Annem Babam Ayrılmasın
- Yazar: Yıldız TEK GAMLI
- 7 Nisan 2026
- 6 kez okundu
ANNEM BABAM AYRILMASIN
Yine kulaklarını tıkamak istiyordu Ege… Yine bu gürültüde okuduğu kitabın içine girememişti. Oysa en sevdiği şey, bir bilim-kurgu hikayesinin içinde kaybolmak, bilmediği yeni dünyaları kurtarmaktı. Her şey babasının eve gelmesiyle başlıyordu. Babası eve geldiğinde bir sessizlik çöküyor, muhabbet kuşları Fıstık bile ötmüyordu. Annesi sessizce yemeklerini koyuyor, dört kişi, dört ayrı dünyada yemeklerini yiyor, sonra sessizce Ege ve ablası Ece odasına çekiliyor, annesi mutfağı toplamaya başlıyor, babası salonda haberleri izliyordu. Her şey buraya kadar normaldi ama annesi mutfağı toplayıp salona gelene kadar… Önce annesi ve babası arasında ufak konuşmalar başlıyordu, sonra nasıl oluyorsa ufak konuşmalar çığ gibi büyüyor;
– Sen bana bağıramazsın, diyordu annesi.
– Sen de bana bağıramazsın, diyordu babası.
Ve… Ne oluyorsa nedenini asla anlayamasa da anne ve babasının yasakladığı hakaretleri birbirine söylediğini duyuyordu. Sonra annesi “Yeter artık!” diye bağırıyor, odasına gidiyordu. Babası hiçbir şey olmamış gibi televizyonu açıyor, saçma sapan belgeselleri izliyordu. Annesinin odasında ağladığını, babasının aslında televizyon seyretmediğini biliyordu Ege. Sadece büyükler kavgalardan sonra böyle davranıyorlardı.
Öğretmenleri, bir gün, bir resim göstermişti. Bu resmi, kendileri gibi bir çocuk çizmişti. Resimde dört tane çöp adam vardı.
– Resimde bir şey dikkatinizi çekti mi? demişti öğretmeni.
Bütün arkadaşları resme bakmışlar, pek bir şeye benzetememişlerdi.
– Bu çocukta resim yeteneği yokmuş, dedi Tuna. Bütün sınıf güldü.
– Ben uzaylıları çizerdim, çöp adam değil, dedi Yusuf.
– Baba çok çirkin görünüyor, dedi Nida.
– Anne de çok iyi değil, dedi Hira.
Öğretmenleri bütün yorumları sabırla dinledi, yorumlar bittikten sonra,
– Bu çocuğun aile resmi, dedi. Dikkat edin anne ve babanın ağzı yok, birbirlerine bağırmasınlar diye. Babanın kolları yok, anneye vurmasın diye. Annenin bacakları yapışık, ne olursa olsun onları terk etmesin diye, dedi.
Ege’yle birlikte bütün sınıf susmuştu o gün. O anda, o resmi çizen çocuk bütün sınıfın ağzını yok etmişti sanki.
Okuldan eve dönerken, yol boyunca düşündü. Ege resim çizmeyi tercih etmezdi, anne ve babası birbirine bağırırken… Önce; annesinin arkadaşlarını sustururdu. Aslında onları seviyordu ama ne zaman bir araya gelseler;
– Çalışan bir kadınsın, kimseye muhtaç değilsin, asla kendini ezdirme, gerekirse tek başına da başarabilirsin, diyorlardı.
Oysa babası, annesinin kariyerine, iş hayatına müdahale etmez hatta kavga etmediği zamanlarda fikir alışverişlerinde bulunurlardı.
Bir de babaannesini susturmak isterdi. Tabi ki babası, babaannesinin biricik oğluydu, torunlarını çok severdi ama ne zaman annem ve babam kavga etseler;
– Senden iyisini mi bulacak? Yakışıklısın, işin gücün yerinde, çekmek zorunda değilsin bu gelinin dırdırını, derdi.
Oysa annesi, babasıyla ne kadar kavga ederse etsin, asla babaannesine saygısızlık etmez, hep onunla ilgilenmeye çalışırdı.
Bu büyükleri anlamak gerçekten çok zordu…
Eve geldiğinde ablasını kendisine yemek ısıtırken buldu. Ege’yi görünce;
– Sen de ister misin ufaklık? dedi.
Ege aslında hiçbir şey yemek istemiyordu, canı da sıkkındı ama ablasıyla konuşmak istiyordu.
– Elbette isterim, dedi.
Yemeği iştahsız iştahsız ağzına götürürken ablasının onu izlediğini fark etti.
– Söylemek istediğin bir şey mi var? dedi Ece.
Ege bir çırpıda anne ve babasının kavgalarını, öğretmeninin gösterdiği resmi, annesinin arkadaşlarıyla, babasının babaannesiyle olan konuşmalarını anlattı.
– Ooooo ufaklık, ne kadar çok şey biriktirmişsin sen böyle, dedi Ece.
– Sana bir sır vereyim mi? diye devam etti.
Ege telaşlanmıştı, sırlardan hiç hoşlanmazdı.
– Bence annemle babam ayrılacaklar. Arkadaşım İrem’in annesi ve babası da çok kavga ediyorlardı, ayrıldılar, dedi Ece.
