DEMOKRASİ JANDARMALARI

DEMOKRASİ JANDARMALARI

DEĞERLİ OKUR

Önceki makalelerimde üstü kapalı da olsa değindiğim bir konuyu bu makalemde açıkça yazmaya karar verdim. Bu konu asırlardır medeniyet ve demokrasinin yılmaz savunucuları olduklarını iddia eden batı dünyasıyla ilgilidir. Demokrasi Jandarmaları Batı dünyası yüzyıllardır kendilerini medeni, diğer halkları barbar olarak tanımlamıştır.

Köleliğin kökleri antik çağa dayanmaktadır. Antik çağdaki tarım devrimiyle birlikte kölelik kurumu meşru bir hal almıştı. Buna mukabil 1580-1640 yılları arasında İspanya olarak bilinse de aslında köleliği Avrupa’da ilk Portekiz, Hollanda ve İngiltere’nin başını çektiği blok başlatmıştır. Siyahi halklardan önce köle olarak kullanılan Slavların siyahilere göre daha dayanıksız ve daha güçsüz olduklarını fark eden İspanyollar siyahi yerlilerin hunharca ve acımasızca çalıştırılmalarında herhangi bir sakınca görmemişlerdir.

Kristof Kolomb’un keşif gemileri Güney Amerika kıyılarına demirliyor, doğal kaynakları, yerlilerin hayatta kalmak için depoladıkları gıda ürünlerini yağmalıyordu. Sonrada silah zoruyla kadın, çocuk ve güçlü erkekleri gemilere doldurup Avrupa kolonilerine hem pazarlarda satmak hem de kullanmak için kaçırıyorlardı.

15.yy sonlarında Portekizliler eliyle başlayan kölelik doğu ve kuzey Afrika limanlarından ticareti yapılan köleler, Portekizlilerin batı Afrika’da bu kişilerin satılması ve düzenli seferler yapmasıyla yeni bir ticaret şeklini aldı.
Amerika’nın keşfiyle Hollanda, İspanya, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin sömürge yarışına girmesiyle köleler zamanla ana ticaret öğelerinden biri haline gelmişti. Portekiz prensi bu insanlık dışı uygulamadan dolayı bir ara halkın tepkisiyle karşılaşmıştı. O dönemin ünlü yazarları, yalancı bilim insanları ve kilise hemen devreye girmek zorunda kaldılar.

Irk bilimciler kölelerin ırklarını incelediklerini iddia ettikleri ve bu türün insan olamayacağının sahte kanıtlarını sundukları makaleler yazmış, satılmış yazarlar, siyahi ırkın insan familyasından olamayacağını anlatan kitaplar yayımlamış, kilise siyahi ırkın tanrı tarafından beyaz ırka gönderilen bir tür olduğunu anlatan toplantılar yapmaya başlamıştı.

Bu iğrenç propaganda o kadar etkili oldu ki halkın büyük çoğunluğu kölelerin insan olmadığına ikna olmuştu. Derilerinin renkleri farklıydı, dilleri farklıydı, inançları farklıydı ve tüm bunlar onların insan olmadığının kanıtıydı. Bu tez tüm Avrupa’da kabul görmüştü. Onlar tanrının insana tıpkı hayvanlar gibi yararlanmaları için gönderilmiş mahlûklardı.

Bu durum yüzyıllar sürdü. Siyahiler sistematik bir şekilde hunharca ve insanlık dışı bir uygulamayla karşı karşıya kalmıştı. Bir köle sadece çalışmak ve sahibini eğlendirmek için var olabilirdi. Kadınları sürekli tecavüzlere maruz kalıyor, çocukları annelerinden çalınıp köle pazarlarında satılıyordu.

Erkekleri özellikle pamuk tarlalarında acımasızca çalıştırılıyorlardı. Başkaldıran köleler ya kırbaç cezası ya da ölümle sonuçlanan cezalandırma yöntemleriyle eziliyordu. Birtakım reformlarla özellikle ABD’de kölelik kaldırılmış olsa da fiilen devam ediyordu.

Çikolatasıyla ünlü ülke İsviçre, Afrika’daki çikolata çekirdeği potansiyelini fark edince Kongo’yu sömürgesi haline getirmiş, yerel halkıda köleleştirmişti. Günün sonunda istenilen miktarda çekirdek toplayamayan kölenin küçük çocuğu varsa sağ eli kesilir ve babasına hediye edilirdi. Çocuğu yoksa eşinin eli kesilirdi. İsviçre de çok meşhur olan el şeklinde bitter çikolata çeşidi bu insanlık dışı uygulamadan gelir.


Hala çok ünlü bu çikolata İsviçre halkı tarafından da beğenilerek tüketilir. 20.yy özellikle ABD de siyahi halka uygulanan dayatmaların ve zorbalıkların tavan yaptığı bir yüzyıldı. Siyahi çocuklar diğer çocuklarla aynı okula gidemez, toplu taşıma araçlarında beyazlara ayrılmış yerlere oturamaz, beyazlarla aynı lokantalara gidemez ve hatta bazı bölgelerde kaldırımlarda dahi yürümeleri bile yasaklanmıştır.

ABD’deki siyahi halklar şuanda kazandıkları hakları tamamen mücadele sonucunda kazanmıştır. Bu mücadele birçoğunun yaşamına mal olsa da Hollywood sinemasının çizdiği tecavüzcü, katil, hırsız zenci imajını silmişlerdir. O yıllarda siyahileri zulümle yenemeyeceklerini anlayan ırkçı güruh sinemayı kullanarak siyahilere bir rol çizmeye çalışmışlardır. Filmlerinde katiller, hırsızlar ve tecavüzcüleri siyahi oyunculardan seçerek algı yaratmışlardır. Bu filmlerden etkilenen halk sokakta gördüğü siyahi birinden korkarak uzaklaşmaya çalışıyor, bir yerde olan herhangi bir suçtan sonra hemen çevredeki siyahiler toplanıyordu.

