ŞEMS-İ TEBRİZİ

ŞEMS-İ TEBRİZİ

Ticaret maksadıyla Horasan’ın Bezer vilayetinden Tebriz’e gelip yerleşen babası Melikdad, oğlu Ali adlı bir kişinin oğlu ve Azeri Türklerinden olan Muhammed Şemseddin. Şemseddin yani dinin güneşi lakabıyla tanınmıştır. Hz.Mevlana’nın kadim dostu. Bir nevi hocası da diyebiliriz. İlahi aşkı ve manevi yüksekliği ile duyduğu her bilginin peşinden koşmuştur. Bu yapısından dolayı da Şemseddin Perende ile Kamil-i Tebrizi adlarına sahip olmuştur. Şems İlahi Şemse, güneşe ayna olmaktadır. Hz. Mevlana ise aynaya aşık olurken aslında ondan yansıyan ışığa ve nura aşık olduğunu anlayarak tekamül etmiştir. Hz. Mevlana ise yüzyıllar öncesinden bugüne seslenen “Ne olursan ol yine gel” çağrısıyla bütün insanlığı iyilik ve güzelliğe çağıran bir Allah dostu. 

 

 

Şems-i Tebrizi, 1186 yılında İran’da Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin yönetiminde olan Tebriz şehrinde doğmuş, daha küçük yaşlarından itibaren öğrendiği manevi ilimleri ile dikkat çekmiş, mutasavvıf bir görüşü benimsemiştir. Bölgede ki mürşitlerden Tebrizli Ebubekir Sellaf’ın müridi olarak hizmet etmiş, Hz. Muhammed’in ahlakını örnek edinmiş, dünya ve dünya hayatına, kılık kıyafetine önem vermeyen Şems-i Tebrizi sürekli seyahatler ederek bir arayış içerisinde olmuştur. Özellikle talebelerin oldukları yerleri seçmiş ve onları yetiştirmek için de gezmiştir. Hayatının penceresinden şöyle bir söz ile kendisini anlatmıştır:

Henüz ilk mektepteydim. Peygamber Efendimiz’in sevgisi bende öyle yer etmişti ki, kırk gün geçtiği halde, O’nun muhabbetinden aklıma yemek ve içmek gelmedi. Bazen yemeği hatırlattıklarında, onları elimle yahut başımla reddederdim.
Göklerdeki melekleri ve kabirdekilerin hallerini müşahede edebilirdim.

 

 

 

 

 

Manevi bir arayış içerisinde olan seyahatlere devam eden Şems-i Tebrizi, birgün rüyasın da kendisine bir velinin dost olacağını görür ve Konya’ya doğru yola açıkar. Mevlana Celaleddin Rumi’yi arayışlarında bulmuş ve üç buçuk yıl süren dostlukları neticesin de Hz. Mevlana’ın gönül dünyasın da ve hayatın da büyük değişikliklere vesile olmuştur. Hz. Mevlana’ın ilahi aşkta Hak aşığı yapmakta başarılı olmuştur. Bunun üzerine Hz. Mevlana ilahi aşk şiirlerinden oluşan 44.834 beyitlik Divan-ı Kebir veya Divan-ı Şems-i Tebrizi eseri ile Şems-i Tebrizi tanınmıştır. Kelime anlamı Büyük Divan olan Divan-ı Kebir eserinin ilahi aşktan farklı olarak bazı şiirlerinde rüşvet, yalancılar, menfaatçiler, pazarlardan, çocuklardan ve özgürlükten bahsetmiştir. Bir süre sonra Şems-i Tebrizi Şam’a döndüğü için ayrı düşmüşlerdir. Hz. Mevlana’nın etrafındakiler onda ki büyük değişimi hazmedemediler ve Şems hakkında ileri geri konuşmalar başladılar. Hz. Mevlana konuşmaların hepsini reddetti. Onlara Şems-i Tebrizi’ye duydugu sevgi ve saygıyı sürekli anlattı. Sonrasın da Sultan Veled tarafından Şems-i Tebrizi’nin çağrılması için haber göndererek Konya’ya geri getirdi.

 

 

 

 

Şems-i Tebrizi’nin Konya’yı bir daha terk etmemesi için Hz. Mevlana evinde kalan evlatlık kızı Kimya Hatun ile evlendirir. Lakin Hz.Mevlana’nın oğlu da ona aşıktır. Rivayetlere göre Şems-i Tebrizi bir suikast sırasında öldürülüp, naaşı bir kuyuya atılmıştır. Bazı rivayetler de ise Şems ve Mevlana bir hücrede sohbette iken yedi kişilik bir grup hücrenin önüne gelir. Şems’e dışarı çıkmasını söylerler. Aldığı bıçak darbesiyle ve ortada bir kaç damla kan ile yok olmuştur. Mevlana hemen dışarı çıkar fakat hiç kimse yoktur. Sultan Veled’i uyandırır. Yapılan bütün araştırmalarda Şems-i Tebrizi’nin cesedini bulamadılar. Bu cinayeti işleyenler yedi kişiydi. İçle­rinde Hz.Mevlana’nın oğlu da vardı. Yedisi de kısa sürede çe­şitli sebeplerden öldüler. Sultan Veled, bir gece rüyasında Şems-i Tebrizi gördü. Şems ona; Ben falan yerdeki kuyudayım. Beni buradan alıp defnedin buyurur. Sultan Veled arkadaşlarını alarak bildirilen kuyuya gitti. Ceset hiç bozulmamıştı. Bulunduğu yerden alıp Mevlana’nın medresesine defnettiler. Başka bir rivate göre ise 1247 tarihinde şehit mi edildi, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı mı terk etti kimse bilmez. Şems-i Tebrizi 1248 yılında İran’ın Batı Azerbaycan Eyaleti’nin yönetiminde ki Hoy şehrinde vefat etmiştir.

