GÜNDEME DAİR

GÜNDEME DAİR

GÜNDEME DAİR

   Dünyanın hiç bir ülkesinde, eğitim sistemi Türkiye kadar dejenere olmamış,Türkiye kadar hafife alınmamıştır.

  Sevelim ya da sevmeyelim,Türkiye’de hedefi olan ve insanın niteliğini ortaya çıkarıp onu verimli kılmaya çalışan tek eğitim programı Köy Enstitüleri olmuştur.

  “Bu okullarda komünizm propagandası yapılıyordu,bu okullarda çocuklara ateizm aşılanıyordu,onun için kapattık”savunması;”Yediğim yemekler tuvalete gitmemi gerektiriyordu,o yüzden yemek yemeyi bıraktım.”savunması kadar abesle iştigaldir.

   Bu okullar ABD tarafından incelenmiş ve çok başarılı bir eğitim modeli olduğu görüldüğü için yine ABD’nin talimatıyla kapatılmıştır.ABD bu iş için önce meclisteki toprak ağalarını,şeyhleri ve şıhları kullanmıştır.Sonra da siyasi iktidarın eliyle Köy Enstitüleri’nin boynunu koparmıştır.

Oysa sistemin aksayan yönleri düzeltilerek,insanı üretici kılan,insanın yeteneklerini ortaya çıkarmaya ve değerlendirmeye yönelik bu sistem pekala sürdürülebilirdi.

Köy Enstitüleri kaldırılınca yerine getirilen sistem neydi?

Salt teoriye dayalı bir eğitim.

   Tarlaya gittiğinde yerde gördüğü gübreye “Bu ne?”diye soracak kadar tarımın dışında bir ziraat mühendisi,

   Köylünün hastalanan ineğine şehirdeki masasının başından ilaç yazacak kadar uzak görüşlü veteriner yetiştiren bir sistem.

   Devlete kapağı attıktan sonra masa başında oturarak hiç bir üretkenliği olmadan hayatını garantiye alma sevdasında okumuşlar yetiştiren bir sistem.

  Beyaz yakalılar denen,ak göynekliler denen, elit zümre yetiştiren bir sistem.Makinadan anlamayan makina mühendisi,elektrikten anlamayan elektrik mühendisi,bilgisayardan anlamayan bilgisayar mühendisi yetiştiren bir sistem.

   Pedagojik bilgi açısından bugün sınava alınsa yüzde sekseni sınavı geçemeyecek öğretmenler yetiştiren bir sistem.

  Meslek okullarında meslekten başka her şeyin öğretildiği ama meslek adına son derece yetersiz insanlar üreten bir eğitim sistemi.Elektrik bölümü mezunu bir kişi düşünün ki buat bağlamasını bilmiyor.Bir İmam Hatip mezunu düşünün ki Kuran’ı okuyup anlayacak kadar Arapça bilmiyor.

Bir eğitim sistemi düşünün ki son 50 yıldır sadece öğretmeye odaklanmış,ülkeyi bir dershane cennetine dönüştürmüş ama öğrenmeden önce “eğitimin “verilmesi gerektiğini görmezden gelmiş.Düşünün ki son elli yılda velilerimiz kendileri özel çaba göstermemişse çocuklarımız hiçbir yetenek testine tabi tutulmamış,yeteneklerine göre bir yönlendirmeye tabi tutulmamış  ve bu anlayışın sonucu okullarımız birer “doldur boşalt”kurumları haline gelmiş.

   70’li yılların sonunda Amerika’da doktora,doçentlik öğrenimi görüp gelmiş Eğitim Felsefecilerimiz eğitimi tanımlarken “İnsanda istendik davranışlar oluşturma süreci”diye tanımlarlardı.Bu tanım onlara,eğitim aldıkları,Batı kurumlarında öğretilmişti.Onlar da biz öğretmen adaylarına öğretiyordu.Oysa bu anlayış,devleti yöneten diktatöre ve ya devleti yöneten egemen sınıfa biat eden köleler yetiştirmekten başka bir işe yaramayacak bir anlayıştı.

  Batı, kendi eğitim kurumlarında,”Bireyin yeteneklerini ortaya çıkarma ve geliştirme”olarak tanımlanan bir eğitim anlayışını uyguluyordu.İşte bu nedenledir ki bütün yeni buluşlar batıdan çıkıyor,en iyi sanatçılar,en iyi sporcular Batı’dan çıkıyor,bizse hayran hayran onlara bakıyorduk.Hatta onları seyredebilmemiz için 70 lerde Televizyonu verdiler bize ve kendi değer yargılarını oluk oluk bize akıtarak hem yozlaştırdılar hem de ruhlarımızı ezerek kendi kendimize aşağılık kompleksine soktular bizi.

