BEN ZEHRA

BEN ZEHRA

BEN ZEHRA

“Yaşamımızın anlık hallerinde; kim bilir kaç insanla aynı havayı soluduk, kim bilir kaç kişiyle hızla çarpıştık ve şimdi unuttuk?”

Bazı satırlar vardır; dilsizliğe dil olur, içe doğru uzayıp giden bir bakışta size yoldaşlık eder. Bu esrime anlarında yazarlara; yapıtlarına hayatın büyük sırlarını bize fısıldamakta gösterdikleri eli açıklığa bir kez daha hayran kalır, o anımsayışlardan kendimize yepyeni yaşantılar ediniriz.

Kitabın ifadesi, silinmez bir biçimde, hayatın geçip giderken bıraktığı izlerden biri olarak eklenir okurların yüzüne, gönlüne. İşte Betül Erdoğan imzalı “Ben Zehra” da böylesi kitaplardan birisi.

Bu kitap, önce adıyla düşündürüyor, burkuyor ve anlamaya çağırıyor bizi. Anlaşılmayana işaret ediyor, anlaşılmazı anlamaya ve düşünmeye itiyor bizi. Her şeyin değiştiği söylenen aslında hiçbir şeyin değişmediği bir dünyada yaşarken bazı şeyler nasıl anlaşılır kılınır bilmiyorum. Hele ki düşüncenin zehirle iş birliğini düşününce…

Bu kitapta küçük yaşlarda Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılan Zehra’nın öyküsünü okuyacaksınız. Okurken yurtlarda yetişen çocukların yaşadığı zorluklar ve ruh halinin yanında bu ülkede kadın olmanın zorluklarını da okuyacak, göreceksiniz.

Eserdeki gerçekliğin yaşam gerçekliğiyle sahicilik tabanında kurulan ilişkisi kayda değer düzeyde. Betül Erdoğan bu eserinde biçemiyle özgürlüğünü korumayı ve kendisini yenilemeyi bir kez daha gerçekleştiriyor.

Betül Erdoğan’ın mutlaka herhangi bir zamanın içinde doğan ve yine mutlaka herhangi bir zaman parçasıyla sınırlanmış insanoğlunun, kendisinden çok önce başlamış sonsuzluk nehrine yaşantılardan bıraktıkları var burada.

Okurken “Canı yanar mı hayatın? Esamesi okunur mu birilerinin iğnelerinin?” gibi sorular takılıyor aklınıza. Sorguluyorsunuz bir şeyleri. Tuzağa düşürülmüş bir dünyada insanın yaşama çabası görürsünüz karşınızda.

İstencin tasarımı olan bu dünyada derin ve karmaşık duyguları yaşamamak elde değilken yazar bize biraz da sorgulatarak çıkarır karşımıza ki iyi eder.

Kitapta Türkiye’de kadın olmanın zorluğu bir kez daha çıkar karşımıza. Türkiye’de kadın olmak; zordur… Daha doğduğunuz anda yenik başlarsınız yaşama…

Türkiye’de kadın olmak; dünyaya geldiğinde anne babanın yüzünde buruk bir gülümseme, annenin mahcubiyeti, babanın kederli bakışlarını görmektir…

Toplumdan ayrıştırılmak gereksiz bir eşya gibi köşeye atılmaktır…

Yeri gelince en kutsal varlık olan ana olmak fakat yeri gelince ezilen, sömürülen ve her şeye rağmen hayatını devam ettirmeye çalışan kişi demektir….

Bazen küçük yaşta tarlada çalışmaktan, evlenip çoluk çocukla uğraşmaktan okuyamamak, ama bazen de öğretmen olup bilgi dağıtmaktır. Ama aynı anda öğrencisinden “sen kadınsın, ben senin anlattığın dersi dinlemem” cümlesini duymaktır…

Okula gönderilmemek, çocuk yaşta evlendirilmek, üzerine kuma getirilmek, tecavüze uğradığında suçlanmak, töre cinayetine kurban gitmektir…

Kocaman bir ikiyüzlülüğün, namussuzluğun en kırılgan öznesi olmaktır…

Babanın, dedenin, amcanın, abinin tecavüzüne uğrayıp “komşunun oğluyla konuşuyormuş namussuz” gerekçesiyle öldürülmektir. Tecavüze uğrayıp hamile kaldığında yaşadıklarını derin bir solukla içine çekip, öz kardeşinin kurşunuyla ölmektir…

Okula bile kampanyalarla gitmektir, o da baban her şeye rağmen kalbini temiz tutabilmiş biriyse…

Fikirlerinize saygı duyulmak bir yana, dinlenmemektir.

Hatta toplum içinde kahkaha atarak gülememek demektir… Her duygunuzu, düşüncenizi bastırmanız, içe atmanız demektir…

Sokakta taciz, evde şiddet görmek demektir…

“Kızımsın, seni dövmek boynumun borcudur” deyip döverler, “karımsın, döverim de severim de” derler. Sokakta bakışlara, ağza alınmayacak sözlere maruz kalmaktır.

Güzelseniz ’namussuzsunuz’, çirkinseniz ’işe yaramazsınız’ görüşü hakim olur. Boynunda bir namus yaftasıyla dolaşmak zorunda bırakılmaktır… Namustur kadın…

Namusun yüreklerde kaybolduğu noktada bacak arasında aranır çünkü namus…

Ayıplarla baskılarla, ön yargılarla savaşmaktır…

Hayatınızın her alanında var olabilmek için mücadele etmek zorunda kalmaktır…

Hayatınızın her anında ”Ben de varım!” diye haykırmak istemektir. Birileri tarafından sesinin hep kısılmasıdır.

Öteki olmaya zorlanmaktır. ”Nefes alıyorsak umut var demektir” derler ya, bu ülkede kadınsan ve tüm kötülüklere rağmen hala nefes alabiliyorsan umut değil de şansın var demektir.

Maalesef budur bu topraklarda kadın olmak. Betül Erdoğan zaten zorlu olan bu süreci bir yurt çocuğu olarak yetişen bir kadın gözüyle öyle güzel anlatmış ki, o anlamda daha da özel olduğunu düşünüyorum bu eserin.

“Ben Zehra” İzan Yayıncılıktan çıktı ve toplam 160 sayfadan oluşuyor. Keyifli okumalar…

Editör: Mesude BOZKURT

Genel Yayın Yönetmeni: Elif ÜNAL YILDIZ 

Bir Önceki Yazımı Okumak İster misiniz?

Bülbülü Öldürmek Hakkında

Yorumlar (0)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arzu KÖK

İskenderun/Hatay doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi İskenderun’da aldıktan sonra Ankara Üniversitesi’nde Matematik okudum. Üniversite ile başlayan ve yıllardır süregelen bir Ankaralıyım artık. İlkokul, ortaokul ve lise çağlarımda başlayan okuma sevdam ve sonrasında aldığım ilçe, il ve Türkiye çapındaki derecelerim ile hız kazandı bu serüven. Uzun yıllar Ulus Gazetesinde köşe yazarlığı yaptım. Pek çok dergide şiir ve makalelerim yayınlandı. Hâlâ da okumaya ve yazmaya devam ediyorum. Ben kendimi çok okuyan az yazan biri olarak tanımlarım genelde. Çünkü okudukça doluyor, doldukça boşalıyor ve yazıyorsunuz. Özgür Sanatçılar Derneği Başkanı’yım. Başkent Postası Tv de uzun bir dönem ‘Sanattan Yansımalar’ isimli bir program yaptım.