ABD aynı algıyı Kızılderililer içinde yapmış yıllarca yerlileri canavar, cani ve zorba olarak tanıtıp yaptıkları katliamı meşrulaştırmışlardır. Günümüz de insan haklarında ileri olarak görülen bu devletlerin tarihi katliam ve kıyımla doludur.

Aynı tarihlerde bizim topraklarımızda en basit tabirle hayvan hakları savunuluyor, sokak hayvanlarının her gün taze su ve yiyecek tüketmeleri için vakıflar kuruluyor, yük hayvanlarına fazla yük yükleyenler cezalandırılıyordu.
Avrupa’nın kiliseye başkaldıranları cadı suçlamalarıyla yargılayıp diri diri yaktığı dönemler bu topraklarda bilim ve ilim insanları yetişirdi. Günümüzde maalesef roller değişmiş durumda. Tarihi katliamla geçen medeniyetler bugün medeni ama tarihi hoşgörü olan milletler bugün medeniyet ve hoş görüden çok uzaktalar.

Aslında her şey basit bir süt tozu ile başladı ülkemde. 1948 yıllarında ABD Marshall planı dedikleri güya ikinci dünya savaşından zarar gören devletleri yeniden yapılandırmak istemesiyle başlayan bu süreç Türkiye gibi bu savaşa girmemesine rağmen ekonomisi kötü şekilde etkilenen ülkeleri de kapsıyordu.

ABD bu ülkelere gıda yardımı yapmaya başladı. Bu gıda ürünlerinden en dikkat çeken süt tozu oldu. Süt tozunu özellikle ilkokullara dağıtmak şart koşulmuştu. Halkımız bu ürüne çabuk ısındı, hem ucuzdu, hem de neredeyse sütün aynısıydı. Birkaç yıl sonra süt üreticileri iflas alarmı vermeye başladı. Çocuk felci vakaları tırmanmaya başlıyor, çocukların bağışıklık sistemleri neredeyse çökme noktasına geliyordu.

Aynı dönemler ABD çocuk felci aşısını fahiş fiyatlarla satıyordu ne tesadüfse. Bu plan sadece gıda ile sınırlı da değildi. Avrupa gıdayla beraber kültür adı verdikleri her şeyi topraklarımıza sokmayı başardı. Bizleri temeli hoş görü olan kültürümüzden koparıp attı. Kültürümüz, ilim ve bilime çok önem verirken o kültürden uzaklaştık. Avrupa kültürünü benimseyenler çağdaş, benimsemeyenler bağnaz sayıldı.

Tarihi kan ile yazılmış devletler hala demokrasi götürme adı altında kan dökmeye devam ederken koskoca coğrafyamız sadece seyreder oldu. Dünya’ya demokrasi jandarmalığı yapanlar, iblisin bile aklına gelmeyen planlarla dünyayı bir teknokrasi yönetimine doğru götürüyor. Teknokratlar ise insan türünün tek merkezli yönetimi ile ilgili yıllardır çalışmalar yürütüyor. Kültür her şeydir. Kültürümüzü korumak bizim gelecek nesillere bırakacağımız en büyük mirastır.

Genel Yayın Yönetmeni: Elif Ünal YILDIZ

Editör: Hakan DİNÇAY

Yazarın Diğer Yazılarını Okudunuz mu?

Demokrasimi Tiranlık mı?

 

Yorumlar (5)

  1. Erdal UZUN
    • 29/04/2024

    Güzel bir yazı, tebrikler..

    • 21/04/2024

    Zafer hocam bildiğim Avrupa yı bildiğim gibi anlattığınız için teşekkür ederim 🥰 kaleminize sağlık

  2. Mehmet Ünal
    • 18/04/2024

    Çok güzel bir yazı olmuş kalemine yüreğine sağlık olsun

    • 17/04/2024

    Tebrik Ediyorum Hocam Yine çok Güzel bir konu ele almışsınız Kaleminiz daim olsun Cesur yüreklere selam olsun ✍️🙏

  3. Gül Genç
    • 17/04/2024

    Yine yazmışsın gerçekleri, Zafer. Konuyu anlatımın müthiş. Emeğine sağlık. Keşke iyilik ve güzel ahlak bulaşıcı olsa, hersey para olmasa..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zafer DEĞİRMENCİ

30.08.1979 yılında Erzurum’da doğdu. Babasının memur olması nedeniyle 1983 de Kayseri’ye göç ettiler. İlk, orta ve lise öğrenimini Kayseri’de tamamladı. İş hayatına atılıp sonrasında askerlik görevini tamamladıktan sonra yine değişik işlerde çalıştı. En son 2013 de bir iş için gittiği Diyarbakır da eşi Yeliz Değirmenci ile tanıştı. ve evlenip Diyarbakır’a yerleşti. Roman yazma isteği çocukluğunda babasının eski bir daktiloda yazmaya çalıştığı fakat bir türlü bitiremediği roman denemelerinden gelmekte olup, eşininde desteğiyle ortaya çıktı. Yayımlanan Ağaç dalından kuşlar, Simon, Ölüm var! Hasan ve Çoban isminde dört romanı var. Ayrıca araştırmacı tarih yazarı olan Zafer Değirmenci çeşitli platformlarda yazdığı makalelerlede tanınmaktadır.