– Ayrılmak ne demek, ayrı odalarda mı yaşayacaklar? dedi Ege.
– Hayır ufaklık, öyle değil. Farklı evlerde yaşayacaklar. Birbirlerini görmeyecekleri için de kavga edemeyecekler. Ben de onların sesini duymamak için bangır bangır müzik dinlemek zorunda kalmayacağım.
– Ben ayrılmalarını istemiyorum! Annemi de babamı da çok seviyorum! diye bağırarak odasına koştu Ege. Yatağına kapandı, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bir süre sonra sıkıntılı bir şekilde uyuyakaldı. Yumuşak bir elin saçını okşamasıyla gözlerini açtı. Annesi yanağından öptü, salona gelmesini söyledi.
Anladığı kadarıyla Ece olanı biteni anlatmış, salonda babasıyla oturuyor, kardeşinin oturmasını bekliyordu.
– Sizi üzdüğümüz için özür dileriz, dedi annesi. Bunları yaşattığımız için de üzgünüz…
– Yapmayın o zaman! Ayrılmayın! Siz bizi sevmiyorsunuz, dedi, babasına bakarak Ege.
– Böyle bir şey mümkün mü? Annen de ben de sizi canımızdan çok seviyoruz, dedi babası.
– Birbirinizi sevmiyorsunuz, tamam, anladık, dedi Ece ergen ergen.
– Evet, dedi annesi. Ege’yi kucağına aldı, yanağına bir öpücük kondurdu.
– Birinci sınıfta çok sevdiğin bir arkadaşınla, şu an çok konuşmuyorsun. Nedenini söyler misin Ege? dedi annesi.
– Artık onunla anlaşamıyoruz, aynı oyunları sevmiyoruz, beraberken eğlenemiyoruz ama yine de o benim arkadaşım, dedi Ege.
– Biz de babanla evlenmeden ve evlendikten sonra aynı şeyleri yapmaktan, beraber olmaktan büyük mutluluk duyuyorduk. Yıllar geçtikçe ilgilerimiz, sevdiklerimiz değişti. Nasıl siz büyürken istekleriniz değişiyorsa, biz de anne/baba olsak da hem büyüyoruz, hem değişiyoruz. Sizi çok sevdiğimiz için bir arada olmaya ne kadar çabalasak da, birbirimizi kırmaktan, kavga etmekten, bir arada yaşamaktan yorulduk. Babanız çok iyi bir insan ve biz bir arada olmasak da o sizin babanız olmaya, sizi sevmeye, beni desteklemeye devam edecek. Elbette zorlanacağız, elbette sıkıntılarımız olacak. Hiç bir anne/baba ayrılmak istemez ama bazen çocuklarını ve kendilerini üzmemek için ayrılma kararı alırlar, dedi annesi.
– Sadece bu kavgalarla ne sizi, ne de kendimizi üzmek istemiyoruz. Sizin her zaman anne ve babanız olacağız, dedi babası.
Ege anne ve babasının ayrılmasını istemiyordu. Keşke anne/babalar sonsuza dek çocuklarının yanında, birlikte mutlu bir şekilde yaşasalar diye düşünüyordu. Bazen birbirini çok seven insanlar bile kavga edebiliyorlar ve birbirlerini mutsuz edebiliyorlardı. Bunu anne ve babasında görmüştü. İkisini de çok sevse, hep bir arada istese bile bunun olamayacağını, birlikte mutlu olamayacaklarını anlamıştı. Onları mutsuz görmek istemiyordu. Bu ayrılığı kabul etmesi gerekiyordu, kalbi bunu hiç istemese bile…
Ege anne ve babasının evliliğinin bittiğini anlamıştı, sımsıkı annesine sarıldı.
Birkaç hafta sonra babası evden ayrıldı. Kendine Ege ve Ece’nin de odasının olacağı bir ev tuttu. Evin düzenlenmesinde, eşyaların yerleşmesinde annesi, babasına yardım etti.
Boşanma süreci bittiğinde, Ege ve Ece annesiyle birlikte kalacaktı, hafta sonu babasıyla birlikte olacaklardı.
Ege gelecekte ne yaşanacak, bilmiyordu. Artık anne ve babası bir araya geldiklerinde kavga etmiyorlardı. Birlikte yemek yiyorlar, birlikte saatlerce konuşup gülebiliyorlardı. Hafta sonları babasıyla plan yapmak, yeni bir şeyler denemek için can atıyordu. En önemlisi her iki evde kendisine aitti ve uzun bir aradan sonra bağrışmalar olmadığı için kendini huzurlu hissediyordu. Bu ara tarih kitapları da ilgisini çekiyor, yavaş yavaş bilim-kurgu kitaplarının yanında yerini alıyordu. Annesinin dediği gibi büyüyordu ve hep mutlu olacağı şeyleri yapmaya devam edecekti. Kim bilir belki anne ve babası da birlikte mutlu olmaya devam eder, yine aynı evde ama bu sefer kavga etmeden sonsuza dek mutlu olmayı başarırlardı.
Yıldız Tek Gamlı
Ankara/2018
Diğer hikayelerimi okudunuz mu?

beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum...