Yüzüne Yazdıklarım

Yüzüne Yazdıklarım

Yüzüne Yazdıklarım

Alya’ma…

Yüzlerimiz ölüm ilanı vaktin

İnkar etme, “yoruldum” deyişinden belli bu

Tesettüre girişinden bana her gelişinde

Akşam saat dokuzda 

Kalkıp uyumaya gidişinden. 

 

Sen bütün amcaların ecnebi kızı

Dizinden yukarısı evde oturmalıydı

Türban takmalıydı hatta

Birer tay alıp hediye etmeliydi

Çocuklara ve onların üvey analarına 

 

Bak burası çok önemli

Kimisi bakarken

Birden bire çöküyor

Ağaçlar yaprağını döküyor 

O an sinirli ve kara bir yağmur

Aniden sokaklara iniyor İsmail

Annen dul kalıyor bir kez daha

Baban gittiği kutsal şehirde

Sabaha karşı ekstaziden ölüyor.  

 

Böylece baban

En kahraman devrimcimiz oluyor İsmail

Hiç deniz görmeyenler

Bir kızın yüzünü bölüşüyor

Tapu ve kadastro müdürlüğünde

Gözlerin yine bana düşmüyor. 

 

Oysa her seferinde

Süt liman bir geceydi kız

Deniz fenerinin özgürlüğü için

Slogan atmasaydı bazı çevreler

 

Kalbimiz bu suçu işlemeyebilirdi.

Ben başa dönüp Havva’yı

Bir daha everirdim Adem’le

Hem Hilton’da yapardım düğünlerini

Habil öldürmezdi belki kardeşini

Bu kardeş kavgası biterdi 

 

Biz birer seferiyiz Alya

Tam bin yıldır doğuyla batı arasında

Böyle gidip geliyoruz

Atlar ve kılıçlarla.

 

Ölüleri tepelere gömüyoruz

Senin mayolu fotoğrafınla

Mesaj veriyoruz bir taraftan batıya

Diğer taraftan Ortadoğu’ya

Ekstazi satıyor Hüdaverdiler

 

Çok para götürdüler inan

Çok kadın öldürdüler bir tel saç için

Ve sonra da dönüp 

Tekmil verdiler Tanrı’ya 

 

Bak bunu ilk defa sana söylüyorum

Habil’in kanını Kabil’e içirdi bunlar

Son Ankara Savaşı’nda

Yıldırımın karısını

Timur’a yedirdiler canlı canlı

 

Çıkıp, aşiret kavgası dediler buna

Dökülen kanı

Yüzüne sürdüler çarşıdaki hamalın

Alın damarlarının

Ve de dudak kenarlarının

Simsiyah kabardığını gördüler. 

Şiirden şaire istediğiniz kadar yürüyün o yol hiç bitmeyecektir. Şaire bir türlü varamazsınız. Sisifos efsanesi misalidir şaire giden yol. O yüzden ben ne yazsam eksik kalır. Hem de çok eksik. Yeraltı dünyası kadar karmaşık ve karanlık olan şaire doğru şiirinden bir adım da ben atmak istedim naçizane. 

Dünyanın dörtte üçü suysa, müziğin ses, resmin renk, tiyatronun hareket ve edebiyatın da sözcüktür. Sözcük avcısı olan üstattan beni derin etkileyecek bir söz aramaya çalışacağım bu şiirde.  

“Yüzüne Yazdıklarım” derken ne diyor bana diye zihnimi kontrol ediyorum. İlk aklıma gelen; el öperken elini vermeyip “yüzüne vursun” diyen bir büyüğüm aklıma geliyor.

Sonra şiirin ilk cümlesini okuyorum. “Yüzlerimiz ölüm ilanı vaktin” diyor. Elini vermeyen kişinin “yüzüne vursun” derken acaba şair gibi mi düşündü diyorum. Gönlünün güzelliği yüzüne vursun demek istiyor, diyorum.

Şair de şu anki gönlümüzün ölüm ilanını verdiğini yüzümüzde görüldüğünü söylüyor. İlk mısrada genel konuşurken ikinci de hemen özele dönüp “Yoruldum deyişinden belli bu/ Tesettüre girişinden bana her gelişinde/ Akşam saat dokuzda/Kalkıp uyumaya gidişinden, diyor. Ve bu deyişi ikinci mısranın daha ilk iki sözcüğüyle üstüne ve üstüme basarak “İnkar etme” diyerek kocaman bir suçlayışa dönüştürüyor.

