GÖNÜL DİLLERİ ANLAŞILMAK İSTER

GÖNÜL DİLLERİ ANLAŞILMAK İSTER

GÖNÜL DİLLERİ ANLAŞILMAK İSTER

   İnsanın en çok yüreği anlaşılmak ister. Hem içindekilerin hem de dışındakilerin mutlu olması için ister bunu. Bu yüzden kendince geliştirebildiği bütün dillerde konuşur yüreğimiz. Çok ya da az bildiği, iyi yada kötü kullandığı bütün dilleri ki bu dillerin hepsi de kendi icadıdır; sürekli anlatır içindekileri.

    Yüreğimizin konuştuğu kesinlikle dışarıdan öğrenilmiş bir dil değildir. O dil yine yüreğimiz tarafından içimizi ve çevremizi okuyup anlayabilme çabamızdan doğmuştur.

     Yüreğinizin kullandığı sözcüklere bir bakın hepsi de sizin verdiğiniz anlamlarla var olmuştur. O yüzden yüreğinizin yarattığı bu sözcüklerin içinizdeki ve dışınızdakilerce anlaşılması çok zor olmuştur. Hatta büyük oranda anlaşılmamıştır. O nedenledir ki sizi dinleyen ve okuyanlar, sizi anlamamış sizi sadece kendi dilinde yorumlamıştır.

Kendi gönül dili sizin söylediklerinize ne anlam verdiyse; onun sözcükleri, sizin sözcüklerinizi, kendi anlamıyla ne kadar örtüştürebildiyse o şekilde ifade etmiştir. O yüzden denir ki anlatılan ya da yazılanın anlamı, dinleyen ye da okuyanın anladığı kadardır derler.

Bu ifade dinleyen ve okuyan için doğru gibi gözüküyor. Anlatan ya da yazanın ,anlatmak istediği anlam bununla sınırlı değil tabi. O kendi kullandığı dilin ifade zenginli, anlatım genişliği içinde kuşkusuz çok daha derin, çok daha girift şeyler yazdı söyledi. Burada anlatıcı açısından bir sınır yok. Sorun dinleyenin dilsel yetersizliğinde.

 Gönül dilimiz sınırsızdır demiştik. Anlatırken, anlaşılmak isterken edebiyatı kullanır, resmi kullanır, müziği kullanır, heykeli, dansı kullanır ve daha bir çok dili…Kendine has bir takım şekiller, imler üretir gönül, bunları kullanır. Bunlar da yetmediğinde sesi, ışığı, rengi, havayı kullanır. Gönül, susmayı, sessizliği bile bir dile dönüştürür ve kendini susarak anlatır.

     Gönül dili öyle gizemlerle, alegorilerle, söz ve anlam sanatlarıyla doludur ki, dinleyeni belki de bir ömür bir labirentin içinde dolaştırabilir ve onu asla çıkışa götürmez.

“Elif, lam, mim” diye başlayan surede olduğu gibi, bir yüreği ömrümüzce okusak, dinlesek de o baştaki, girişteki “Elif, lam, mim”in anlamını hiç çözemeyebiliriz. Onlar bizim için hep sır olarak kalabilir.

   Ben derim ki her gün okuduğunuz, paylaştığınız şiir bir gönül dilidir. Onu size sevdiren ve paylaştıran, o dilde kendi dilinize yakın anlamlar ve sesler bulmanızdır.

Bu yüzden siz de onu kendi gönül dilinizin anlatım aracı olarak alır okur, paylaşırsınız. Gördüğünüz, bir resim, fotoğraf, dinlediğiniz bir müzik; hepsi de birer dildir ve sizin diliniz onunla ortaklık kurabildiği oranda mutlu olur.

  Yukarıda değindiğimiz gibi, yüreğimiz sınırsız bir diller yaratıcısıdır. İçimizi anlatan bir dili vardır yüreğimizin, dışımızdaki, doğayı, insanları, hayvanları, bitkileri anlatan bir dili.

Mesela insanla konuşarak onu anlattığı gibi, ona bakarak da onu kendine, kendini ona anlatır. Bir çiçeğe ya da hayvana dokunarak, ya da karşısına oturup sadece bakarak da kendini ona, onu kendine anlatır.

   Biz insanların bir tek şeye ihtiyacımız var. Bu dilleri anlamaya çalışmak. Biliyorum bu tam olarak imkansız. Bir gönülün dillerini hiç bir zaman tam olarak anlayamayacaksınız.

Ama anlama çabanız bile bu yolda çok anlamlı olacaktır inanın. Anlama çabanız bile size bir çok şey anlatacaktır.

 

Hasan ILDIZ 

Editör: Mesude Bozkurt

Baş Editör: Elif ÜNAL YILDIZ 

Bir Önceki Yazımı Okudunuz mu?

DIŞARIDA 

Etiketler:

#edebiyat

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hasan ILDIZ

02.10.1960 yılında Alaşehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Türk Dili, Çağdaş Türk Dili, Öğretmen Dünyası, ABC, Ege Layf, İnsancıl, Lacivert, Kurgan, Bireylikler, Yaba Edebiyat, Tümolos, Kasaba Sanat, Kurşun Kalem, Varlık, Yasak Meyve, Şiirden, Edebiyat Ortamı, Yedi İklim, Töre, Amanos, Beşparmak, Kasabadan Esinti, Kara Yazı, Şehir Edebiyat, Tay, Aşkın E Hali, Mavi Yeşil, Akatalpa, Dergâh ,Caz Kedisi,Çinikitap dergilerinde 1985 yılından beri şiirleri yayınlanmaktadır. 2006 yılında Kültür Bakanlığı ve Türk Edebiyatı Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği “Türk Dünyası Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması’nda “Sürgün” adlı hikâyesiyle 3.lük ödülü aldı. 2007 yılında Ümraniye Belediyesinin açtığı hikâye yarışmasında “Şeteret Ana” hikâyesiyle mansiyon ödülü aldı. 2008 yılında Mustafa Necati Sepetçioğlu adına düzenlenen hikâye yarışmasında “Gül Satan Çocuk” adlı hikâyesiyle mansiyon aldı. 2011 yılında İLESAM(İlim ve Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) ve Akçağ Yayınevinin ortaklaşa düzenlediği Roman, Hikâye ve İnceleme dosyası yarışmasında, ”Ölmeye Vatan Yahşi” adlı hikaye dosyasıyla birinci oldu.