  Bir çok iyi niyetli insanımız “Bizden bir halt olmaz”diye düşünmeye başladı.

Dünyanın hiç bir okulunda sınıftaki dersin akışını bozan,ve uyarıya rağmen bu tutumunu sürdüren öğrenci sınıfta tutulmaz,derhal dışarıya çıkarılır ki diğer çocukların eğitim ve öğretim hakkı engellenmesin.Bizdeyse her ne olursa olsun öğrenciyi dersten çıkarmak suçtur.Yani sistem diyor ki öğrenciye “Sen sınıfta her türlü itliği yapabilirsin.”Öğretmene de parmak sallıyor”Haaa bak bu çocuğu dışarı çıkarırsan canına okurum.”

Dünyanın hiç bir eğitim sisteminde çocuk salt ebeveynin isteği doğrultusunda yönlendirilmez.Yönlendirmede çocuğun yeteneklerine bakılır.Bizdeyse velinin isteği belirleyici oluyor.

  Bir keresinde sigara içtiği için disiplin cezası verdiğimiz bir öğrencimin velisi,”Çocuğumun sigara içmesine ben izin veriyorum,bunun için ona disiplin cezası veremezsiniz.” demişti.Bu ve benzeri kafa yapılarındaki veliler çocukları yönlendirecek ve bizim eğitim sistemimiz üretken bireyler yetiştirecek.

  Eğitim sistemimizde “Kaynaştırma “diye bir garabet var son yıllarda.Zihinsel engelli çocuğu getirip normal öğrencilerin olduğu sınıfa koyuyor sistem ve “Bu çocuk burada sosyalleşecek”diyor.

  Bana da diyor ki “Sen bu engelli öğrenci için ayrı bir program yapacaksın ve diğerlerine normal programını uygularken bu çocuğa da hazırladığın özel programı uygulayacaksın.

  Engelli çocukların eğitimi konusunda hiç bir eğitim almamış olan ben bu çocuğu ne kadar eğitebilirim acaba?Böyle bir şeyin bilimsellik açısından bir tutarlılığı var mı?Dünyanın hangi ülkesinde uygulanmış ve başarılı olmuş?

  Okulumuzdaki bu tür engelli çocukları gözlemliyorum:

Teneffüslerde diğer çocuklar bunları sarakaya alıyor,hoş olmayan şakalar yapıyor,öğretmenler her dakika bunların başında değiller.Bu çocuklar git gide daha saldırgan olmaya başlıyorlar.Normal sınıflarda hiç bir şey öğrenemedikleri gibi kişilikleri daha da ağır yaralar almış olarak gidiyorlar.Dış ülkelerde bu tür çocuklar için gördüğüm çok güzel örnekler var oysa.Bu çocuklar için yapılmış okullarda,engelli eğitimi için yetiştirilmiş öğretmenlerin elinde, hayata hazırlanıyorlar ve son derece üretken kılınıyorlar.Ağaç işleri,metal işleri,çamur işlerinde bu çocuklara çok güzel şeyler öğretiliyor.Bunları yurdumuzda uygulamaya koymak çok mu zor bir şey?

Eğitim sistemimizde sırıtan bir başka çarpıklık ise “din eğitimi”anlayışımız.Toplumda ihtiyaç olarak eksikliği duyulan hiç bir şeye karşı değilim.Toplumumuzun din eğitimi ihtiyacını karşılamak üzere yüzlerce İmam Hatip Lisesi ve Orta Okulu açıldı.İhtiyaçsa daha fazlası da açılabilir.Din derslerinin çeşitliliği artırıldı.

  Bu da güzel…Ancak bütün bunlar yapılırken okullarımızda din eğitimi yapılmadı ,din bilgisi öğretilmeye çalışıldı.Ahlak eğitimi ise tamamen ortadan kaldırıldı.Oysa ahlak eğitimi vermediğiniz bir kişiye ömrü boyunca din bilgisi öğretseniz de onu dindar yapamazsınız.Din eğitimi konusunda hassasiyetini bildiğimiz bir parti 15 yıldır iktidarda olmasına rağmen,toplumdaki ahlaki çöküntü dip yapmış durumda.Bağımlılık yapan madde kullanımı 11-12 yaşlarına düşmüş durumda.Her konuda olduğu gibi din eğitimi konusunda da bir yanlışın içinde olduğumuz kesin.