İşte beni derin etkileyecek sözcük daha ilk satırlarda boynuma atıyor bir kenet gibi sözcük avcısı olan üstadım. Ya da yaftayı mı demeliydim. 

“Dizinden yukarısı evde oturmalıydı/Türban takmalıydı hatta.” Şimdi de Nesrin Topkapı’nın dans dersi verirken ki sözleri geliyor aklıma. Kalça hareketini öğretirken “Bedeninizin üst kısmı TRT haber spikeri gibi olmalı” diyordu.

Dizden yukarısının tutucu olması gerekliliğini vurgularken, dizden aşağısının ilerici olduğunu bildiğini sezinletmiştir. Çünkü bir çift çıplak ayaktır tüm şiirleri ona yazdıran. 

Şair kendi şiiriyle, şiirine gidilen yolda çarpışmıştır. Bu çarpışmayı yolda gördükleri ve yaşadıklarına bağlar. Ecnebi bir kızdır çarpışmaya sebep olan.

Yoldaki tüm amcalar, yani yabancılar, sadece o ecnebi kıza odaklıdır. Ve sanki çarpışmadan ecnebi kız suçludur da “Birer tay alıp hediye etmeliydi/Çocuklara ve onların üvey analarına” der günah çıkartsın anlamında. “İnkâr etme” deyişi işte tam da burada yine aklıma geliyor şiirden şaire yürürken. 

Yine üstüne basıyor ve en önemli yeri belirtiyor “Kimisi bakarken/Birden bire çöküyor/ Ağaçlar yaprağını döküyor /O an sinirli ve kara bir yağmur/Aniden sokaklara iniyor” Kızın o yolda sadece bir yolcu olmadığını anlıyorsunuz ya da en önemli yolcu olduğunu. Çünkü diğerleri kıza bakarken sendeliyor. Şaire doğru yürüdüğünü hissettikleri için; için için öfkeleniyorlar. Bu öfke “İsmail”

Annen dul kalıyor bir kez daha/Baban gittiği kutsal şehirde/Sabaha karşı extaziden ölüyor” dizeleriyle annesine ve babasına uzanıyor. Annesi o kadar güzel olmasaydı, onu ilahlaştırmasaydı uyuşturmak zorunda kalmazdı kendini babası.

Ve o yolda parçalanan yine kız oluyor. Şair bunu normal görüyor da kendine pay çıkmamasını nasıl anormal buluyor bilemedim. Bir de İsmail bu şiirin neresinde onu bilemedim.

O bizi baştan çıkaran kız oysa “Süt liman bir geceydi” diyor. Gece hiç süt liman olur mu diyorum. Gece şerdir, canlıdır ve ketum. “Kalbimiz bu suçu işlemeyebilirdi” derken, kalbimizin sadece Allah’a ait olduğunu ama her an kayabileceğini söylüyor.

Kalp mihenk taşıdır insanın. Aklın ve gönlün, bedenimizi yönetmesini tertip eder. Ve kalpler Allah’ın ellindeyse ölçü nedir? Ölçü aşktır. Adem’le Havva’nın sevgisidir. İlişkisidir kadın ve erkeğin.

Sen ilk erkeği ve kadını nerede evlendirirsen evlendir, sevgi akmazsa kalpten kalbe Kabil katili oluverir Habil’in. Bunu kimse engelleyemez. Engellememelidir de. O kavga olmalıdır. İyi ve kötü varsa eğer ayrılmalıdır birbirinden. 

“Biz” diyor şair Alya’ya. Yani senle ben. “Seferiyiz” diyor. Yani yolcuyuz. Yani misafiriz. Yani farz namazları iki rekat kılabiliriz ve oruç tutmayabiliriz.

“Tam bin yıldır doğuyla batı arasında” Yani biz Leyla ile Mecnun’uz, Hüsrev ile Şirin, Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber ve Yusuf ile Züleyha’yız. Yani biz Romeo ve Juliet’iz, Aragon ve Elsa, Dali ve Gala, Lasido ve Dosila’yız. “Atlar ve kılıçlarla.

Ölüleri tepelere gömüyoruz.” Öldürüyoruz aşka inanmayanları ve ibret olsun diye insanlığa anıt mezar yapıyoruz onlara. 

