı. Dünyada bana ait tek varlıklardı. Bebeleri erkenden dama yatırdım, anamı akşamdan önce doyurup, bebelerin ateşi var, dedim, çocukların başlarına koydum.

Yemekler bile önce babamın ve kardeşimin hakkıydı. Ancak annem oturabilirdi babamla, ağabeylerimin yanına… Neyse ki annem bebelerin başındaydı. Tarım ilacı koyduğum yayla çorbasını babama, ağabeylerime, afiyetle yedirdim. Onlar yemek yerken gülümsedim. Artık hayatımda hiçbir erkeğin beni, bebelerimi ağlatmasına izin vermeyecektim.

Onlar sininin başında can çekişirken, yemek yemeyi bekleyen yengelerim ve yeğenlerime baktım. Özgürsünüz, dedim gözlerinin içine bakarak… Yengemin minnetle bana gülümsediğine yemin edebilirim.  Anamı, bebelerimi alıp köyden çıktım. Bu yol nereye gidiyor bilmiyorum, hiç tek başıma yola çıkmadım. Bildiğim tek bir şey var, sonuna kadar yürüyeceğim, yüreğim bir kuşun yüreği değil artık nasır tutmuş ana yüreği… Bacaklarım tarlayı süren katırdan güçlü, artık yorulmaz. Gözlerim bir anamda bir bebelerimde, sımsıkı tutmuşum ellerinden, hepimiz birbirine bağlı.

Bana katil diyemezsiniz; her gün duygularım katledilirken bir kez bile şefkat görmedim. Sadece bir kez olsun yanlarında ben olmasam bile bebelerim benim yaşadığımı yaşamasın istiyorum. İşte bu yüzden güçlüyüm, gücüm yürekten! Beni bu hâle getiren sizsiniz. Gerçeklerime inanmadınız, yalanlarımı gerçek sandınız. Şimdi hangimiz gerçek, hangimiz yalanız?

06/08/2024

Yıldız Tek Gamlı

Diğer yazılarımı okudunuz mu?

Yerleşmeden Düşünen İnsan

 

 

Yorumlar (2)

  1. Yıldız TEK GAMLI dedi ki:

    düşüncelerinizi bekliyorum…

  2. Ozan Kasım KOL dedi ki:

    Çok etkileyici ve kadın gözüyle anlatılan muhteşem bir hikâye, tebrik ediyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yıldız TEK GAMLI

1976 yılında Ankara’nın Altındağ ilçesinin bir semti olan Doğantepe’de büyüdüm. Aslen Nevşehirliyim. Tipik bir Anadolu ailesinin altı çocuğundan biriyim. Konya Selçuk Üniversitesi Akşehir M.Y.O. Muhasebe bölümünü bitirmek dışında Ankara’dan ayrılmadım. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık İşletmeciliğini tamamladım. Amerikan Kültür Derneği’nde İngilizce öğrendim. Bu arada Ankara Tabipler Odası’ndan Hastane Yönetimi eğitimini bitirdim. Tüm bu eğitimleri tamamlarken Ankara Özel Güven Hastanesi’nde 7 yıl çalıştım. Evlenince kendi sağlık işletmemize geçip 4 yıl Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü yürüttüm. AÇEV (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı)’le tanışıp, gönüllü annelik yaptım. Çocuklarla daha mutlu olduğumu fark edince Çocuk Gelişimi ve Eğitimi’ni bitirip, 2 yıl devlet okullarında sözleşmeli, 2 yıl özel kurumlarda İngilizce ve İngilizce Drama öğretmenliği yaptım. Meme ve lenf kanseri nedeniyle çocuklarım olan öğrencilerimden ayrıldım. Tedavim devam ederken TEMA Vakfı ile tanışıp, çocuklara doğayı anlatmanın yanında, ara ara yine onlarla birlikte vakit geçirmenin yolunu buldum. 2019 yılında Bursa Nilüfer’e taşındım. Kızlarım üniversiteye başlayınca, “eğitimin yaşı yok” deyip, hayalim olan Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü (Almanca) okudum. Minik Saka Kuşu, Sabun Kokulu Masal, Lunaparkta Keyifli Bir Gün, Cemilhan'ın Maceraları, Büyüklere Küçüklerden Masallar, Kayıp Balerin, Yüzyılın Masalları, Yavru Kedi, Gökçe Özgür Olmak İstiyor, Bir Pazar Günü, Paylaşmak Çok Güzel kitaplarının yazarı.