  Evinde kaçak su kullanan bir vatandaş,sadece abdest aldığı musluğu saate bağlatmış.Sebebi sorulunca da “O musluktan abdest alıyorum,haram suyla abdest almak istemedim”demiş.Din eğitimi ve ahlaka değil de sadece din öğretimine yoğunlaşırsak ortaya çıkan müslüman tipolojisi böyle bir şey oluyor.

Sözün özü:Eğitim sistemimizde,1947-48’lerden itibaren direksiyonu Amerika ele aldı ve 70 yıldır Türk Eğitim Sistemi,hiç bir niteliği olmayan, sadece kamuda emir komuta zincirine uyan,başını sallayıp maaşını alan,masa başı bekleyen,ay sonunda kendisine takdir edilen maaşı alan ve bütün memurluk hayatı boyunca aldığı maaşın azlığından şikayet ederek ömrünü geçiren bir kitle üretmektedir.

  Niteliksiz eğitimin ürettiği bu kitle bu ülkenin ayaklarına dökülmüş betondur,onun koşmasını bırakın yürümesini bile engellemektedir.Eğitim sistemimiz en kısa zamanda bu yabancı vesayetten kurtarılmalı ve nitelikli,üretken insanlar yetiştirmeye başlamalıdır.

  15 yıldır Nimet Çubukçu,Hüseyin Çelik,Ömer Dinçer ,Nabi Avcı’dan Milli Eğitim Bakanı yapmaya çalışacağımıza Adem Güneş Hocayı bu işin başına getirsek bu sorunu çoktan çözmüştü.

 

 

Hasan ILDIZ

Baş Editör: Elif ÜNAL YILDIZ 

Bir Önceki Yazılarımı Okudunuz mu?

 

ALİNDA MEKTUPLARI 

TOPLUMUN HAFIZASI YERLEŞİM YERLERİ 

 

 

 

Yorumlar (4)

  1. Bekir SEVİK
    • 28/02/2024

    Kaleminize sağlık

  2. Yıldız TEK GAMLI
    • 28/02/2024

    Hocam tek kelimeyle nokta atışı ⭐ Kaleminize sağlık

  3. Zeynep
    • 25/02/2024

    Çok güzel konuya değinmişsinizki kalemine sağlık

  4. Azem CANER
    • 25/02/2024

    O kadar haklısınız ki 😔 köy enstitüleri yaşatılmalıydı! Bir milleti yıkmak için eğitim sistemini yıkın maalesef her yıl daha da kötüye gidiyor. Şimdiki nesil şımarıklık ile özgüveni karıştırıyor..çok üzgünüm çok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hasan ILDIZ

02.10.1960 yılında Alaşehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Türk Dili, Çağdaş Türk Dili, Öğretmen Dünyası, ABC, Ege Layf, İnsancıl, Lacivert, Kurgan, Bireylikler, Yaba Edebiyat, Tümolos, Kasaba Sanat, Kurşun Kalem, Varlık, Yasak Meyve, Şiirden, Edebiyat Ortamı, Yedi İklim, Töre, Amanos, Beşparmak, Kasabadan Esinti, Kara Yazı, Şehir Edebiyat, Tay, Aşkın E Hali, Mavi Yeşil, Akatalpa, Dergâh ,Caz Kedisi,Çinikitap dergilerinde 1985 yılından beri şiirleri yayınlanmaktadır. 2006 yılında Kültür Bakanlığı ve Türk Edebiyatı Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği “Türk Dünyası Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması’nda “Sürgün” adlı hikâyesiyle 3.lük ödülü aldı. 2007 yılında Ümraniye Belediyesinin açtığı hikâye yarışmasında “Şeteret Ana” hikâyesiyle mansiyon ödülü aldı. 2008 yılında Mustafa Necati Sepetçioğlu adına düzenlenen hikâye yarışmasında “Gül Satan Çocuk” adlı hikâyesiyle mansiyon aldı. 2011 yılında İLESAM(İlim ve Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) ve Akçağ Yayınevinin ortaklaşa düzenlediği Roman, Hikâye ve İnceleme dosyası yarışmasında, ”Ölmeye Vatan Yahşi” adlı hikaye dosyasıyla birinci oldu.