 

 

Şems-i Tebrizi’nin Aşk Tanımı 

 

 

Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi ”gerçek aşkı hiç olan mı bilir?”  Söylemiş olduğu sözlerle insanların kalbine ve gönül dünyasına dokunmayı başaran bir insandır.

Şems anlatmaya başlar;

 

 

 

 

Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim
Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim
Bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim
ama senden başka kimse duymayacak
Kimse anlamayacak…

 

Ve devam eder;

 

Gönül gözün kapanmış olduğu için, aklın sınırları dışına çıkamıyorsun. Gerçek aşkın ne olduğunu bilmediğin için, fedakarlığın da ne demek olduğunu bilmiyorsun. Çoktan bitmiş, heyecanı sönmüş, ancak ilginç ülkeleri gezerek, eğlenceler düzenleyerek, lezzetli yemekleri midenize indirerek, bedenlerinizi yaralarcasına sevişerek birbirinize katlanabildiğiniz cüzi aşkına bakarak, benimkini yargılıyorsun…

 

Sen gerçek aşk nedir tanımadın ki, beni yargılayabilesin. Sen elini hiç ateşe sokmadın ki, aşk yangınının insan yüreğini nasıl sönmez bir çerağa çevirdiğini görebilesin. Sen, sevgilin için ölmedin, öldürmedin ki, beni anlayabilesin! 

 

Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

 

Kapımıza değil, kalbimize vuran buyursun!

 

İmtihan bu ya. Balığın gönlü, çöle vurulur.

 

Alimken arif oldun peki aşık olmaya namzet misin? Dostluk gül olmaktır, yaprağı ile de, dikeni ile de.

 

İlim üç şeydir: Zikreden dil, şükreden kalp, sabreden beden.

 

Biri gelir seni sen eder, biri gelir seni senden eder.

 

Her şeyin bir hesabı var üzdüğün kadar üzülürsün.

 

Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.

 

Kalp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: Sen yeter ki, sev.

 

Kalp midir insana sev diyen, yoksa yanlızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek? Bir muma ateş olmak mı? Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

 

Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler; heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin.

 

Sen ki doğrusun, doğru kal! Doğruluk göster. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz.

 

Şeytanda insandaki özelliklerin birisi hariç hepsi vardır. Şeytanda eksik olan tek nimet: Aşk. Şeytanın insanı çekememesi aşksızlığındandır.

 

Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.

 

 

Şems-i Tebrizi Türbesi

 

Konya şehrinin merkezinde, Alaeddin Tepesi’nin doğusun da yer alan, geniş bir park içerisinde bulunan Şems-i Tebrizi Türbesi ve Mescidi yanyanadır. Türbe yapılan tahminlere göre 13. yüzyılda inşa edilmiş, eski zamanlar da olan Selçuklu kümbetleri gibi sekizgen bir tambur şeklinde bir külah ile örtülmüştür. Türbenin üst tarafı sonradan yapılan bir kurşun çatı ile kaplanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Hemen altın da bulunan ve ziyaret edilen yerde Şems-i Tebrizi’nin naaşının olduğu mevcut büyük sanduka, boş mu? yoksa Şems gerçekten burada mı defnedilmiştir bilinmez. Ziyaret sırasında bazı insanlar Şems’in kuyusu diye öldürülüp atıldığı kuyuyu, Şems’in kuyusu diye ararlar ama o kuyu göremeyeceğiniz bir yerdedir. Bazı araştırmalar da kuyunun sanduka altında olduğu söylenir. Fakat araştırmalar da orada kuyu değil bir mumyalık olduğu belirtilmiştir. Bilinen bir gerçek var ki Allah velilerinin kalpler de yaşatıldığıdır. Konya’nın Mevlana Türbesi’nden sonra en çok ziyaret edilen noktalarından birisi olmuştur.Her zaman dediğim gibi kalp temizliği ayrı bir dünyadır azizim. Sizin nasıl, ne gözle baktığınıza ve ne hissettiğinize bağlı.Günümüz de insanlar birbirlerinin vücuduna hayransa yada ondaki gösterişe aldanmış ise lakin onda ki hakikate hayran değilse onun adı aşk olmaz.

Sevgiyle kalmanız dileği ile…

 

 

Ey Aşıklar! Kalbinizi gözle gördüğünüze emanet etmeyin.

Furkan DİKER

 

 

Yorumlar (6)

  1. semiraysezgin
    • 14/02/2024

    Konyaya yeniden gitmeliyim bu içimde olanı yine ateşledi. Kalemin daim olsun.

  2. Mehmet Ünal
    • 14/01/2024

    Kalemine yüreğine sağlık

  3. Furkan DİKER
    • 14/12/2023

    Teşekkür ediyorum Yıldız hanım. ''Makalat'' konusunda sizlerle aynı fikirdeyim. Sevgiyle kalın efendim.

  4. Yıldız Gamlı
    • 13/12/2023

    Harika bir yazı Mevlana yı Mevlana yapan Şems tır Keşke sadece böyle değil de "makalat" da anlaşılarak okunsa...

  5. Furkan DİKER
    • 11/12/2023

    Teşekkür ediyorum. Seygiyle kalın efendim.

  6. Zeynep
    • 10/12/2023

    Çok güzel bir yazı olmuş kalemine sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Furkan DİKER

Şair ve yazar Furkan DİKER 1987 Adana Ceyhan doğumludur. Şair ve yazarlık hayatına ilk eseri olan "Kalbimin Cemresi" ile başlamıştır.