Senin mayolu fotoğrafınla/Mesaj veriyoruz bir taraftan batıya/Diğer taraftan Ortadoğu’ya/Extazi satıyor Hüdaverdiler

Afrika’daki aidsten ölenlerin kemiklerinden yapılan tepeler aklıma geliyor şimdi de. Kendini Şeyh kılığına sokmuş giyinik şeytanlarla kendi mezarımızı kazıyor bir yanımız, bir yanımız giyinik çıplaklığıyla göz kırpıyor batıya. Bir kandırmacadır gidiyor kendimizi. 

“Çok kadın öldürdüler bir tel saç için/Ve sonra da dönüp /Tekmil verdiler Tanrı’ya

Bu dizelerle de ay parçası güzellerin zülüflerine dolanıp bunu ilahi aşk adına yaptıklarını ve bundan ekmek yediklerini anlıyorum. Acınılacak bu durumuna bakmayıp bir de Tanrı’nın huzurunda oynuyor son oyununu.

Son bölüme “Bak” diye başlıyor dikkat çekerek ve bunu ikinci kez yapıyor şair. Bak diyor üstüne basa basa. “Bak bunu ilk defa sana söylüyorum” diyor. Kardeşi kardeşe düşürdü bu samimiyetsizlik diyor. “Kan içirdi” derken de kardeş görünen caniler oluverdiler diyor. 

“Yıldırımın karısını/Timur’a yedirdiler canlı canlı/Çıkıp, aşiret kavgası dediler buna” Timur ve Beyazıt, iki Türk, savaştılar, tamam. Tamam, Despina kırk dördüncü eşi oldu Timur’un. Ama bak yerde kalmadı kardeş kavgasının kanı.

“Dökülen kanı/Yüzüne sürdüler çarşıdaki hamalın/Alın damarlarının/Ve de dudak kenarlarının/Simsiyah kabardığını gördüler.” Timur öldü ölmesine kulunçtan fakat gel gör ki hamal olan şair daha vermedi son nefesini.

 

Hasan YILDIZ

Baş Editör: Elif ÜNAL YILDIZ 

Bir Önceki Yazımı Okudunuz mu?

ÇEKİP GİTMEK İSTİYORUM 

Etiketler:

#edebiyat Şiir

Yorumlar (2)

  1. […] Hasan ILDIZ Editör: Nigar KAYA Baş Editör: Elif ÜNAL YILDIZ Diğer Yazılarımı Okudunuz mu? https://fisildayankalemler.org/yuzune-yazdiklarim/       […]

  2. Yıldız Tek Gamlı
    • 28/03/2024

    Çok güzel bir inceleme Neden şiirinizi kendiniz anlatmak istediniz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hasan ILDIZ

02.10.1960 yılında Alaşehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Türk Dili, Çağdaş Türk Dili, Öğretmen Dünyası, ABC, Ege Layf, İnsancıl, Lacivert, Kurgan, Bireylikler, Yaba Edebiyat, Tümolos, Kasaba Sanat, Kurşun Kalem, Varlık, Yasak Meyve, Şiirden, Edebiyat Ortamı, Yedi İklim, Töre, Amanos, Beşparmak, Kasabadan Esinti, Kara Yazı, Şehir Edebiyat, Tay, Aşkın E Hali, Mavi Yeşil, Akatalpa, Dergâh ,Caz Kedisi,Çinikitap dergilerinde 1985 yılından beri şiirleri yayınlanmaktadır. 2006 yılında Kültür Bakanlığı ve Türk Edebiyatı Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği “Türk Dünyası Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması’nda “Sürgün” adlı hikâyesiyle 3.lük ödülü aldı. 2007 yılında Ümraniye Belediyesinin açtığı hikâye yarışmasında “Şeteret Ana” hikâyesiyle mansiyon ödülü aldı. 2008 yılında Mustafa Necati Sepetçioğlu adına düzenlenen hikâye yarışmasında “Gül Satan Çocuk” adlı hikâyesiyle mansiyon aldı. 2011 yılında İLESAM(İlim ve Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) ve Akçağ Yayınevinin ortaklaşa düzenlediği Roman, Hikâye ve İnceleme dosyası yarışmasında, ”Ölmeye Vatan Yahşi” adlı hikaye dosyasıyla birinci oldu.