En Kötüye Hazır Ol

En Kötüye Hazır Ol

En Kötüye Hazır Ol

1987 yılında Matihas Rust adlı 19 yaşındaki Alman genci tek kişilik uçağıyla Sovyet savunma sistemini atlatarak Kızıl Meydan’a indiğinde, yaptığı hareketin dünyada sonun başlangıcı olduğunu, kendisi de bilmiyordu eminim.

Dünya, bu olayda çöken savunma sisteminin, sadece Sovyetler’in değil, aslında ABD hariç bütün dünyanın savunma sistemi olduğunu o günlerde sanırım anlamış değildi.

Bu olaydan sonra alnı akıtmalı adam (Gorbaçov) pes etti. Önce Varşova Paktı, ardından Sovyetler Birliği çöktü. Şeytan’ın Ülkesi de denen ABD için artık dünya bir oyun bahçesiydi. Dünyadaki diğer toplumlar için bir kâbus ama ABD ve onun iç oğlanı İsrail için bir oyun bahçesi.

1990’da en büyük düşmanın ortadan kalkmasıyla ABD ve İsrail yeni durumun keyfini süre süre, tadını çıkara çıkara Yeni Dünya Düzenlerini inşa etmeye başladılar. Bu öyle bir düzendi ki hem eğleniyorlar, zevk alıyorlar hem de neredeyse sıfır kayıp denebilecek hamlelerle dünyanın zenginliğini kendi hazinelerine akıtıyorlardı.

1990’la başlayan bu sürece kimisi 3.Dünya Savaşı dedi. Evet, bu bir Dünya Savaşı’ydı. ABD ve İsrail’in bütün dünyayı kontrol altına alma ve bunu keyfini sürme savaşı. Ancak ABD Vietnam Savaşı’ndan beri cephe savaşına girmiyor artık.

Kendi askerini sahaya sürmek yerine göz koyduğu ülkelerde veya bölgelerde kurduğu terör örgütleriyle amacına ilerliyor ve neredeyse sıfır kayıpla istediğini elde ediyor. Sovyetleri yıkmak için onu kuşatan ülkelerde kurduğu terör örgütlerinin benzerlerini, bugün kaynaklarına el koymak istediği bölgelerde kuruyor.

ABD, Sovyetler çöktükten sonra onun yıkıntıları altındaki yer altı kaynaklarına, tek kurşun atmadan sahip oldu. Bütün geliri gaz ve petrol olan Rusya pazar olarak Batı’ya muhtaç durumda.

Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın bütün yeraltı ve yerüstü kaynakları Batılı şirketlerin elinde. Diğer yandan, 80’lerden itibaren Çin Komünist Partisi’ni dönüştürerek Çin Halkını ayda 50 dolara kendisi için çalışmaya ikna etti. Bunun için de ekstra bir harcama yapmadı.

Son yıllarda gerek dini gerekse etnik nedenlerle ABD çıkarlarına karşı en çok direnen, istenen hızda dönüşüme uyum göstermeyen tek bölge Ortadoğu’ydu. ABD aslında bölgeye hakimdi ancak İki Kutuplu Dünya döneminde kurdukları statüko artık tatmin edici değildi.

Sadece petrol kaynaklarını sömürmek yetmiyor, bir milyarlık Müslüman nüfusu sömürmek istiyordu ve bunun için bölgedeki kralları, emirleri feda etmesi gerekiyordu. Arap Baharı denen rüzgârın bir amacı buydu. İkinci amacı ise İç oğlanı İsrail’e alan açmak. Taliban, PKK, PYD, FETÖ ve başka başka terör örgütleriyle bölge bir kaos alanına dönüştürüldükten sonra şimdi bölgenin dizaynına geçildi. Ortaya atılan BOP projesi bu durumun beyanından başka bir şey değildi ama bölge ülkeleri olaya çok geç uyandılar.

ABD’nin Ortadoğu ile ilgili projeleri Sovyetlerin dağılmasından daha öncelere dayanıyordu ancak büyük düşman yok edilmeden böyle bir projeyi hayata geçirmenin imkânsızlığını bildiği için hep erteledi. İsrail bölgede küçük ilerlemelerle yetindi. Sovyetler yıkılınca artık tehlike kalmamıştı ve BOP büyük bir törenle devreye sokuldu.

Biz 50 yıldır AB bizi almıyor diye AB’ye kızdık ancak bizi AB’ye aldırmayan asıl gücün ABD olduğunu bir türlü göremedik. ABD, BOP projesinden ve Türkiye de dâhil pek çok bölge ülkesinin bölüneceğinden Avrupalılara bahsetmişti ve onlar da bu durumu bildikleri için bizden çok daha kötü durumdaki ülkeleri bile birliğe kabul ettikleri halde bizi dışarıda tuttular.

ABD son NATO toplantısında Avrupa ülkelerine de tekmeyi bastı. “Artık size ihtiyacım yok, NATO sürecekse masrafları üslenin” dedi. Yeni savaş ganimetlerinden de onlara pay vermeyeceğini söyledi. Merkel’in bir taraftan kıçındaki tekme yerini ovuştururken “Artık bize ABD’den fayda yok, kendi savunmamızı kendimiz kurmalıyız. Son günlerde çok önemli şeyler öğrendim.” demesinin altındaki gerçek budur.

Bugün Türkiye ve diğer bölge ülkeleri, ABD tarafından yıllardır kandırılmış olmanın verdiği çaresizlik ve pişmanlıkla Rusya ve Çin’le beraber gidişata dur demeye çalışıyorlar ancak her iki ülkenin de bu projeyi durdurma yönünde yapabileceği fazla bir şey yok.

BOP konusunda fazla agresif olmaması için Rusya’ya yeterli pasta verildi zaten. Ukrayna’nın ve Gürcistan’ın bir kısmını işgaline göz yumuldu. Rusya, bugün Suriye’de sadece daha önceden elde ettiği üslerini kaybetmemek için aktif. Üslerine ABD ve İsrail nezdinde özel bir statü kazandırdığında Esat onun için hiç bir şey ifade etmeyecektir. Rusya dış işleri, bölgedeki Kürtleri ABD’ye terk etmemekten bahsediyor ki bu işin lagalugası. Süreç başarıya ulaşırsa Rusya’nın elinde bir tane bile Kürt kalmayacaktır.

ABD’nin son Katar hamlesi bölgedeki süreci hızlandırma adına yapılmış bir hamle. Bölgenin iki büyük gücü İran ve Türkiye’yi de oyunun içine doğrudan dâhil etmek için yapılmış bir hamle.

Gerek solun Gezi kalkışması, gerekse Fetö’nün darbe girişimiyle içeriden çökertilemeyen Türkiye Katar üzerinden vurulma yolunda. Katar Türkiye’ye ciddi sermaye akışı olan bir ülke. Şu ana kadar Türkiye’ye 20 milyar doların üzerinde doğrudan yatırım yapmış. Bu nedenle Batının Türkiye’ye uyguladıkları ekonomik manipülasyonlar başarılı olamıyor.

İkincisi, Katar ABD’nin yüz milyar dolarlık silah satış projesine evet demeyen bir ülke. Katar üzerinden hem İran hem Türkiye hem de Suudi Arabistan kapıştırılacak ve geride kalan enkazın üzerinde büyük İsrail yeşerecek. Bu plan tutar mı? Tutmaması için önümüzde iki güzel örnek var.

Birisi Çanakkale diğeri Kurtuluş Savaşı. Bu iki savaştan gerekli dersi almışsak ABD ve İsrail’in bu saldırısını da akamete uğratabiliriz. Onları bu bölgeden eli boş gönderebiliriz. Eğer bu iki savaştan gerekli dersi almamışsak Allah yardımcımız olsun. En kötüye hazır ol Türkiye, yeni bir Kurtuluş Savaşıyla karşı karşıyasın.

 

Hasan ILDIZ

Baş Editör: Elif ÜNAL YILDIZ 

Diğer Yazılarımı Okudunuz mu?

https://fisildayankalemler.org/eritiyorlar/

Etiketler:

#gündem dünya

Yorumlar (1)

  1. Bekir SEVİK
    • 13/03/2024

    Kaleminize sağlık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hasan ILDIZ

02.10.1960 yılında Alaşehir’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Türk Dili, Çağdaş Türk Dili, Öğretmen Dünyası, ABC, Ege Layf, İnsancıl, Lacivert, Kurgan, Bireylikler, Yaba Edebiyat, Tümolos, Kasaba Sanat, Kurşun Kalem, Varlık, Yasak Meyve, Şiirden, Edebiyat Ortamı, Yedi İklim, Töre, Amanos, Beşparmak, Kasabadan Esinti, Kara Yazı, Şehir Edebiyat, Tay, Aşkın E Hali, Mavi Yeşil, Akatalpa, Dergâh ,Caz Kedisi,Çinikitap dergilerinde 1985 yılından beri şiirleri yayınlanmaktadır. 2006 yılında Kültür Bakanlığı ve Türk Edebiyatı Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği “Türk Dünyası Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması’nda “Sürgün” adlı hikâyesiyle 3.lük ödülü aldı. 2007 yılında Ümraniye Belediyesinin açtığı hikâye yarışmasında “Şeteret Ana” hikâyesiyle mansiyon ödülü aldı. 2008 yılında Mustafa Necati Sepetçioğlu adına düzenlenen hikâye yarışmasında “Gül Satan Çocuk” adlı hikâyesiyle mansiyon aldı. 2011 yılında İLESAM(İlim ve Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) ve Akçağ Yayınevinin ortaklaşa düzenlediği Roman, Hikâye ve İnceleme dosyası yarışmasında, ”Ölmeye Vatan Yahşi” adlı hikaye dosyasıyla birinci oldu.